Mülteciliğin en iyi çözümü

UNHCR (Birleşmiş Milletler Mülteciler Örgütü)’nün 2018 yılı verilerine bir bakınca dünyada yurdundan edilen insanların ne kadar çok olduğunu bir kez daha görüyoruz. Henüz 2019 yılı verileri açıklanmamış. 70.8 milyon kişi yerinden edilmiş. 25.9 milyon kişi mülteci konumuna düşmüş. Bu verinin içinde ait olduğu ülke sınırlarını geçmeyen ancak kendi evinden, doğduğu sokaktan, mahalleden göçertilmiş kişiler yok. Çünkü UNCHR sınırlardan geçiş yapmamış kişileri mülteci statüsüne almıyor. Mülteci statüsü kendi ülkesinden başka bir ülkeye geçişi ifade ediyor. 41. 3 milyon kişi ise kendi ülkeleri içinde yerinden edilmiş. 3.5 milyon kişi ise sığınmacı olmuş.

Mültecilerin büyük bir bölümü savaşlardan kaynaklı ülke topraklarını terk etmek zorunda kalmış. Savaş tanımı dışında kalan fakat herhangi bir savaş tehdidi olmasa da savaş tehdidi altında tutan diktatör rejimlerin uygulamalarından kaynaklı insanlar göç etmek zorunda kalıyor. Bunun için en iyi örnek Türkiye. Adı konulmamış ama topluma savaş açan bir iktidar var. Avrupa sokaklarına göç edenler en çok Ankara ve İstanbul’dan. Diktatörlüğün oluşturduğu sistem batı metropollerinde insanları daha fazla umutsuz kıldığı için göç oldukça yoğun. Özgürlükler kısıtlanmış, kadınları için sokağa her çıkış ölüm ve yitim oluyor. Kanun hükmünde kararnameler, olağanüstü hal yasaları gibi yasalar ile insanlar işlerinden ediliyor. Ekonomik her türlü kazançtan yoksun bırakıp, insanlar açlığa mahkum edilerek ülke topraklarına terk etmek zorunda bırakılıyor. Bu da savaşın başka bir muhtevası olmuş oluyor.

Son 8 yıl içinde Türkiye başta olmak üzere DAİŞ, El Nusra gibi çete güçlerinin saldırıları sonucunda en az 7 milyon (sayı tam olarak tespit edilemediği için bu rakamı vermek durumundayım) insan kendi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. 3 milyon 695 bin 944 kişinin Türkiye sınırları içinde yer aldığı belirtiliyor. En son Türk devletinin saldırılarından dolayı Girê Spî, Serêkaniyê ve Til Temir’e bağlı bazı köylerin işgali sonucunda 400 bin insan kendi ülkesinde zorunlu göçe tabi tutulduğu açıklandı. Şimdi İdlib’den de büyük bir göç dalgası bekleniyor. Türkiye’ye göç eden Suriyeliler kadar da mülteci dünyanın birçok ülkesine göç etmek zorunda kaldı.

Her gün yerinden yurdundan edilen insanların nasıl öldüklerine, öldürüldüklerine dair haberler okuyoruz. Suriye, Irak, İran, Afganistan, Pakistan gibi Ortadoğu ülkelerinden göç edenlerin Ege Denizi’nde boğulduklarına tanık oluyoruz. Libya, Fas gibi Kuzey Afrika ülkelerinden göç edenlerin ölümlerine Akdeniz’de tanık oluyoruz. Şimdi bir de Van Gölü’nde alabora olan bir botta katledilen göçmenler eklendi. Tanrı bilir ya, kendilerine oranın belki de Ege denizi olduğunu söylediler ve botlara yükleyerek ölüme yolculuk ettirdiler. Henüz ayrıntılar öğrenilebilmiş değil. Zaten öğrenilse de insanların kocaman yaşamları bir ayrıntı olarak kalıyor.

Hangimizin aklında Sakarya’da tecavüze izin vermeyen hamile kadının öldürülmesi kaldı. Olay günü ve sonrası katile ve arkadaşlarına lanetler okuduk. Sokaklarda çalışmak zorunda kalıp da organları haraç mezat satılan mülteci çocukları hiç görmedik bile. Şimdi de Mustafa Receb’in cansız bedenini bataniye içine sarıp yol kenarına bırakan patronuna lanetler ediyoruz. Egemenler mülteciliğe dair bir metafor oluşturuyor. Hamile kadına saldıran erkek, ölüsünü yol kenarına atan patron… Böyle ilerliyor sistem. Olaylar tekil düzlemden bir türlü çıkmıyor. Aynı Braudel’in tarih yorumu gibi olaysal tarihi sürekli anlatılıp olaylar örgüsüne kurban ediliyoruz ki sosyolojik tek bir yorum yapamıyoruz. Mülteci sorununun gerçek kaynağını göremiyoruz. Mültecilere dair yaptığımız günlük olaylar içinde sistemin belirlediği bir metaforu görüp, hedefimize onu koymayla sınırlandırıyoruz. Oysa aradığımız asıl suçlu bu sistemi kendine benzettiği iktidarlardır.

Girişte 2018 yılının rakamlarını vermiştim. Henüz 2019 rakamları açıklanmadı. Diktatöryal rejimlerin, kötü yönetimlerin, rantın, savaşın yol açtığı göç sorununu çözmek üzere Birleşmiş Milletler’in çözüm yöntemini ise şöyle anlatmış “Her mülteci için en iyi çözüm; gönüllü, güvenli ve insan onuruna yakışır biçimde evine geri dönebilmektir. Diğer çözümler ise, ev sahibi topluma entegre olmak veya üçüncü bir ülkeye yerleştirilmektir. Ancak, 2018’de yalnızca 92.400 mülteci başka ülkelere yerleştirilebilmiştir ve bu, üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeyi bekleyen kişi sayısının yüzde 7’sinden daha azdır. 593.800 mülteci evine dönebilmiş, 62.600 mülteci ise yaşamını sürdürdüğü yeni ülkede vatandaşlık almıştır.”

Milyonlarca mültecinin yaşadıkları sorunlara UNHCR’nin çözümü de yola atılan Mustafa Receb’in cansız bedenine sarılan battaniye kadar değeri olan bir çözüm.