Mezhep savaşlarının alternatifi demokratik ulus konfederalizmi

Cengiz Çandar yine yazdı. “Suriye Türkiye’nin Vietnamı olabilir” diye uyardı.

Bu sonuca varmasında, Suudi Prensi Velid bin Talat’ın Kral’a yönelik açık mektubundaki sözleri esinlendirici olmuş. Çünkü Prens Kral’a, “Yemen ülkemizin Vietnam’ı olabilir” uyarısında bulunmuş. Cengiz de haklı olarak Suriye’de El Kaide’nin uzantılarıyla işbirliğine giren Erdoğan devletinin tehlikeli gidişini anlatmak için “Suriye de Türkiye’nin Vietnam’ı olabilir” demiş.

Amerika’nın “Vietnam’ının” sonucu ile Suudilerin ya da Türkiye’nin “Vietnam’ının” sonucu aynı olmaz. Sonuçta Vietnam ABD için öldürücü bir darbe olmadı. Olamazdı da. Dünya dengesi öyle değildi. ABD Vietnam’da utanç verici bir yenilgi yaşadı. Hepsi bu.

Ama eğer Yemen Suudilerin ve Suriye de Türkiye’nin Vietnam’ı olursa, bilin ki, bu iki ülkenin Ortadoğu’da sonu gelir. Böyle bir altüst oluşun faturası akıl almaz derecede ağır olur.

Türkiye seçimle oyalanırken, AKP hükümeti ve Saray Türkiye’yi çok tehlikeli bir geleceğe doğru adım adım sürüklüyor. Seçmen kitleleri öyle bir medya saldırısı altında ki, 8 Haziran’da eğer Erdoğan’ın AKP’si HDP’yi baraj altında bırakmayı başarırsa, Türkiye ertesi gün önü alınmaz bir şekilde Ortadoğu cangılında varını yoğunu yitirmek üzere bir maceraya atılacaktır.

Böyle bir macera “diktaya” benzemez. Diktayı içerideki güçlerle er ya da geç tasfiye etmeyi umabiliriz. Ama Ortadoğu’da “savaşa” bir kere girdik miydi, paramparça oluruz. Birbirimizle boğuşuruz. Küresel güçler nasıl Irak’ı kanlı bir kukla haline getirdiyse, Suriye halkı Amerika ve Rusya arasındaki rekabetin kıskacında ve Türkiye ile İran’ın bölgesel emperyalist rekabetinin kurbanı olmuş ise, Türkiye böyle bir bataklığa girdiği gün bir daha o bataklıktan şimdiki haliyle çıkamaz. Çıktığı zaman, başımıza Osmanlı’nın başına gelenden bin beter bir belanın geldiğini anlayacağız.

Tekrar tekrar yazmak gerekir.

Madem böyle bu AKP’liler ahmak mı, deli mi, divane mi? Bu işin sonunda böyle bir ihtimal olduğunu bile bile neden Türkiye’yi maceraya atsınlar?

Atmak zorundadırlar. Maceraya girme “aşamasına” yükseldiler çünkü. İran bu maceraya balıklama atıldı. Suudiler de öyle. Katar dünden bu işe meraklı. Ortadoğu’da “yeniden paylaşım savaşları” aşamasına girildi. Savaşa girse de girmese de, “rakip devletlerden birisi” kapitalist rekabeti kazanacaktır.

Erdoğan’ın akıl hocaları ahmak değil. Biliyorlar. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” aşamasında olduklarını bilimsel olarak analiz etmiş durumdalar. İran’la Suudi çatışmasını seyretseler de, İran kazanırsa Türkiye’nin de Suudilerle aynı sonu paylaşacağı kesin. O halde savaşa girerek “kazanma” ihtimalini “arttırmaktan” başka çareleri yok.

Şimdi diyeceksiniz ki, madem “AKP için başka çare yok”, o halde “alternatif” de mi yok?

Var. Bölgesel emperyalizmin bölgesel savaşlarına karşı, “Konfederalizm ve demokratik uluslaşma…” Bölgesel savaş, ancak bölge çapında devrimci sürecin zaferiyle durdurulabilir.

Bu hayal midir?

Değildir. Bölgesel emperyalist savaşın “konfederal ve demokratik ulus” alternatifi gerçekçi bir alternatiftir. Ama devrimci anlamda gerçekçi bir alternatiftir. 

Bu alternatifin şu anda Ortadoğu’yu kana boyayan bütün devletlerde öznesi var: Kürdistan halkı. Onun müttefikleri: İran solu, Irak solu, Suriye solu, Yemen solu…

Eğer 7 Haziran’da HDP barajı aşarsa, Ortadoğu savaşının en büyük gücü, NATO üyesi Türkiye’yi “savaş dışında” bırakmak mümkün olacak. Bu mümkün olduğu zaman, Irak’taki “Konfederalizm ve demokratik ulus” öznesi Kürt ulusal demokratik birliği yolunda atılım yapabilecek, İran’daki Kürdistan devrimci güçleri, Suriye’nin kahraman Kobanêsi, “kantonal” Rojavası muazzam bir güç kazanacak. Ve bu gücü kazandığı zaman, NATO üyesi Türkiye gibi İran’ı da, Irak’ı da, Suriye’yi de “savaş dışı” bırakmak üzere ortaya muazzam bir güç çıkacak…

7 Haziran’da bölgenin en güçlü ülkesi Türkiye’yi savaş dışı bırakmak, Ortadoğu’da yaklaşan felaketi önleme imkanını yaratmak demektir.

Tarihte hiçbir seçim 7 Haziran seçimleri kadar önemli olmamıştı.