Melek’in elleri

Faşist TC devleti, Ocak 2018’de paralı askerlerle Efrîn’e işgal saldırılarını başlattığında, bunu sınırındaki bir Kürt özerk yönetiminin oluşturduğu ‘güvenlik tehdidi’ ile gerekçelendirmişti. O tarihten önce Efrîn’den TC tarafına tek bir kurşun bile atılmazken, Rojava’nın en batı ucunda yer alan bu topraklar ise onlarca kez TC’nin havan ve obüslerine hedef olmuştu. Faşist AKP-MHP rejiminin Suriye devlet sınırları içerisinde yer alan bu Kürt bölgesini işgal etmesine karşı durmayan BM ve AB gibi güçler bu gerçeği çok iyi biliyordu. Kendi kamuoyularının yoğun protesto ve tepkilerine rağmen, çok ağır bir uluslararası hak ihlali oluşturan işgali onayladılar.

Demokratiklikleri, hak ve hukuka sözde bağlılıkları ile övünen bu güçler, TC’nin 2013 itibariyle Suriye’nin kuzeyinde ve Rojava’da kullandığı paralı askerlerin DAİŞ’den farksız olduğunun da gayet iyi bilincinde. Örneğin TC’nin 2013’te kurduğu Sultan Murat Tümeni’nin işlediği sivil katliamlar ve işkence suçları ta 2016 yılında Uluslararası Af Örgütü tarafından rapor edildi. BM de Şubat 2017’de yayımladığı bir raporda aynı gücün Kürtlerden intikam amaçlı Şêx Meqsût mahallesinde katliam yaptığını kayda geçirdi.

Buna rağmen Türk devletinin (TC) bu katil sürüsü paralı askerlerle Efrîn’in demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü özerk yönetimine son verip faşizan bir işgal rejimi kurmasına izin verdiler.

Sona erdirmekle övündükleri (sahadaki kayıpları kendileri vermiş gibi) DAİŞ’in alan hakimiyeti, şimdi farklı bir amblemle, DAİŞ’i yenen gücün ve halkın kendini yönettiği alanlarda sürüyor. Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî. Buralar YPG-YPJ güçleri öncülüğünde büyük bedellerle, Türk devleti destekli çetelerden kurtarılmış, savunulmuş, üzerinde demokratik, çoğulcu, çokkültürlü, kadın özgürlükçü alternatif sistem inşa edilmişti.

Şimdi buralarda tekçi, İslamcı, Kürt karşıtı, kadın düşmanı faşizan bir rejim sürüyor. Kürtlere dair ne varsa siliniyor, Türklükle alakası olmayan bu topraklar Türkleştiriliyor, halk asimilasyon ve kültürel soykırıma tabi tutuluyor. İşgal bölgesinden çıkmayan/çıkamayan Kürtler her gün kaçırılıyor, korkunç işkencelerden geçiriliyor, katlediliyor. Cep telefonuyla çekilmiş işkence görüntüleri ailelere gönderiliyor, fidye ödenmemesi durumunda katletme tehditleri savuruluyor.

Bu soykırımcı işgalin en ağırını ise kadınlar yaşıyor. Kaçırılıp esir alınıyorlar. Tecavüz edilip katlediliyorlar. Zorla ailelerinden alınıp İdlib gibi bölgelerde köleleştiriliyorlar. DAİŞ’in Êzîdî kadınlara yaptıklarının aynısını bu kez, AB ve BM’nin mülteci yardımı adı altında TC’ye yolladığı paralarla maaşları ödenen Sultan Murat Tümeni Kürt kadınlarına yapıyor. Arada hiçbir fark yok.

DAİŞ yapınca herkes çığlık attı. TC’nin kurduğu, yönlendirdiği Sultan Murat Tümeni gibi paralı katilleri ve tecavüzcüleri yapınca susuyorlar. Görmezden geliyorlar. Hatta maddi destek sunuyorlar.

O yüzden Efrîn’de işlenen kadın katliamından onlar da sorumlu. Onlar da suçlu. Sadece izin vermekle kalmayıp maddi-manevi destek sundukları için.

Bu nedenle Efrîn’de işlenen insan hak ihlallerini raporlaştırmalarını onlardan beklemek yerine, ortaklıklarını ifşa ve teşhir etmek, söz konusu raporları sivil kuruluşlarla dayanışma yoluyla oluşturmak ve yaymak gereklidir.

Geçtiğimiz günlerde cenazesi Azez’de bulunan 16 yaşındaki Efrînli Melek Nebîh Xelîl’in avuçları bize bunu söylüyor. Uzun uzun toprakta yatan cansız bedenini gösteren fotoğraflara baktım. Başından vurulduktan sonra yüzüstü toprağa düşmüş. Cenazesi çevrildikten sonra çekilen bir fotoğrafta sağ eli gözüküyor. Eli kapalı, avucunda toprak. Kısacık ömrünün son anında toprağa sarılmış elleri. Avucunda topraklı bir yumruk gibi.

O el günlerdir gözlerimin önünden gitmiyor. Efrînli Melek’in eli. O elin parmakları TC’nin Rojava işgaline açık-kapalı onay veren bütün Batılı devlet güçlerinin boynunda. İyi bilinsin bu. Unutulmasın.