NATO zirvesi ve Türkiye’nin tutumu

Dört Aralık’ta yapılan NATO zirvesi nihayet bitti; toplantının temel gündemlerinden bir tanesi “Baltık ülkelerine karşı olası bir saldırı durumunda NATO’nun ortak bir savunma programı geliştirmesi ve Türkiye’nin bunu YPG’nin NATO ittifakı tarafından terör örgütü olarak tanımlaması karşılığında onaylayacağını ilan etmesi olmuştur.”

Soğuk savaş sonrası bir tür kimlik bunalımı yaşayan NATO için 11 Eylül’le başlayan süreç sonrasında cihadist yapılara karşı ortak mücadele NATO ittifakının üzerinde anlaştığı ve hatta belki de NATO ülkelerini soğuk savaş sonrasında bir arada tutan nadir meselelerden bir tanesi olmuştur.

Sadece NATO üyesi ülkeler için de değil, bütün uygar toplumlar ve bireyler için cihadistlere karşı ortak mücadele yürütülmesi gerektiği günümüz koşullarında bir görev olarak önümüzde duruyor.

En geri ilişkileri arkasına alarak anti-emperyalizm adına sadece batı toplumlarına değil kendileri gibi yaşamayan bütün toplum kesimlerine düşmanlık yapan; inancı başkalarına karşı suç işlemek için araçsallaştıran, sadece bazı inanç gruplarına karşı değil insanlığa karşı en aşağılık suçları işlerken utanıp sıkılmayan, hatta bir tür show gibi göstere göstere yapan bu anlayış bütün insanlığı tehdit etmektedir.

Başta DAİŞ olmak üzere birçok cihadist yapı dünyanın birçok ülkesinde hedef gözetmeden yaptıkları terörist eylemlerle çocuk kadın demeden bir çok masum insanın ölümüne, bir o kadarının da yaralanmasına sebep oldular.

Bu yapıların lojistik üstlenmesi önceleri Afganistan daha sonra ise Irak/Suriye hattı olmuş ve burada kendilerine önemli ölçüde toplumsal taban da yaratmışlardı. Dolayısıyla bu hattın DAİŞ, El Kaide gibi yapılardan temizlenmesi dünyanın birçok yerinde yaşayan insanlar açısından hayati önemde bir karakter kazanmıştı.

Hatırlarsınız; DAİŞ henüz Suriye/Irak hattında aktifken dünyanın birçok yerinde insanlar toplu taşım araçlarına binemez hale gelmişlerdi; hedef gözetmeden yapılan saldırılarda binlerce masum insan hayatını kaybetti…

Bir aşamadan itibaren Irak/Suriye hattının bu yapılardan temizlenmesi sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış bütün insanlığı ilgilendiren bir meseleye dönüşmüştür. Afganistan’da birçok NATO ülkesi yıllardır birlikte askeri operasyonlar düzenlemelerine rağmen istenilen sonucu alamadılar.

Başta Taliban olmak üzere, El Kaide ve diğer yapılar Afganistan’da hala varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar ve muhtemelen bölgede yerli bir güç bu yapılara karşı kuvvetli bir mukavemet örgütleyinceye kadar da o bölgede var olmaya devam edecekler.

Fakat Irak/Suriye hattında yaşanan gelişmeler bu yapılarla mücadele eden bütün güçler için bir umut olmuştur. Burada DAİŞ benzeri yapılar sadece askeri olarak değil, bir yaşam biçimi olarak da yenilgiye uğratılmıştır.

DAİŞ benzeri yapıların kendileri dışında herkese saygısızlığı esas alan yaklaşıma karşı herkese saygıyı esas alan, kendi hakkını hukukunu gözetirken başkalarına saygısızlık yapmayan, kadını erkekle her alanda eşitleyen, inancı bir çatışma amacı olarak değil kendini yaşamak olarak gören, herkesin inancına saygı duyan bir anlayış DAİŞ ve benzeri yapıları sahada yenilgiye uğratmıştır ve bu bütün insanlığın hayrına olmuştur…

Hiç kuşkusuz YPG’nin tasfiyesi DAİŞ ve benzeri yapıların bölgede yeniden güçlenmesi anlamına gelecektir. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin NATO’dan beklentisi karşılanamaz. Burada söz konusu olan sadece Kürtler değil; tam aksine dünyanın geri kalanının güven içinde evlerinde yaşamalarıdır.

Türkiye YPG’yi DAİŞ türevi yapılarla ikame etmek istiyor. NATO Erdoğan’ın tehditlerine boyun eğip ve YPG’yi terör örgütü olarak ilan etseydi gerçekten o bölgeyi DAİŞ’e teslim etmiş olacaktı. Bu durumda Macron haklı çıkacak ve NATO’nun beyin ölümü bütün taraflara ilan edilmiş olacaktı.

Fakat olmadı; kimse Türkiye’nin akla ziyan teklifini ciddiye almadı; NATO zirvesinde sorunun YPG değil bizzat Türkiye’nin kendisi olduğu bütün taraflarca bir kez daha anlaşılmış oldu.