Mülteciler koronavirüs tehdidi altında

Eğer o kamplarda böylesi bir virüs yayılırsa hiçbir şekilde bunu kontrol altında tutmak mümkün olmayacaktır. Tuvalet, banyo gibi hijyen alanları sayı olarak çok az. Sağlık bakımı çok yetersiz. İzole etme imkânları çok kısıtlı. Hatta mümkün değil. Böyle bir epidemi olur ise, hiçbir şekilde kontrol altında tutulamaz. İnsanlar şimdi o kamplardan kurtarılmalılar. Beklemek için zamanımız yok. Almanya 5 bin insanı kolay bir şekilde kabul edebilir, bakım sağlayabiliriz.

NIHAL BAYRAM

Yunanistan’da yaşanan mülteci krizi, her gün daha da ağır boyutlara ulaşıyor. Başta çocuklar olmak üzere mülteciler Yunanistan tarafından baskı altında tutulurken, Avrupa tarafından da yalnız bırakılıyorlar. Siyasilerin oyun nesnesi haline gelen mülteciler çaresizlik içerinde kamplarda ve bu soğukta, açık hava alanlarında, dünya genelinde bir virüs salgını varken yasam mücadelesi veriyorlar. Peki bu insanların sorunları hangi aşamada? Mülteciler için acilen yapılması gerekenler ne? Avrupa’nın ve başta Almanya’nın sorumlulukları neler? Bu soruların yanıtları için Dr. Gerhard Trabert’e görüştük…

Midilli adasına ne zaman gittiniz ve nerelere uğradınız?

8 Mart Pazar günü Midilli adasına gittim, 14 Mart Cumartesi akşamı da döndüm. Neden gittim? İlk olarak oradaki durumu görmek istedim. İkincisi, bir doktor olarak oradaki insanlara elimden geldiğince sağlık hizmeti sunmak istedim. Üçüncü ise orada çeşitli örgütler ile ilişkiye geçtim, Alman ve Hollandalı sağcıların orada olduklarını duydum ve buna karşı orada, yani yerinde, bir şeyler yapmak istedim. Kaldığım sürenin büyük bir kısmını “Kara Tepe Kampı”nda geçirdim. Bu kamp Mikelene’ye bir kilometre uzaklıkta ve yaklaşık 3 bin mültecinin yaşam alanı. Bu 3 bin kişinin hemen hemen hepsi de ailelerden oluşuyor. Bunun ardından Midilli Adası üzerinde olan Moria kampına gittim. Orada –ki çok yerden farklı farklı rakamlar geliyor– yaklaşık 22-25 bin mülteci yaşadığı söyleniyor. Bunların 8 bini ise çocuk. Kampın normal sınırı ise 3 veya 4 bin insan…

O kamplardaki izlenimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

İlk olarak, Mikelene’de medyada yansıtıldığı gibi bir huzursuzluk yok, daha çok sessizlik var. Mikelene’de de mülteciler dolaşıyor ve çadırların, farklı mekanların önünde oturuyorlardı. Herhangi bir agresyon veya şiddet olayına şahit olmadım. Yunan halkı tarafından da herhangi bir şiddet vakasına tanıklık etmedim, aksine Yunan halkının mültecilerle daha çok dayanışma ilişkisi kurduğunu gördüm. Fakat bunun yanı sıra Avrupa ve Almanya’nın Yunanistan’ı yalnız bıraktığının eleştirisini de duydum. Bilinen o mülteci gemisine de gittim. 400-500 civarında insan o Yunan savaş gemisinde bulunuyor. Etrafı çembere alınmış, sarılmış, kamuoyuna kapatılmış bir halde gemi. Mülteciler ise geminin üzerinde ve etrafında duruyorlar. Zaten vahim olan durum da bu. 1 Mart’tan itibaren buraya gelen insanların gelişi yasadışı sayılıyor ve bu insanlara tekrar Türkiye’ye geri gönderilecekleri yönünde tehditler savuruluyor.

Cumartesi günü bu gemi harekete geçti. Nereye gittiğini bilmiyorum. Türk sınırlarına mı geçti, Türkiye’ye geri mi gönderildi veya Yunan sınırlarında mı, bunu bilmiyorum. Bu tuhaf bir durum.

İnsanlar çoğunlukla yalnız bırakılmış dediniz. Bunun farklı bir örneğini gördünüz mü?

