NATO yıldızında Kürt kanı!..

NATO, ikinci büyük savaştan 4 yıl sonra, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) öncülüğünde, “Komünizme karşı hür dünya ittifakı“ olarak, batı Avrupa ülkeleri ve Kanada’nın katılımıyla kuruldu.

Blok askeri bir yapılanma, ama ana sözleşmesi oldukça insaniydi. Demokrasiye bağlılık vazgeçilmezleriydi.

Öyle ki, üye olacak ülkelerin, temel insan hak ve özgürlüklerine bağlılıkları temel ölçüt olarak kabul ediliyordu.

Kağıt üstünde pazarlanan her şey ideal, sunum şahaneydi. Her şey işini bilir tüccar meşrebine uygundu. Ama hayatın gerçeği türlüydü. Süs-püsün gerisi kirliydi. Kapitalizme bekçilik gerçek, haklar ve özgürlükler ayrıntıdan ibaretti.

Mesela öncü Amerika’da, ırkçılık yakıcıydı. Siyahiler insandan sayılmıyordu.

Falanjist Salazar’ın Portekiz’i, Faşist Franco’nun İspanyası ve İtalya Faşizmi ile Alman Nazizmi kanunlarıyla yönetilen Türk devleti de, “hür dünyayı temsilen“ NATO üyeleriydi.

Bazı üyeler, hala “sömürge imparatorluğu“ydu.

Türk devletine, daha sonra da asla demokrasi uğramadı. Ülke, NATO’nun 70 yıllık ömrü boyunca, darbe rejimlerinden hiç kurtulamadı.

NATO’nun 70. yaşı nedeniyle Londra’da, üye ülke liderleri tarafından kucaklanan Recep Tayyip, entrikalarla bezeli son darbenin lideridir. Gerisinde, bir korku cehennemi uzanıyor. Çoğu Kürt, 50 bin tutuklu, işini, mesleği, kazancını kaybetmiş müntehirlerin mezarı…

NATO, demokrasiye methiyelerle yoluna devam ediyordu, ama Kürtler için, seçimlerin hükmü yoktu, yoktur. Bugün, oy verdikleri parti, ülkenin üçüncü büyüğü. Ama lideri Selahattin Demirtaş ve arkadaşları seçilmekten suçlu. Halkının sevgilisi olan Demirtaş, kalp damarlarının büzüşüp sıkışması yüzünden ağır hasta. Geçtiğimiz günlerde bir kriz geçirdi. Bir an hayatla bağları koptu. Buna rağmen, bir hafta sonra dünyanın ayağa kalkması sonucu hastaneye götürülebildi.

Seçilmiş belediye başkanları, sebebini de bilmeden makamlarından hapishaneye götürülüyorlar. Ama, darbeciyi yüceltmekle meşgul. ABD Başkanı, kravatından tutup dolaştırırcasına himaye ediyor. Onu hoşnut tutmak için Kürtlerin yurdunu, canını ikram ediyor.

Ama Londra’da bir araya gelen NATO ülkesi liderleri, Uygurlulara baskı yaptığı için Çin’i kınayıp “düşman“ nişangahına oturtabiliyordu. Çünkü Çin, onlarla Pazar rekabetinde.

O nedenle Uygur olayını, maksat insanlık olsun figürü olarak kullanıyorlar, bizlerle oynuyorlar.

Oysa, NATO’nun evi hiç de temiz değildi. Kürtler, NATO silahlarının gölgesinde esirdi, esirdir. Dillerinin kelimeleri, seslerinin nüansları, kültürlerinin renkleri yasak, kendilerini yaşama özgürlükleri kilit altında…

Şehirleri insan başına yakılıyor, gençleri diri diri yakılıyor, Kürtlerin.

Bütün bunlar, NATO’nun itici gücü silahlarıyla oluyor. NATO’nun kurucusu Amerika’nın Başkanı Trump’ın, Rojava ve ülke insanlarının kanını, malı ve canını Türklerle IŞİD koalisyonuna armağan ettiğini bütün dünya biliyor. İnsan oğlu-kızı hep birlikte gördü ve seyretti, bu sefaleti.

İslamcı katiller, Rojava’da NATO tankları, füzelerini ateşliyorlar, bugün.

Londra‘da Çin’e, “sen kirli, ben temizim“ gösterisi düzenlendiği gün, Suriye’nin Til Rifat kasabasında, topluca katledilmiş 10 insanın cenazesi kaldırılıyordu. Bunların 8 tanesi 15 yaşından küçük çocuktu. Eliko 3 yaşınaydı. Türkler ve İslamcı teröristlerin bombardımanıyla, parçalanmıştı mini bedeni.

Çocukları öldüren toplar, NATO envanterine kayıtlıydı. Onun için, çocukların kanı, NATO’nun daire içine alınmış gümüşi yıldızında. O yıldız Kürt kanıyla kirli…

Ve Recep Tayyip, Trump’ın gölgesinde…

Tıpkı kağnı gölgesinde yürüyen yaratığın, gölgeyi kendi kuyruğu sanması gibi…

Herkes bilsin, beynine kazısın ve unutmasın diye yazdım bütün bunları. Yoksa, Kürtlerin kimseye savaş ilan edecek hali yok.

Varsın herkes yaptığıyla kalsın. Kendileri olmasa bile, gün gelecek torunları utanacaktır. Ayrıca Amerika, başkan Trump demek değildir. Bunun böyle olmadığı da görüldü.

Kürtler için gün, geleceği yeniden planlama, dünyaya açılma günüdür. Olanlara takılıp kalmak, enerji israfıdır.