Ne prosedürmüş kardeşim!

Okullar mı açıldı, devletin şiddet sezonu mu belli değil.  Okulların kapısı mühür, önleri gaz, tazyikli su, cop, tekme…Görünen o ki, hükümet uyuşturucudan sonra şiddeti de ilkokul önlerine kadar taşımaya kararlı. Lafın özü; Kürtçe öne çıkmakla birlikte, anadilde eğitim isteklerine karşı hükümetin tutumu tam TC’lik.

Olanlar elbet tesadüf ya da moda deyimle münferit değil. AKP Hükümeti, halkı kandırmak, oyalamak üzerine inşa ettiği söylemlerindeki oynak tutumunun aksine, üzerinde ilerlediği politik hatta istikrarını sürdürüyor. İş pratiğe gelince ne demokrasi ne de özgürlükler kalıyor. Yasakçılıksa yasakçılık, şiddetse şiddet, kayırmaysa kayırma. Hem de hukuk, yasa tanımadan… Anadilde eğitim ve öğretim meselesinde de, zorunlu din eğitimi meselesinde de bu istikrarı bir kez daha ispat ediyor bugünlerde.
Anadil ki insanın tam olabilmesinin, var olabilmesinin temel şartlarından biri iken, bir halkın değerlerinin yaşatılabilmesi, geliştirilebilmesi için temel bir gereksinim iken, hükümet anadilde eğitimi sağlamadığı gibi sağlanan olanakları da kapısına mühür asarak, öğrencisine, velisine, öğretmenine şiddet uygulayarak ortadan kaldırma gayretine düşmüş.
Kabul edilemez bu tutumu açıklamaya çalıştığınızda görüyorsunuz ki, anadilde eğitimin neden gerekli olduğu sorusuna verilen yanıt ile yasakçı bir devletin anadilde eğitimi neden istemeyeceği sorusuna verilecek yanıt, esas olarak aynı. Sadece noktadan önceki kelimeler farklı. Biri gerekir, diğeri yasak olarak bitiyor çünkü. Yani halkların yararına olan, insanların yararına olan şeyler, yasakçı bir devlete yaramıyor.
Ancak ortada yine de bir çelişki var ve bu çelişki AKP Hükümetinin söylem ve eylemlerindeki uyumsuzluktan kaynaklanıyor. Mesela; Milli Eğitim Bakanı daha evvelki gün dedi ki: "yasak değil, herkesin de hakkı ama bazı kurallara uymak şartıyla." Bu açıklama pek makul görünüyor değil mi? Yani şartları yerine getirmedikleri için mühürleniyormuş okullar, bu sebeple çıkıyormuş şiddet ortaya! Ah şu şartları yerine getirmeyenler ah! Ülkeyi kötü gösteriyorlar, devleti zor durumda bırakıyorlarmış.
Peki, mademki yasak değil ve insan haklarına "saygılı" bir devlet var da, neden o devlet en temel insan haklarından birini insanından esirgiyor? Temel insan haklarının şarta şurta bağlanamayacağı gibi bu haklardan vazgeçilemeyeceği ve bu hakların devredilemeyeceği kuralını bile bile neden anadilde eğitim için, okul, sıra, defter, kitap sağlamıyor? Neden yetişmiş öğretmenlerin atamasını dahi yapmıyor? Bu yıl için maksimum 25 Kürtçe öğretmeninin atanabileceğini söylemişti Milli Eğitim Bakanı, hatırlarsınız. 25 öğretmen…Yirmi milyon Kürt için 25 öğretmen… O da ataması yapılırsa. Ne saadet!
Siz de merak ediyorsunuzdur eminim; nasıl oluyor da Kürtçe ve Süryanice eğitim yapmak isteyen bu okullar hep eksik davranıyorlar? Hep prosedürü eksik bırakmış oluyorlar? Nasıl oluyor da bu okulları açmak için canından vazgeçen insanlar o prosedürleri aşamıyorlar? Ya da ortada aşılacak bir prosedür değil de, yasakçı zihniyet, keyfi ve baskıcı uygulamalar mı var demeliyiz?
Beri yandan, yani topuzu kendimize çevirerek; kararlılıkla yürütülen anadilde eğitim kampanyası ve boykot tutumunu ve de İmam Hatip Liseleri ile din eğitiminin zorunlu hale getirilmesine karşı durulamamasını ve zorunlu din dersi hakkında AİHM’nin verdiği karara hükümetin burun kıvırmasına anlamlı bir tepki verilememesini anlamaya çalışıyorum. Kafamda bir resim beliriyor: Devlet tek. Toplum; haklarına sahip çıkanlar ve çıkamayanlar olarak iki kısım… Bilmem ne dersiniz?