Evet. Örneğin orada kadın bir fizyoterapist ile tanıştım. Şili’den gelmiş, ismi Fabiola. Fabiola, Kara Tepe kampında kendi inisiyatifiyle bir rehabilitasyon merkezini açtı. Engelli mülteciler için terapi uyguluyor. O insanların çoğunluğu Suriye, Irak ve Afganistan’dan gelen mülteciler. Aralarında Kongo’dan gelenler de var.

Bombalı saldırılarda ve patlama tuzaklarında yaralanan bu insanlar ağır bedensel engellere sahip. Tümden felç olanlar da var, vücudunun yarısı felç olanlar da… Kol ve bacaklarında spastisiteleri, kontraktürleri olan insanlar var.

Mültecilerle tanışma, hikayelerini dinleme fırsatınız oldu mu?

Az önce bahsettiğim hastalar arasında iki erkek mülteciyi yakından tanıma imkanım oldu. Biri İdlib’te gelmiş ve tekerlekli sandalyede yaşamına devam etmek zorunda artık. Felç olmuş, bu yüzden fizyoterapi alıyor. Eşi bombalı saldırıda yaşamını yitirmiş, kendisi ise ağır yaralı kurtulmuş. 4 ve 5 yaşında olan iki kızı ve kendi ağabeyi ile beraber Türkiye’ye gitmiş. Kendisi yürüyemediği için ağabeyi onu çok kez taşımış. Sonrasında Ege Denizi üzerinden 10 saat süren bir bot yolculuğuyla Midilli adasına gelmişler. Yunan makamları tarafından hakkında açılan davanın bir sonraki duruşması 2022’deymiş, bu inanılmaz bir durum.

Diğeri Rojava’da Kürt bölgesine bağlı olan Derazor’dan gelmiş. Yanında 6 aylık bebeği var. O da felç ve tekerlekli sandalyede. Fabiola’nın bu hastalara nasıl cesaret verdiğini görmek benim için büyüleyiciydi. Hastalar terapi hareketleri ile tekrar bağımsız olmaya çalışıyorlar, tekrar yürümek için çalışıyorlar. Enerjileri ve hayata geri dönmek için mücadele etmeleri beni derinden etkiledi.

Mülteciler Kara Tepe kampında iyi bir bakım görüyorlar. Fakat özellikle rehabilitasyon uygulaması Fabiola’nın kendi gücü ve emeği ile gerçekleşiyor. Fabiola Ferlandez herhangi bir maddi yardım almıyor. Bizler Yoksulluk ve Sağlık Kurumu (Verein Armut und Gesundheit) olarak bu çok önemli sağlık yardımına devam edebilmesi için Fabiola’nın terapilerini de ortak finanse edeceğiz.

Kamplarda yaşayan insanlar ne durumda?

Ben Fabiola ile beraber Moria kampına da gittim, çünkü kendisi orada da insanları tedavi ediyor. İnsanlara çeşitli ekipmanlar dağıttı. Kontraktürleri olan, bedensel engelleri olan kadınlar, erkekler ve çocuklar için özel ekipmanlar.

Kampın bazı bölümlerinde elektrik yok ve sadece barınaklar var. Kampın başka bir alanında az da olsa elektrik var. Her şey çok dar inşa edilmiş. Tuvalet, banyo gibi tesisatların sayısı çok az. 8 bine yakın çocuk var burada yaşayan. Kampa akşam gittik, kamp sakinleri ısınabilmek için açık alanda ateş yakmışlardı. Aynı zamanda bu ateşler üzerinde yemeklerini de pişiriyorlar.

16 Mart Pazartesi günü bu kampta bir yangın çıktı. Fabiola bana telefonla haber verdi. Yangında iki çocuk yanarak can verdi maalesef. Yangının nedeni açık alanda yakılan ateşler; ama insanlar ne yapabilirler? O ateşleri yakmasalar soğuktan donacaklar. Bu koşullara rağmen bakıyorsunuz Almanya sadece 1500 çocuğu kabul ederim diyor. Bu durum beni derinden öfkelendiriyor.

Çok daha fazla çocuk kabul etmeleri gerekiyor. Almanya ekonomik alanda en güçlü ülke olarak bunu kolayca yapabilir. Yeşiller Partisi’nin de vurguladığı gibi 5 binin üzerinde çocuk ilk etapta Almanya’ya getirilmelidir. Bu talep Federal Meclis’te oylamaya sunuldu ve büyük koalisyon tarafından reddedildi. Hâlâ Avrupa genelinde bir çözüm aranıyor ve hâlâ çocukların ölmesi bekleniyor. Artık beklemeye zaman yok ama, artık harekete geçmemiz gerekiyor.

