Nazilerden saklanırken 784 resim çizdi

Yaşam mı? yoksa Tiyatro mu?” sadece ölüm ve çaresizliğin hikayesi değil. Bu resimlerin özünde, karanlık zamanlardan umut ve yaratıcılığın hikayesi yer alıyor.

EMMA PARKER

Genç bir Yahudi Alman sanatçı olan Charlotte Salomon, 1940 ile 42 arasında Nazilerden saklanırken 784 resimlik bir seri çizdi. Seriye “Leben? oder Theater?” (Yaşam? ya da Tiyatro?) adını verdi. 21. yüzyıldan bakıldığında, sözcükler ve resimler üzerinden karmaşık bir anlatılar ağı oluşturan Salomon’un eserleri, çağdaş resimli romanın öncüsü sayılabilir.

Bu seri resimler birlikte, Salomon’un kendisinin yarı otobiyografik versiyonu olan Charlotte Kann adlı bir merkezi karaktere odaklanan bir aile tarihi anlatıyorlar. Arka planında giderek şiddetlenen bir Nazi yönetimi ile, Charlotte’ın bir sanatçı olarak gelişimini, delilikle mücadelelerini ve ilk aşk ilişkisini belgeliyorlar. Salomon’un eserlerinin Londra’daki Yahudi Müzesi’nde yeni bir sergisi açılırken, ziyaretçilere bu benzersiz başyapıtı görmek için nadir bir fırsat doğuyor.

Sözcükler ve resimler

Serideki ilk resimlerin birçoğu, dar ızgaralar ve panellere bölünmüş, yapıları ve aranjmanları çizgi romana çok benziyor. Küçük figürler, sahneleri kesen ve anlatının akışını inşa eden bölünmüş resimlerin birinden diğerine geçiyor.

“Yaşam mı? yoksa Tiyatro mu?” Serisinin merkezinde, bir özyıkım eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmeme sorusu var. İlk sahnelerde, evlendikleri akşamı, Charlotte’ın doğumunun sevinçli duyurusunu ve annesi Franziska’nın hızla depresyona girişini anlatan anlık resimler üzerinden Charlotte’ın ebeveynleri Albert ve Franziska ile tanışıyoruz.

Tıbbi müdahaleye rağmen Franziska yaşamına son veriyor. Haber ilkin küçük Charlotte’tan gizlense de, daha sonra ailesindeki uzun akıl hastalığı geçmişi ile birlikte Franziska’nın ölümüne dair gerçekleri öğreniyor. 40 resim sonrasında, anneannesinin intiharına tanık olması ardından, Charlotte, ateş gibi yanan renklere sahip bir sahnede açık bir pencerenin önünde oturuyor ve şöyle yalvarıyor: “Sevgili Tanrım, lütfen delirmeme izin verme.”

“Yaşam mı? yoksa Tiyatro mu?” serisini modern çizgi romana bağlayan şey, resmin anlatısal kullanımı değil sadece. Salomon, resimlerinin 200’den fazlasında, yazılarla kaplı yarı-şeffaf katmanlar bantlamış. Metinle resmi birleştiren parçalar, birçok yaşamın iç içe geçmiş öykülerini anlatan çizimli bir anlatı haline gelmiş.

Katmanların kendisi sergilemek için fazla hassas olsa da, Yahudi Müzesi bu resme dökülmüş sözcükleri galerinin duvarlarında son derece etkili şekilde yeniden yaratmış.

Ara boşluklar

Resimlerin arasındaki boşluklar da önemli, tıpkı modern çizgi romanda olduğu gibi. Bu en net şekilde Franziska’nın intiharını tasvir eden üç resimde görülebiliyor.

İlk resim, Franziska’nın şiddetli depremini ve ailesinin giderek artan endişelerini gösteren tek bir sayfa üzerinde üç çizimlik bir seri içeriyor.

