Moskova hezimeti

İdlib kriziyle gerginleşen Türk-Rus ilişkileri 5 Mart Moskova mutabakatıyla kısmen rölantiye alınmış olsa da, yakın zamanda yeni fırtınalara gebe olmayacağını söylemek zordur. İdlib’i kuşatmaya almış Erdoğan, Suriye siyasetinde 5 Mart’ta Rusya tarafından tamamen kuşatılmış oldu. Moskova anlaşması Erdoğan hükümeti açısından tam bir hezimettir. Bu hezimetin devamı dış siyasette gelecektir, sadece dış siyasette değil iç siyasette de yansımaları olacaktır, zira bu yansımalar çeşitli şekillerde kendisini dışa vurmaya başladı bile.

Moskova’da kapıların açılmasını ve içeri girme icazetini beklerken Erdoğan ve ekibinin kameralara yansıyan görüntüleri gemisi batarken çaresizce izleyen bir kaptanın görüntüsünden farklı değildi.

Erdoğan’ın gemisi su almıyor, batıyor artık. Son bir çırpınış gemi batarken içinden bir şeyler kurtarmanın hesabı yapılıyor. 5 Mart Moskova görüşmesi hezimetti, ancak Erdoğan gemiyi batmaktan kurtaramasa da üzerine binen ağırlıkları kısmen alıp sadece batma süresini geciktirmiş oldu.

Bu batışı gerçekleştiren ırkçılığa varan milliyetçi politikalar, hükümet olmayı aşarak mutlak iktidar ve diktatörlüğe varan zihniyet ve siyasettir. 2002 yılında iktidara gelen AKP ve Erdoğan iktidarın sarhoş edici nimetlerini biriktirdikçe bugünlere adım adım gelmiş oldu.

Suriye iç krizi Erdoğan’ı hayal dünyasına sürüklerken, sarayda Osmanlı padişahlarını aratmayan pozlar, kurulan hayallerin pervasızlığını ortaya koyuyordu. “Zafere giden her yol mubahtır” gibi Makyavelci teoriyi kendisine rehber edinen Erdoğan ve tayfası 2023 hayallerine ulaşmak için her türlü soykırım, işgal, sürgünü gerçekleştirmeyi kendisine hak gördü. Bunun için besleyip büyüttüğü çeteleriyle Suriye-Rojava saldırılarını gerçekleştirirken, daldığı dipsiz kuyudan bir gün çıkmak zorunda olacak olanın kendisi olacağını hiç öngörmedi. Moskova kapılarında boynu büyük şekilde Putin’den sadaka dilenirken, aslında son bir umut yeniden ayağa kalkar mıyımın ince hesaplarını yapıyordu.

İşte tam da bundan dolayı Moskova mutabakatı Erdoğan’ın bir süre daha ayakta durması için can simidi olmuştur. Ancak bu can simidine tutunurken batmakta olan gemiyi kurtarmak ise o kadar kolay olmayacaktır. Rusya-ABD arasındaki boşlukları kullanarak Suriye’de fetihlere kalkışan Erdoğan, her seferinde işgal ve soykırım saldırılarına güzellemeler dizip, bu saldırılarına baharı müjdeleyen isimler koyarak amacına ulaşacağının hesabını yaptı. Kürt’ün katliamına ortak ettirdiği Rusya’dan İdlib’de tokat yerken yalpalamaktan kendisini kurtaramadı ve sonuçta Putin’in ayağına gitmek zorunda kaldı.

Erdoğan için çember giderek daralmaktadır, eni sonu çemberin dışına da itilecektir. Zira İdlib’de kaybetmek Efrîn’de kaybetmektir. Efrîn’de kaybeden Erdoğan’ın Suriye’de tutunması ise mümkün olmayacaktır.

Fakat iş sadece dışarıda kaybetmekle de sınırlı kalmayacak, Erdoğan iktidarını içerde ayakta tutmak da artık mümkün olmayacaktır. Hele ki, Suriye’nin yanı sıra ülkeyi sürüklediği Libya macerasında General Hafter güçlerinin her gün vurduğu darbeler ve giderek sayıları artmaya mahkum asker ölümleri Erdoğan’ın kendi ipini kendisine çektirecektir.

Dışarıda kaybetmeye mahkum İhvancı siyasetin boşlukları kullanarak yol alması biterken, içerde sahte milliyetçi dinciliğe dayalı siyasetin dikiş tutması artık mümkün değildir. Dolayısıyla korkunun dayanılmaz ürkütücülüğü altında Erdoğan hükümetinin dışarıda artık para etmeyen saldırganlığının tümden içe dönmesi yüksek olasılıktır.

Erdoğan bir süre daha manipülatif yöntemlerle iç siyasette ayakta kalabilir. Ancak gerçekler onu daha fazla baskı uygulamaya mahkum edecek, bu da dipten gelecek dalgayı durdurmak yerine her geçen gün daha büyütmeye neden olacaktır. Diyalektiğin etki tepki ikilemi mutlak olarak devrede olacaktır. İdlib macerasına tepki gösterenlere, hatta en ufak bir eleştiri geliştirenlere, sosyal medya üzerinden paylaşım yapanlara anında ve çok sert yönelimler, bir mahkemece suçsuz bulunan birinin bir başka mahkeme tarafından anında yeniden derdest edilmesi Erdoğan’ın baskıcı rejiminin kaçınılmazlığını ortaya koyarken, bu baskının sonuç alması bir yana bu baskı cenderesinde bunalan toplumun daha fazla gür sesle karşı duruşunun işareti olmaktadır.

Özcesi Erdoğan Moskova’da Putin’in ayağına giderken Suriye siyasetinde bir umut yeniden ayağa kalkabilir miyim hesapları yapsa da, hezimete uğramıştır.