Newroz baharın zaferidir

Ateş aslında yeni yıla arınarak gitmemizi sağlayan şeydir. Birçoğumuz Newroz’da, ateşin üstünden atlamışızdır. Orada yaptığımız pratik, binlerce yıldır ve tek tanrılı dinlerde de telkin edilen aslında, ”ateşin arındırma” sürecidir.

BARIŞ BALSEÇER

Kış mevsiminin uzun gecelerinden sonra doğa yeniden canlanmaya başladı. Baharın gelişi ile beraber eskinin bağrından yaşamın yeniden uç vermesini müjdeleyen Newroz Bayramı, Kürt halkı için direnişin de simgesi. Newroz aynı zamanda halklar arasında barışı, kardeşliği vurgularken, Kürt halkı için zalimlere (Dehaqlara) karşı, Mazlumların (Kawaların) başkaldırısının da tarihsel hafızasını oluşturuyor.

Dünyanın güneş etrafındaki dönüşü ile birlikte her yıl periyodik olarak 21 Mart tarihinde gece ve gündüzün eşitlendiği (ekinoks) 21 Mart tarihinde kutlanan Newroz Bayramı’na sayılı günler kaldı. Arkeolojik bulgular, tarihsel kayıtlar ve mitler ışığında Newroz Bayramı’nın insanlık tarihindeki izlerini, Newroz’un simgeleri olan ateş ve direnişin anlamlarını; farklı medeniyetlerce Newroz’un binlerce yıllık insanlık tarihindeki aktarımını ve farklı adlardaki kutlama biçimlerini Arkeolog Mesut Alp ile konuştuk.

Newroz’a dair ilk bulgular hangi döneme denk gelir? İlk anlatı, ilk mit nasıl bir öyküyü anlatır? Newroz’un 21 Mart’ta kutlanmasının temel nedeni nedir? Günümüze bu mit hangi uygarlık ve araçlarla taşınmış?

İnsanlık tarihinde Newroz’a dair ilk buluntular elbette yazıyı bulan Sümerlere ait. Bu kayıtlar bir miras olarak, medeniyetten medeniyete taşınmış. Gerçi tarihin her evresinde bu durum bu şekilde gerçekleşmemiş. Örneğin M.Ö.2000’li yıllarda, Asur koloni çağında Mezopotamyalılar, Anadolululara yazıyı öğretiyor ve Anadolulular, yazı ve dolayısıyla kayıt altına alma sürecini başlatıyorlar. Lakin, Avrupa ile yapılan birçok savaştan sonra Anadolu’da Hiatus dönemleri gerçekleşmiştir. Yani karanlık çağların yaşandığını biliyoruz. Çünkü onlar Anadolu’ya gelip, yazıyı ilerletmiyorlar. Yok sayarak, başka bir sürecin gerçekleşmesine neden oluyorlar.

Ama Mezopotamya’da, bu durum bu şekilde ilerlemiyor. İlginç bir şekilde birbirine serdest olan uygarlıkların hepsi, kendilerinden önceki medeniyetlerin var ettiği her kültürel unsuru kendilerine aitmiş gibi koruyup, kollayıp öyle hareket ediyorlar. Bundan dolayı Sümerlerin kayıt altına aldığı birçok şey, farklı kopyalarla sırasıyla Akadlar, Asurlar, Babiller, Medler, paralelinde Mitaniler gibi uygarlıklar aracılığıyla, sürekli bir tekrar içerisinde, günümüze kadar ulaşmışlardır.

Böyle baktığımızda, kışın üzerine baharın doğuşuyla ilgili ilk kayıtlara Sümerler’de ulaşıyoruz. Bu bayram Sümerler’de, Akitu Bayramı olarak karşımıza çıkıyor. Bayram aslında mitolojik bir kavram üzerinden gelişiyor. Yer altına inen tanrı Dimuzi ve bundan dolayı İnanna’nın gidip onu yer altından kurtarma öyküsüne dayanır.

