Nekropolitika IV: Türkiye, ölüm ekonomisi ve Kürdistan

Ava NEŞE KALP

Kürdistan ve Ortadoğu’nun ölüm havzası olarak kodlanması ve buradan ölüm ekonomisi ile uluslararası şirketlerin nasıl para kazandıklarını göstermek açısından Türkiye ayağı da ilginç veriler sunmaktadır. Türkiye’de artık Erdoğan ve Egenekoncuların direkt olarak silah pazarladıkları göz önüne alınırsa bu koalisyonun neden sürekli savaş peşinde oldukları daha da net anlaşılır. Ateşli silahlar, kimyasal silahlar, SİHA, İHA üretimleri, kamuflaj malzemeleri ve diğer bir yığın üretimi artık bizzat yönetimi ele geçiren bu klik tarafından paylaşılmaktadır. Yani bizzat silah üreterek bu silahlardan para kazanmak için Kürdistan’da hem denenmekte hem de tüketilmektedirler. Böylece hem kendileri hem de taşeronluğunu yaptıkları uluslararası nekroekonomi ağını beslemektedirler.

Kaldor’un (1) yeni savaş dediği sistemde savaşların zaiyatı askerler değildir. Bu sistemde askerler az sayıda, çok iyi korunmuş olarak vardırlar. Esas önemli olan silah tüketimi ve bu tüketimin artması için ölmesi gerekenler sivillerdir. Kürdistan’ın dört parçasında yapılan budur. Çünkü sivil ölümleri birkaç açıdan bu nekroekonominin yani ölüm ekonomisinin en temel koşuludur. Bunu birkaç açıdan değerlendirebiliriz.

Birincisi korku yaymanın en önemli ayağıdır. Bir taraftan kendi iktidarlarını korku ile devam ettirirken öte yandan da ölecekler ve ölmeyecekleri belirleyerek, iktidarlarına sadece boyun eğmeyen ama esas olarak kendisini korumak için diğerlerinin ölmesine yedeklenen destekleyici bir kitle oluştururlar. Türkiye’de Kürtler, Gayri-Müslimler, Aleviler, solcular, kadınlar ve eşcinseller bu ölüm grubundakilerdir. Bu gruplara her saldırıldığında yaratılan dehşetle bu gruptan olmayanlar, devletin şiddetine ya aktif olarak katılarak ya da pasif olarak destek vererek eklemlenirler. Böylece iktidardaki klikle suç ortaklığına dahil edilerek nekroekonominin sivil ayağını oluştururlar.

İkinci konu ise bu savaşlarda yedeklenen paramiliter güçlerin kullanımının yaygınlaştırılması sağlanır. Böylece yedeklenen Türk yoksulların önemli bir kısmı da bu ölüm ekonomisine paralı asker olarak dahil edilirler. Onlar da ölecekler grubundadırlar. Yeni savaşlarda askerler ölmeyecek şekilde konumlandırıldıklarından, mutlak şekilde cephede olanların Türkiye’deki son haliyle sözleşmeli askerler, yani paralı askerlerin, yani yoksul çocuklarının sahaya sürülmesidir. Bu sözleşmeli asker denilen aslında paralı asker olan yoksul çocuklarına ölmelerinde sakınca yoktur. Tam tersine birkaç açıdan kendilerine avantaj sağlamış olur: İlki ailesine tazminat ve bakım gerektirecek bir sorumluluktan kurtulmuş olurlar. İkincisi asker ölümlerini gizleyerek kamuoyunun duyarlılığını azaltırlar. Üçüncü olarak sadece hedeflenen sivillerin öleceğini ilan ederek daha etkili olarak kitleleri korkuturlar. Bu nedenle hem düzenli ordu hem sözleşmeli personel hem de eski askerlerden toparlanmış paramiliter güç -SADAT, ki büyük bir olasılıkla İran’daki Devrim Muhafızları olarak kullanılacaklar- ve ÖSO denilen çete artıklarından oluşmuş yağmacı militer güçler daha alenen yedeklenmektedir. Bu çeşitliliğin amacı aslında ölüm timlerinin sayısını çoğaltarak nekropolitikanın daha etkin olarak kullanılmasını sağlamak.

Böylece AKP-Ergenekon kliğinin nekropolitikalarını sağlayan iktidarını korumak, hem potansiyel muhalif hareketleri bastırmak ve böylece uluslararası nekroekonominin buradaki ayağını yürütmek olarak belirmektedir. Bu nedenle bu ekip uluslararası neo-liberal politikaların taşeronu olarak bizzat bu amaçla işbaşına getirilmiş olduğu son politikalarıyla daha da netleşmektedir. Bunlar fazlasıyla deşifre olduklarında, Arap baharında olduğu gibi domino taşları gibi değiştirilerek yerine yenileri atanmaktadır. Bunun için de kendilerine tehdit oluşturacak sol ve emek hareketi sürekli olarak baskılanmakta ve örgütlenmesi hızla imkansız hale getirilmektedir. Halka ait ne varsa alenen mafyatik yöntemlere yağmalamaktan çekinilmemektedir. Kürdistan şu anda uluslararası ölüm ekonomisinin yağma ve talanına maruz bırakılmış durumda.  Kendisi içeriden Kuzey Kürdistan’ı yağmalarken ÖSO çetelerine de Rojava’yı, yine Güneyi de Barzani ekibini tehdit ve şantajla yedekleyerek yağmalamaya devam etmektedir, elbette uluslararası bir network ile.

(1) Kaldor, M 1999 New and old wars: Organised violence in a global era. 1st edition. Cambridge: Polity Press.