Siz aynı zamanda bir hekimsiniz. Oradaki insanlara tıbbi destek verebildiniz mi?

Evet, ama ben isterdim ki orada kaldığım süre içerisinde daha çok hekimlik yapabileyim; ancak bu çok zor. Medical Volunteers International (Uluslararası Tıbbi Gönüllüleri) örgütü ile ilişkiye geçtim. Onların orada kamp içerisinde ambulans merkezleri var. “Sınırsız Doktorlar Birliği”, MSF gibi kuruluşlar şu an orada ama herkes çok tedirgin. Çünkü aşırı sağcılar tarafından şiddetli saldırılara maruz kaldılar, gönüllü yardımcıları bile saldırıya uğradı. Bundan dolayı sağlık hizmeti ve bakım hizmeti asgari ölçüde uygulanıyor. Benim yanımda sargı bezleri ve ilk yardım malzemeleri vardı. Onları orada bıraktım. Medical Volunteers International’in o ambulans merkezinin yeri eskiden orada olan ve yanan bir okulun yeri. O okul yangının failleri halen bilinmiyor. O okulun yakınında sargı bezlerinin ve ilk yardım malzemelerinin deposu da bulunuyordu. Oradaki sağlık malzemeleri kısmen yandı, kısmen de kullanılamaz hale geldi.

Ada sakinlerin yakınlarında kurulan bu kamplar mülteciler ile ada sakinlerini karşı karşıya getirebiliyor. Böyle bir durum ile karşılaştınız mı?

Belirli bölgelerde sağcı eğilim var deniliyor. Ben bu konuyla ilgili birçok insanla görüştüm. Cumartesi günü Mikelene’de kalabalık bir yürüyüş gerçekleşti. Yürüyüş ırkçılığa, faşizme karşı düzenlendi ve çok sayıda insan mülteciler için yürüdü. Eylemde yaklaşık 500-600 insan vardı ve çoğunluğu gençlerden oluşuyordu. Benim izlenimim şu: Halkın büyük bir kısmı mültecilerle dayanışma içerisinde.

Ama şunu da söylemek gerekiyor ki, görünür şekilde bir kriz yaşanıyor Yunanistan’da. Turizm neredeyse bitmiş, ki bu da o ada halkı için önemli bir ekonomik kaynaktı. Ada halkı daha çok Avrupa’nın Yunanistan’a yardım etmiyor oluşuna öfkeli. Kaldığım bir hafta süre içerisinde sağ eğilimli bir şiddet olayına tanıklık etmedim, çünkü sanırım sağcılar adayı terk etmek zorunda da kaldılar.

Bahsettiğiniz 8 bin çocuğun durumu nedir? Örneğin bu çocukların psikolojileri nasıl?

Bu çocukları daha iyi anlayabilmek için onlarla onların dillerinde konuşabilmek gerekiyor. İzlenimlerim şu sekilde: Bazıları ilgisiz (apathisch) bir şekilde ortada duruyor, bazıları oynuyorlar, bazıları ise insanlara daha yakın davranıyor. Çocukların direniş dinamikleri yetişkinlerden farklıdır. O travma altında gerçekleşenlerden kaçmak, onlar için daha farklı gerçekleşiyor ve bu şartlar altında yaşama sarılmak onlar için daha farklı oluyor. Çocuklar daha güçlüler. Tabii ki onlar da ağır bir travma altındalar; fakat bu içten, bilinçaltı gibi düşünebileceğimiz bir güven mekanizması çocukların kendi düşünce ve hislerinde baskılanıyor. Bu güven mekanizması onlara güç veriyor. Biliyoruz ki çocukların yüzde 70-80’i Suriye savaşından dolayı, diğer ülkelere geçişlerde yaşadıklarından dolayı travma altındalar. Ve maalesef kamplarda herhangi bir terapi imkânı yok. School of Peace (Barışın Okulu) adı verilen okul kundaklandı. Arada bir bu çocuklar ile ilgilenen, küçük oyunlar düzenleyen yetişkinler var. Fakat bu da bu koşullarda sınırlı. Çocuklar daha çok kampın içinde yürüyorlar, orada ve burada kendilerine oyun bulmaya çalışıyorlar. Melankolik duruşlarını hissedebiliyorsunuz. Bu kamplar ve bu durum, bu çocukları daha da fazla travmatize edecek.