Tanrıça İnanna, Dimuzi’yi yeryüzüne çıkardığında –ki İnanna daha sonra isim değiştirerek İştar, daha sonra Afrodit, Artemis olarak tarihte karşımıza çıkar. Dişi tanrıçaların anası olarak kabul etmemiz gerekiyor- doğanın canlanması ve kendine gelişi hikayesi anlatılır. Böyle baktığımızda, 21 Mart’ta kutladığımız Newroz’un tarihsel arka planının ilk kez zikredildiği dönem, Sümerler’deki Akitu Bayramı’dır. Ama onların o dönemindeki takvimine göre bayramın kutlandığı tarih 1 Nisan’dır.

Sümer takvimini günümüzde kullandığımız Miladi Takvime çevirdiğimizde, 21 Mart yani ekinoks tarihine denk geliyor. Zaten bu tarihi kimisi 1 Nisan’a, kimisi 1 Mart’a kaydırır. Mesela günümüzde kullandığımız modern takvimde baharın başlangıcı 1 Mart olarak kabul edilir. Bunu ben devletlerin sınırına veya illerin birbirinden ayrıldığı sınırlara benzetirim. Kuzey Kürdistan’daki illerimize baktığımızda, her il birbirinden bağımsız şekilde kendi geleneksel halk oyunlarını ortaya çıkarır. Demek ki yapay sınırlarla, yapay varoluş süreçleri de gelişiyor. 1 Nisan’ı 1 Mart’tan keskin şekilde ayırarak, ”Bahar 1 Mart’ta başlıyor” dediğimizde, kendimizi kandırmış oluruz. Doğa, bizim belirlediğimiz takvime göre ilerlemiyor. Gece gündüzden uzun ise, kışın hükmü hala sürüyor demektir. Ekinoksta, yani 21 Mart tarihinde, gece ve gündüz eşitlenir. Bu durum bizim istemimiz ve beklentilerimizle oluşmuyor. Dünyanın güneş etrafındaki dönüşünde böyle bir sürece denk geliniyor. Bu tarihte bahar gelir ve doğa uyanır. Bundan dolayı Sümer takviminde belirtilen 1 Nisan tarihi, 21 Mart tarihine denk gelen ekinoks tarihinin kendisidir.

Yani Newroz’u ilk kutlayanlar Sümerler mi?

Newroz’un Sümerlerle birlikte hayatımıza giren ”Bahar Bayramı” olduğunu yukarıda ifade ettim. Ama şunu da belirmem gerekiyor. Yazıyı ilk icat edenler Sümerler olduğu için Sümerlerle beraber hayatımıza girer. İnsanoğlu kültürler var ettiğinden bu yana, doğayla bütünleşik bir beslenme alışkanlığımız var.

Doğada sürekli olarak bizi hayatta tutabilecek, bir gıda arayışı içerisindeyiz. Tarım toplumları öncesinde, yani binlerce yıl öncesinde gıdaya ulaşmak kolay değildi. Bundan dolayı baharın gelmesi, gıdanın artması anlamına geliyordu. Bu mevsimde, tüketebileceğimiz çok fazla ve de farklı gıdalar ortaya çıkıyordu. Muhtemelen bizler bunu kutsal ve değerli bir şey olarak görüyorduk. Ama Sümerler ilk olarak bu bilgileri yazıya geçirdiklerinden biz buna, Sümerlerin hayatımıza kazandırdıkları bir alışkanlık olarak bakıyoruz. Akitu olarak isimlendirilen bu bayram bazı metinlerde, ”Zagmuk” olarak geçiyor. Yukarıda belirttiğim gibi bu bayram, Dimuzi’nin –diğer adıyla Tammuz- 6 ay yer altında kalması sonrasında, Tanrıça İnanna tarafından kurtarılarak yeryüzüne çıkarılması ve 6 ayda yeryüzünde kalmasının kutlanmasıdır.