Franziska daha sonra “bir hemşirenin sıkı gözetimi” altında tutuluyor. Ama bir sonraki çizimde, hemşire ölümcül bir hata yapıyor ve “… sadece bir anlığına – Franziska’nın kendisini pencereden aşağı atmak için kullandığı bir an – odadan ayrılıyor.” Annesi tirelerin arasında intihar ediyor. Cümledeki tire içine alınan – çizimde hemşirenin dikkatindeki bir anlık dağılma olarak temsil edilen – duraksamayı, pencereden çıkmak için kullanıyor.

Bu ikinci çizim, sergideki en önemli parça. Yalnızca resimlerden ve resim yazılarından oluşan serileri nasıl birbirine bağladığımızı değil, çizimlerdeki boşluklara nasıl anlam atfettiğimizi de vurguluyor. Bu tek çizim birden fazla panele bölünmüş olduğundan, Franziska’nın kalkışını ve pencereyi açışını izliyoruz. Resmin sol alt köşesinde, ayakları sayfadan çıkıp kayboluyor.

Serideki üçüncü çizim, tam sayfa yayılmış halde Franziska’nın bedeni. Çarpılmış kollarının altından sızan kırmızılığın oluşturduğu havuz, ölümcül sonucu gösteriyor.

Sahneler arasında neler olup bittiğini kendimiz çıkarıyoruz. Franziska’nın pencere önündeki çıkıntıya adım atışını, karanlıkta kayboluşunu ve aşağıdaki kaldırıma çarparak düşüşünü hayal ediyoruz. Karikatürist ve çizgi roman kuramcısı Scott McCloud, Understanding Comics (Çizgi Romanı Anlamak) kitabında, şöyle açıklıyor bunu: Çizimli anlatımlarda, çizimleri bir seri şeklinde birbirine bağlayıp bir hikaye oluşturarak ara boşlukları kendimiz doldururuz.

Yahudi Müzesi’ndeki serginin net şekilde gösterdiği gibi, “Yaşam mı? yoksa Tiyatro mu?” sadece ölüm ve çaresizliğin hikayesi değil. Bu resimlerin özünde, karanlık zamanlardan umut ve yaratıcılığın hikayesi yer alıyor. Charlotte, pencere pervazından anne ve anneannesinin peşinden gitmek ile, radikal bir öz-temsil eylemiyle “kendi yepyeni dünyasını yaratmak” arasında bir tercihle yüz yüze kaldı. Kendi yıkım ihtimaline rağmen yaşamı seçti.

Salomon 26 yaşında Auschwitz’deki ölümü ile neredeyse tarihten siliniyordu. Ölümünden kısa bir süre önce, çizimlerini bir dostuna emanet etti ve ondan eserlerini yetkililerden saklamasını rica etti. “Yaşam mı? yoksa Tiyatro mu?” artık Salomon’un eserlerine yönelik akademik ve kamuoyu ilgisinde daha genel bir canlanmanın parçası olarak, onun 20. yüzyıl sanatındaki yerini pekiştiriyor.

Daha uzun bakmak

Resimlerden birinde, Charlotte’ın eski aşkı “biliyor musun çocuk, bazı resimlerin mükemmel” diyor. Bir sonrakinde, “bir gün insanlar ikimize bakıyor olacak” diye tahmin yürütüyor. Bu üstten bakan tahmini tamamen doğru çıktı. Günümüz çizgi romanlarının öncüsü olan görsel bir anlatı tertip eden Salomon’un çarpıcı resimleri, yaratılmalarının üzerinden 70 yıldan uzun bir süre geçtikten sonra, gerçekten de bizi daha uzun bakmaya teşvik ediyor.

* Bu yazı theconversation.com’da yayınlanmıştır.

Çeviri: Serap Şen


Öldürüldüğünde 5 aylık hamileydi

Berlin’de doğan Salomon, Yahudilere karşı düzenlenen soykırımın ardından dedesi ve ninesiyle birlikte Amerikalı bir milyonerin güney Fransa’daki malikanesine sığınıyor. Bu otoportresini de orada yapıyor. Resimdeki renkler hareketi ve içindeki karmaşayı yansıtıyor. Gestapo tarafından 1943’te yakalanan ve kocası ile Auschwitz’e gönderilen Salomon öldürüldüğünde beş aylık hamileydi.