Moskova protokolü

İdlib’de tehlikeli bir çatışma tırmanırken, Türkiye ve Rusya’nın Moskova’da vardığı “uzlaşma” geçen haftanın en önemli gündemiydi. Suriyeli mültecilerin AB kapılarına sürülmesi, giderek küresel bir tehdide dönüşen yeni Koronavirüs’ün (Covid-19) Türkiye’de de saptanması tartışmalar arasında, Erdoğan-Putin “uzlaşması” ile İdlib’de yeni bir statüko devreye girmiş oldu. “Askeri faaliyetlerin” durdurulması ile “çatışmalar” şimdilik durmuş görünüyor. Bir “ateşkes” olmayan ateşkes devrede. “Geçici” olduğu herkesçe malum olan bu durumun ne kadar süreceği bilinmese de, görece bir “çatışmasızlık” durumu, diplomatik çabaların sürmesi için son bir şans daha yaratmış oldu.

“Kalıcı ateşkes, güvenli bölge ve Rejim güçlerinin 2018 ateşkes hattına çekilmesi” talebiyle başlayan Moskova görüşmeleri, üç maddeden kısa bir oluşan uzlaşma metni ile taraflarca kamuoyuna duyuruldu. Esasında Soçi Mutabakatının bir “devamı” niteliğinde “ek protokol” olarak açıklanan uzlaşma, Türkiye’nin “taleplerinin” karşılanmadığı bir belge olarak tarihe bir dipnot olarak geçmiş oldu. Acil ve kalıcı bir ateşkes talep eden Türkiye, metinde yazıldığı gibi “İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki temas hattı boyunca tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00.01’den itibaren durdurulacaktır.” askeri faaliyetlerin durdurulması ile yetinmiştir. Oysa “Bahar Kalkanı” adı verilen askeri harekatın amacı Suriye güçlerini, Türkiye’nin İdlib’deki gözlem noktalarının gerisine çekilmesini sağlamaktı. Askeri faaliyetlerin durdurulması bir çatışmasızlık hali yaratırken, “ateşkes” anlamı taşımadığını herkes biliyor. Bu nedenle Ankara’nın kalıcı bir ateşkesi “umması” ve bunu sürekli dillendirmesi, aynı zamanda içine düşülen “açmazı da” ifade ediyor.

M-4 yolu etrafında bir “güvenli koridor tesisi” varılan uzlaşmanın ikinci önemli maddesini oluşturuyor. “Güvenli Bölge” koparmak amacı ile Moskova’ya giden Erdoğan, Rusya ile birlikte “ortak devriyeler” bu kısa protokolün üçüncü maddesini oluşturuyor. Protokole göre “Türk-Rus ortak devriyeleri” 15 Mart’tan itibaren M-4 karayolunda devriye görevine başlayacaklar.

İmzalar atıldıktan sonra, İdlib ve çevresinde belirgin bir çatışmasızlık ortamı yakalanmış durumda. 7 gün içinde oluşturulması karara bağlanan ve M-4 karayolunun bir bölümünü kapsayan “güvenli koridorun” oluşturulması için Türkiye ve Rusya heyetleri arasında çalışmalar başlamış durumda. İdlib’de çatışmasızlık “protokole” bağlanırken, bu durumun ne kadar süreceği oldukça şüpheli.

Rusya’nın iddiası, Türkiye’nin Soçi Mutabakatının gereklerini yerine getirmediği yönündeydi. Bu nedenle ek protokolde bazı konuların altı kalın çizilmiş durumda:

“Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğünün” korunması ve kabulü yeniden imza altına alınıyor.

“Suriye ihtilafının askeri çözümünün olamayacağının ve ihtilafın yalnızca Suriyelilerin öncülüğünde ve sahipliğinde…” siyasi çözümün ve BM kararlarına vurgu yapılması protokolün önemle altını çizdiği önemli konulardan biri.

“İnsani krizin daha da kötüleşmesinin önlenmesinin, sivillerin korunmasının sağlanması…” gibi konular hem Türkiye açısından “bağlayıcılığı” ve hem de yeni statükonun çerçevesinin çizilmesi açısından önemli. “Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele” konusu güçlü bir vurguyla protokolde yer alması, İdlib meselesinin “çözümü” konusunda Rusya’nın kararlılığını göstermesi açısından dikkatle izlenmesi gereken diğer bir ayrıntı.

Şimdilik, İdlib gerilimini yatıştırma girişimi “günü kurtarmış” olabilir, ancak Soçi Mutabakatı artık çökmüş durumda. “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Muhtıraya Ek Protokol” gibi dolambaçlı bir isim verilen ek protokol bize başka şeyler anlatıyor. 2018 ateşkes hattı aşıldı ve artık yeni bir statüko oluşturuluyor. Bunun nihai hedefi ise İdlib’in tümüyle kontrolü. İhtilaf büyük. Çatışmaların yeniden başlaması mümkün ve kez Moskova’da imzalanan protokol, yeni bir uzlaşma için “referans” olabilir.

“Mülteci” kozu ile Bükseli dize getirebileceğini düşünen Erdoğan, AB ile “uzlaşma” ve “destek” arayışında. AB ise uzlaşma ve destek konusunda isteksiz. Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin sözleri bunu özetliyor: ”boğazına bıçak dayanmışken Avrupa’dan destek istemek işe yaramayacak”.

ABD ve NATO ise Moskova protokolüne karşı mesafeli ve Ankara’nın “destek” çağrıları karşısında “temkinli” bir politika izliyor.