Bu arkeik kutlamanın -yani Newroz ismi dışında- günümüze geldiği farklı varyasyonlar var mı?

Var. Çünkü günümüzde halen Kürdistan’da yaşayan Asuri-Süryani topluluğu, aynı isimle yani Akitu olarak bayramlarını hala kutlamaktadırlar. Yine dünyanın birçok yerindeki Hıristiyan dinine mensup insanların kutladığı Paskalya Bayramı, Hz. İsa’nın çarmıha gerildikten üç gün sonra, tekrar dirilmesinin kutlanmasıdır. Bunu doğa ile karşılaştırdığımızda, kış mevsiminde doğa ölür. İlkbaharda ise dirilir. Yani tanrı Dimuzi  yer altına geçiyor. Ki zihnimizde her ölenin gittiği bir yer olarak kabul ederiz. Mesela cennet-cehennem kavramında, cehennem yerin altında tasvir edilir. Cennet ise gökyüzünde tariflenir. Yeraltı, mezarlık bu kültün gelişiminde etkindir. Bizim için yer altı, ölümü temsil eder. Hz. İsa’nın tekrardan dirilmesi aslında tanrı Dimuzi’nin (Tammuz) yer altından çıkmasından çok farklı bir temsiliyet değildir. O da Nisan ayıdır, baharın başlangıcıdır. Tam da bu tarihlerde Paskalya Bayramı kutlanır. Yahudiler’de ise Pesah Bayramı olarak isim bulmuştur. Yine aynı şeyi ifade eder. Yani bayrama farklı isimler ve farklı anlamlar yüklersiniz ama özde elbette kutlanan, baharın başlangıcıdır. Hititler’de de An.Tah.Sum isminde kutlanılan bayram da, baharın başlangıcının kutlanmasıdır. Çok büyük bir ritüelle beraber hayatımıza girer.

Newroz kutlamalarında yakılan ateşin önemi nedir?

Arkeolojik olarak gerek Mezopotamya’ya gerek Anadolu’ya bakıldığında, An.Tah.Sum, Pesah, Paskalya, Akitu isimleriyle aslında Newroz’un farklı bir dinamikle kendisini ortaya koyduğu görülür. Ama Newroz öyle bir mitos ki, birçok Ön Asya toplumu için de kutsal bir bayram olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü Ön Asya toplumları için baharın başlangıcı; göçlerin başlangıcı, yer değiştirme döneminin başlamasını ve mimari tarzların da yeni bir değişim-dönüşüm sürecine girmesi anlamına geliyor. Yani hayat kendisini yeniden var edebilecek alana sahip olduğundan, her toplum tarafından kutlanmış. Ve ateş yakılmıştır.

Ateş aslında yeni yıla arınarak gitmemizi sağlayan şeydir. Birçoğumuz Newroz’da, ateşin üstünden atlamışızdır. Orada yaptığımız pratik, binlerce yıldır ve tek tanrılı dinlerde de telkin edilen aslında, ”ateşin arındırma” sürecidir. Tek tanrılı dinlerde cehennemde, iman etmiş olan herkesin cezasını ödedikten sonra cennete kabul edilme süreci anlatılır. Buna göre cehenneme düşen birisi, ateşle temizlenerek cennete gönderilir. Yani ateş, arındırıcı ve temizleyicidir. Bununla ilgili Zerdüşt rahiplerinin de pratiklerine bakılabilir. Ağızlarını bir parça bezle kapatır rahipler. Amaç, nefeslerinin ateşi kirletmemesidir. Çünkü insan, ateşe nazaran kirli bir varlık olarak kabul edilir. Buna Hindu geleneklerinde de karşılaşıyoruz. Hindistan ve Nepal’de, insanlar öldüğünde bir nehir kenarında açık alanda -ki bu genellikle Ganj Nehri’dir- cesetin altına odun, üstüne ıslak kamış konularak yakılır. Islak kamışlarının cesedin üstüne örtülmesinin amacı, ateşin yavaş şekilde yanmasını sağlamaktır. Böylelikle ceset yavaş şekilde yanar ve günahlarının tümünden yavaş yavaş sıyrılacağına inanılır. Günahlarının bedelini, bu dünyada öder.