Kamp içinde Koronavirüs tespit edildiğini duyduk. Böylesi bir bulaşma kamp sakinlerini nasıl etkiler? Hijyenik durumu göz önünde bulundurursak, bu şartlar altında virüs ile mücadele nasıl mümkün olacak?

Koronavirüs Midilli adasında bir gündem. Fabiola bana konu hakkında şu bilgiyi verdi: Yunan makamları artık sivil yardım kuruluşlarının bu kamplara girmelerini ve orada sağlık hizmeti sunmalarını –bulaşma riski olduğu için– yasakladılar. Yani durum daha da vahim boyutlara geçiyor.

Bunu şu şekilde anlatabiliriz: Benim bildiğim bir süpermarkette kasiyer bir kadında koronavirüs tespiti yapıldı. Ve toplamda sadece iki mültecide virüs şüphesi vardı. Moria kampında bu gerçekleşti ve bu iki insan hemen kamp yaşamından izole edildiler. Eğer o kamplarda böylesi bir virüs yayılırsa hiçbir şekilde bunu kontrol altında tutmak mümkün olmayacaktır. Tuvalet, banyo gibi hijyen alanları sayı olarak çok az. Sağlık bakımı çok yetersiz. İzole etme imkânları çok kısıtlı. Hatta mümkün değil. Böyle bir epidemi olur ise, hiçbir şekilde kontrol altında tutulamaz. Benim önerim orada yaşayan insanları tek tek, aile aile o kamplardan şimdi, şu an çıkarmak. Onları dağıtmak ve yeni yaşam alanlarını sağlamak. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin bu insanları kabul etmeleri gerekiyor. Eğer virüs bu kamplarda yayılır ise bu bir felaket olacaktır.

İdlp’te 35 asker yaşamını yitirdikten sonra AKP ve Erdoğan sınır kapılarını açtı. Ve bir insanlık krizine tanıklık ettik. Hemen ardından Almanya da 1500 mülteci çocuk kabul edeceğini açıkladı? Neden daha önce böyle bir açıklama yapmadı? Bu güncel siyasi durum ile alakalı mı?

Bu iyi bir soru. Birincisi Erdoğan uzun süredir Avrupa’ya şantaj yapıyor. Ve Erdoğan’ın bu göç hareketine neden olduğu bence çok az konuşuluyor. Erdoğan suçu Suriye’ye girerek üzerinden atmaya çalışıyor. Biliyoruz ki kendisi uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Afrin’e saldırdı, işgal etti. Rojava’ya saldırdı. Erdoğan büyük göç dalgalarının oluşmasının birincil sorumlularından biridir. Şimdiyse bu durumu kendi çıkarları için kullanıyor ve insanları sınırdışı ediyor. Avrupa üzerine baskı oluşturmaya çalışıyor. Bu tüm insan haklarını ihlal eden bir durum.

İkinci olarak, neden Almanya böylesi bir reaksiyon gösterdi? Bu beni öfkelendirdi. Hanau’dan sonra tüm politikacılar –bundan böyle sağcı eğilimlere ve ırkçılığa karşı– bir şeyler yapacaklarını açıkladılar. Fakat bir hafta sonra aynı eski tutum sergilendi ve kamplarda insanlar yalnız bırakılmaya devam edildi.

Neden inisiyatif ele alınmıyor? Hasta, yaşlı ve çocuklar neden bu kamplardan kurtarılmıyorlar? Örneğin Almanya’da yüzün üzerinde kent, mültecileri kabul etmeye evet dedi. Neden karar sahibi olan siyasetçiler buna reaksiyon göstermiyor, insanları buraya getirmiyorlar? Neden Seehofer harekete geçmiyor? Bu benim gözümde –bu insanları böyle yalnız başlarına bırakmak, dayanışma göstermemek– ırkçılığın bir başka biçimidir. Şunu da vurgulamak istyorum: Eğer bir Federal İçişleri Bakanı “Göç tüm siyasi sorunların kaynağıdır“ diyor ise durum vahimdir. Bu söylemlerle sağ popülizm, ırkçılık yasallaştırılıyor. Bana göre tüm siyasi sorunların kaynağı Almanya’da ve dünya genelinde süren sosyal adaletsizliktir. Özellikle mülteciler sözkonusu olduğunda…

Mültecilerin yalnız bırakıldığını ve diğer ülkelerin de Yunanistan’ı yalnız bıraktığını söylediniz. Bu koşulları ve genel olarak Yunanistan güncel mülteci siyasetini nasıl değelendiriyorsunuz?

