Mutlak çöküşten çıkış var mı?

Dünya genelinde sağ popülizmin ve faşizmin iktidarda olmasının en önemli nedeni ulus devletin milliyetçi, dinci, cinsiyetçi ideolojisidir.

Kimi pozitivist bilim insanları kapitalizmin küreselleşmesi geliştikçe ve küreselleşme yaygınlaştıkça insanlık küreselleşecek, dolayısıyla ırkçılık-milliyetçilik sönümlenecek, bu nedenle faşizm yaşanmayacak diyorlardı.

Siyaset bilimi faşizmi; güçler ayrımını ortadan kaldıran, devlet terörü ile toplum iradesini kıran, ırkçı, şoven milliyetçi küçük burjuva sınıfına dayalı otoriter rejim diye tanımlar.

Toplumun sosyal ve siyasal yaşamdan dışlanması, devletin ulusalcı faşist ideoloji ile orta sınıfı ve alt toplumsal kesimleri milis gücü olarak otoriter rejime yedeklemesi sonucu burjuvazi, toplumun direncini kırmak için faşizm ile mutlak iktidarını kurar. Orta sınıf yaşanan tarihsel ve yapısal kriz süreçlerinde elindeki küçük ölçekli üretim araçlarını ve özel mülkiyetini kaybetmemek için kapitalist moderniteye dört elle sarılır. Burjuvazi bu durumu fırsata dönüştürür, ideolojik aygıtlarıyla kitle mobilizasyonu sağlar.

Ulus devlet ideolojik hegemonya ile toplumsal kesimleri tek tip ulusçuluk içinde eritir, bastırır ve yok eder. Homojen ulus inşası ancak faşist ideolojik hegemonya ile mümkündür.

İdeolojik hegemonya olmadan faşizm yaşama şansı bulamaz.

Faşizm ulus devletin; tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dile ulusçuluk dinini milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilikle pekiştirerek bir yandan toplumun ekseriyetini kendisine yedekler, diğer yandan da ötekilerin direncini kırarak kitleselleşir.

Milliyetçilikle toplumun zihinsel, dilsel, duygusal ve kültürel değerlerini çarpıtarak, ulusçuluğa göre biçim vererek devlete ‘tanrının yeryüzündeki yansıması kutsallığını atfeder. Milliyetçilik devlete ölümüne bağlanmanın, onu en üstün değer gören ulusçuluk dininin ideolojisidir.

Ulus devlet milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ideoloji ile toplumu yönetilmeye ikna eder. Bu sayede iktidarına ve zor aygıtlarına rıza üretir. Ulus devlet milliyetçilikle üstün ırk olduğuna, dincilikle kutsal değerler sahibi olduğuna, cinsiyetçilikle erkeğe “devlet” olduğuna, “asker” doğduğuna, kadının erkekçi ulusçuluk için “zürriyet üreten ücretsiz işçi ve en uysal köle” olduğuna toplumu ikna eder. Ulus devlet ideolojik aygıtlarıyla mobilize ettiği kitle gücü olmadan toplumun çoklu kimliğini ve çoklu kültürünü homojenleştiremez, faşist ulusçuluğu inşa edemez. Ulus devlet ideolojik hegemonya, devasa ordu-polis gücü, tekçi medya ve propaganda ağı ile “özel” örgüt olan ulus devlet sayesinde beş bin yıllık devletçi uygarlık üzerinden toplumu tepeden tırnağa tek tip ulusçuluk içinde eritir. Toplumun hakikatini dağıtarak, kadın, etnik, kültürel ve inanç değerlerini ideolojik, zor ve bürokratik aygıtlarıyla öğüterek faşizmin iktidarını kurumsallaştırır.

Ulus devlet ideolojik aygıtlarıyla toplumu her gün ulusçuluk değirmeninde öğüterek iradesizleştirip teslim alır. Ulus devlet fiziki soykırımın yanında, farklı toplumsal kesimlerin varlığını, kimliğini, toplumsal değerlerini inkar ve asimile ederek, kültürel soykırıma uğratarak tekçi ulusçuluğunu inşa eder. Kadına, farklı etnik, dini ve mezhepsel kültürlere karşı üretilen korku ve güvensizlik siyaseti ulus devletin ve faşizmin temel karakteridir. Kendisi güvensizliğin, siyasal ve toplumsal istikrarsızlığın nedeni iken, kendisi olmadan kamu güvenliğinin olmayacağına toplumu ikna eder. Ulus devletin bu hastalıklı hali bugün Korona virüs ile tüm dünya eş zamanlı ortak korku ve kaygı içindedir.

Ulus devletin homojen ulusçuluğuna karşın tüm insanlığın kader ortaklığını renk, cins, ulusu ve ulusal sınırları tanımayan Korona virüs göstermiştir.

Ulus devlet; iktidar karargahlarına hapsettiği milyarlarca insanın çaresizliğini Korona virüs üzerinden mutlak iktidarını kurmanın fırsatçılığına bakıyor. Kapitalist modernite siyasal sisteminin geleceğine dair iki farklı senaryo dillendirilmektedir.

1- Tüm insanlığı dijital totalitarizmle denetim altında tutmak.

2- Az devlet çok toplum. Küçültülen devlet, çoğaltılan toplumla yerelin, bölgenin ve yerel yönetimlerin hem daha güçlü kılınması, hem de özerk idari ve siyasi yeniden yapılandırma.

Yaşanmakta olan siyasal, toplumsal ve ekolojik yıkımdır. Bu yıkımın sebebi de insan toplumsallığından sapma olan devletçi uygarlık ve onun ulus devlet formudur. Çözümü ve çareyi orada aramak bizi mutlak çöküşe götürür. Çareyi ve çözümü insan toplumsallığının hakikatinde aramak yapılması gereken olmalıdır.

Biz ezilenler, yoksullar, iktidar dışı kalanların seçeneği; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü mücadele ile faşizme karşı birleşik cepheyi örgütlemek, demokratik konfederalizmi inşa etmek, alternatif siyasal sistemi ete kemiğe büründürmek olmalıdır.