‘Meczup Sultan’ın orduları Libya’da…

Türkçede de kullanılan “meczup“ kelimesi, Arapça bir deyim ve “deli, kaçık, sapık“ demektir.

Libya siyasetinde bu deyim, ilk defa Birinci Dünya Savaşı sürecinde, Osmanlı’yı kovup “kurtarıcı işgalci“ olarak ülkelerine el koyan İtalya Faşizmi döneminde kullanıldı. İtalyan işgalcilere karşı ulusal kurtuluş bayrağını açan ihtiyar bilge Ömer Muhtar, yeni cinayetler, işkence ve yıkımla gelen İtalyan Faşist diktatörü Mussolini’yi halkına, “meczup“ diye anlatıyordu.

Ve meczup adamın güçleri, Ömer Muhtar‘ı, 1931 yılında yakalanıp idam ettiler. Ama onun başlattığı mücadeleyi söndüremediler. Başkaldırı ateşi harlanarak yandı ve Libya’nın bağımsızlık zaferiyle sonuçlandı.

 Ömer Muhtar’ın öğrencisi olan El Sunisi’nin iktidarı, 1969 yılında, genç bir yarbay olan Muammer El Kaddafi’nin liderliğindeki subaylar tarafından sonlandırıldı. Kaddafi, Ortadoğu’nun katl saltanatçılar geleneğine aykırı düşen bir liderdi. Kendi halkını soyan bir hırsızlar soyundan değildi. Halkına düşman ve katil de değildi. Hizmet için koşuşan, petrol gelirlerlerini halka harcayan bir liderdi.

Ama, petrol gelirine göz diken düşmanları çoktu. Amerika bir gece yarısı evini bombaladı. “Teröristtir“ diyerek, darbe girişimleri düzenledi. Ama, karşı çabalar boşa çıkınca, Libya 2011 yılında, NATO ittifakının saldırısına uğradı. Olayın hazin ve hüzün veren tarafı, Libya’nın müteahhitlerine iş vererek ekonomisini beslediği, ordusuna yardım ettiği Türk devleti, Kaddafi’nin canını almak için yürüyenlerin en başındaydı.

Kaddafi’nin bir zamanlar besledikleri, cellat olarak karşısındaydı.

Bir kargaşa döneminden sonra, Ortadoğu’nun kanlısı Müslüman Biradeler, Trablus merkezli “Ulusal Mutabakat Hükümeti“ni kurdular. Başına da Fayet Al Barraj adında birini getirdiler.

Türk diktatörü Recep Tayyip, Libya’da iktidar olan teşkilatın adamıydı. Biraderlerine açıktan destek vermeye başladı.

Ancak Libya halkı, ülkeyi ona, buna peş-keş çeken bu çete yapılanmasını tutmamıştı. Her yerden, itiraz sesleri yükselmeye başladı. Derken Genelkurmay Eski Başkanı General Halife Hafter muhalefet lideri olarak ortaya çıktı. Anlaşmazlık, silahların konuştuğu savaşa dönüştü. Mareşal, ülke topraklarının çoğunu ele geçirip Trablus kapılarına dayanınca, Recep Tayyip, el altından, yani korsanca Birader Sarraj hükümetine yardıma başladı.

Türk devletinin eli, Kaddafi olayından sonra, Libya’da ikinci kere kanlıydı. Kardeş kavgasını fitne, fesatla körüklüyor, bir tarafı silahla besliyordu.

General Hafter‘in güçleri, bir yardım gemisini yakalayıp el koydular. Dronelerini düşürdüler. Böylece, korsanın maskesi düştü. Yüzü açığa çıktı. Savaş kışkırtıcılığını ve cinayetlerni aleniyete dökmek zorunda kaldı, Türk devleti.

Asker gönderip savaşa dahil olma olayı, parlamento kararına bağlandı.

Recep Tayyip’in dün bir televizyonda açıkladığına göre, asker sevkiyatı başladı, bile…

Ancak hangi asker? Çünkü, Türklerin artık bir tek ordusu yok. Kemalistleri kesip biçmeden arta kalanlardan derlenmiş bir ordu var. Buna halk arasında “İmamın ordusu“ deniyor.

Bir de, eski Roma, daha sonra (yakın zamana kadar) Fransa’nın beslediği “kiralık asker“ (lejyon) birlikleri var. Bunlar, Kürtler tarafından yenilgiye uğratılıp bozgun yaşatılmış IŞİD çeteleri artıklarıdır. Türkler, bunlara “Özgür Suriye Ordusu“ adıyla üniforma giydirip Kürtlere karşı ileri sürdüler. Sonra adını “Suriye Milli Ordusu“ diye değiştiriler. En az 60 bin kişilik ordudur, bu. Dünyanın çeşitli yerlerinden toparlanma kiralık katiller, hırsızlar, soyguncu, tecavüzcü, talancı oluşurlar…

Kravatlı bir Birader olan Recep, bunlara “kendileri bir nevi kuvva-i milliyedir“ diyor. Her neyse, Türk generallerinin emir ile komutası altında Kürt katliamında kullanılan bu katiller, çoktan Libya kıyılarına çıktılar bile…

Ayrıca, MİT’in bir ordusu, onun yanında “intikam yeminleri“ haykıran polis ordusu var. Bu iki güç, bilinmeyen bir zamanda, başını gösterecek muhtemel isyancılara karşı sürtre gerisinde tutuluyor. Yani yarı hafiye, başka bir deyişle kuytuluklarda tutulan gizli ordu…

Ayrıca özel ordular sözkonusu. En önemlisi, kimi Arap ülkelerine de mal gibi personel ihraç eden, SADAT ordusu var, mesala. SADAT, Recep Tayyip’in güvenlik işlerinden sorumlu Başdanışmanı General Adnan Tanrıverdi’nin bir kuruluşudur. Osmanlı Ocakları, o şimdi gizlilik…

Bilinen bir başka ordu ise rejimin “vatansever Mafya“ lideri Sedat Peker’in düzeneği…

Kısacası General Hafter’in “meczup“ dediği Recep Bey, bir değil bir kaç orduya sahip. Bu ordular hayatlar biçip kan döküyor. Kürdistan, Suriye ve Irak’dan sonra, kanlı el şimdi Libya’da.

Suudi Kralı, Mısır lideri, “çek elini, Libyalıların kanına girme“ diye ses veriyor. Libya’nın üçte ikisini temsil eden General Hafter “ölülerinizi toplayıp kaçacaksınız“ diyor.

Kim bilir belki de, Libya seferi, kendini Osmanlı Sultanı sanan Erdoğan’ın sonu olacak. Kim bilir. Saddam da savaşların tanrısı edasıyla Kuveyt’te yürümüştü. Oysa, Libya petrolleri, Kuveyt’in petrolünden daha kıymetlidir. Yedirmezler…

Petrol söz konusu ise Trump ve Putin de kurtaramaz adamı. Biri, buna böyle desin artık…