Bu gerçekten zor bir konu. Yunan siyasetini, bu insanları derinden etkileyen devletin o kararnamelerini kınıyorum. Fakat bunun arkasında da şu yatıyor ki, Yunanistan ağır bir yükün altında. Yunanistan geçmişte Avrupa’nın ekonomik ve finans siyaseti ve yaptırımları ile zaten çok ağır bir ekonomik krize saplandı. Yunan halkı içerisinde bebek ölüm oranı iki kata çıktı. Ölüm oranı aşırı derecede yükseldi. Birçok Yunan vatandaşı yeterli ve uygun tıbbi bakım alamıyor. İnsanlar yoksullaştı. Bunu da görmek gerekiyor.

Mültecilere yönelik tutumları ve yetersizlikleri nedeniyle Yunan siyasetini eleştiriyorum; fakat Yunanistan’ın tüm dünya tarafından yalnız bırakılmasını daha çok eleştiriyorum.

Bu yalnızlaştırmanın sonucu sizce ne olur?

Size bir örnek vereyim. Bundan üç yıl önce yine Midilli adasına gitmiştim. Orada bir mezarlık vardı, Moria kampına yakın Kato Tritos civarında. Bu mezarlığa sadece mülteciler gömülüyor. Mezarlığı çok az insan biliyor ve herhangi bir levhası yok. Ben 3 yıl önce de aradığım için bu mezarlığı bulabildim. Mezarlık bir çimenliğin üzerinde ve tel örgüyle çevrelenmiş. Bir zeytin ağacı var yakınlarında. O tel örgüdeki bir delik üzerinden girilebiliyor bu mezarlığa. Orada yeni açılmış mezarlar gördüm. Mezarlar üzerinde beyaz mezar taşları var. Ve sadece bazıların üzerlerinde isimler yazıyor. Bir çoğunun üzerinde “İsim bilinmiyor” yazısı var. Ve bu mezarların üstleri ve genel olarak mezarlığın tümü bakımsız, her yer otlarla kaplı. Ölenlere karşı ne saygılı ne de şerefli bir davranış bu. Duyumlarıma göre şöyle bir durum da var: Çok sayıda sağcının, ırkçının yaşadığı bir köy varmış mezarlığın yakınında, o yüzden de insanlar mezarlığı belirgin bir şekilde düzenlemiyorlar ki saldırılar olmasın…

Afganistan’dan kaçan bir mülteci ile o mezarlığa gittim. Mezarlar üzerinde yazan bazı isimleri tanıyordu, çok duygulandı. Kimsenin bu mezarlığı bilmemesine öfkelendi. Yani düşünün, kayıp yakınları ölülerini anmak için nereye gidebileceklerini bile bilmiyorlar.

Son olarak sizce neler yapılabilir? Koronavirüsün kampları nasıl etkileyeceğinden bahsettiniz. Almanya’da mülteciler ile dayanışmak isteyenler ve tabii ki Alman devletinin yapması gerekenler nedir? 

İnsanlar e-mail, telefon, faks yolu üzerinden Federal İçişleri Bakanlığı’na üst üste yazı yazarak Almanya’nın acilen harekete geçmesini talep etmeliler. Böyle bir yazı bombardımanı etki yaratabilir. Seehofer harekete geçmeli. Bu insanlar, çocuklar ve kadınlar, yaşlılar ve hasta olanlar kamplardan çıkarılmalıdır. Bunun için de kamu baskısı yaratmak gerekiyor.

Avrupa ve özellikle Almanya’dan beklentim çok açık: Şimdi harekete geçilmeli. İnsanlar şimdi o kamplardan kurtarılmalılar. Beklemek için zamanımız yok. Almanya ekonomik alanda en güçlü ülke olarak inisiyatifini göstermelidir. 5 bin insanı kolay bir şekilde kabul edebilir, bakım sağlayabiliriz. Bu büyük bir zorluk yaşatmaz. Ve Avrupa genelinde bir karar beklenmemeli. Çünkü Avrupa şu an koronavirüsten dolayı eli kolu bağlı şekilde bekliyor. Bu kamplardaki dram, mültecilerin durumu, ölümler şu an gündem için herhangi bir rol oynamıyor. Bu kabul edilemez. Bizlerin dışlanmış, izole edilmiş bu insanları unutmaması gerekiyor.