Yani Newroz Bayramı’ndaki ritüeller, aynı zamanda tek tanrılı dinlerde de farklı formlarda kendisini gösterir. Farklı bir şey değildir. Tek tanrılı dinlerde, cehennemde yanarak kefaretimizi ödüyoruz. Ama Hindular’da o kefaret bu dünyada halledilmiş oluyor. Çünkü Hindular bu reenkarne sürecinde, yani ölüm sürecinde ne kadar günah ile diğer yaşamına geçerse, o kadar daha iyi ve erdemli bir insan olabileceğini düşünür ve buna inanırlar. Zerdüştlük’te ateş mesela kutsaldır. Onun içine bir şey koymak günahtır.

Bütün bu ritüellere bakıldığında Newroz’da ateşten atlama sürecimiz de biraz budur. Yani ateşten atlamakla, yeni yıla tövbe ederek başlamış oluyoruz. Newroz ve ateş ilişkisine bu açıdan bakmak gerekiyor.

İsim konusuna gelecek olursak aslında her başlangıç yenidir. Yani yola çıkmak, bir yere varmak, güneşin doğması… Bunlar hep yeni kavramlardır. Günün başlangıcı 24 saat üzerinden ele alınan bir kavram, yılın başlangıcı ise 12 ay ve 365 gün üzerinden ele alınmıştır.

Kürtlerin 13 Ocak’ta yeni yılı kutluyorlar nedeni nedir?

Aslında uzun bir süredir bilinen bir yanlışa dikkat çekmek istiyorum. O da 13 Ocak fenomenidir. Biz Kürtler’de yeni yıl, 13 Ocak’ta kutlanır. O gün yüzümüze Kürtçede ”tenî” denilen yanmış odun külü sürerdik. Ki ben gerçi çok esmer olduğum için bunu sürmezdim. Farklı, farklı kıyafetler -ki ismine “qirdik” deriz- giyip evleri dolaşırdık. Evleri dolaşır, ”Dik u duk. Sere sale, bine sale. Kurike bide, kevaniye be malê. (Senenin başı, senenin sonu. Allah bu evin hanımına bir tane erkek çocuk nasip etsin)” diye dua eder para isterdik. Tabi evimize gelene ise bir kova su dökerdik.

Ama Kürtlerin esas yeni yılı 21 Mart’tır. Çünkü Kürtler Aryan bir topluluktur. Aryan toplulukların en önemli şeyi baharın başlangıcını kutlamaktır.

Japonya’da kiraz ağaçlarının, kiraz çiçeklerinin açması, Sakura Bayramı olarak kutlanır. Şu anda, yani bu yazıyı okuduğunuzda çıkın dışarı ve bakın. Yapraklarını açmış ağaçlardan birisi kiraz ağaçlarıdır.

Dünyanın dört bir yanında Hint-Avrupalı topluluklar ilkbahar ile birlikte ateş yakarlar. Mesela İsveç’e giderseniz önceki yıldan kalan eskilerini yakarlar. Soğuk bir ülkeden bahsediyoruz çünkü. Önceki yıldan kalan kıyafetler evde hastalık üretebilir. Çünkü 6-7 ay boyunca bu kıyafetler giyiliyor. Binlerce yıllık alışkanlıktan, ısıtma sistemlerinin olmadığı zamanlardan bahsediyoruz. Herkes toplanır, eskimiş ürünlerini bir meydana toplar. Ateşe atar ve yeni yıla ”merhaba” derlerdi.

Yani Hint-Avrupalı toplumların tamamı, baharın başlangıcını ”bayram” olarak kutlayarak, bu tarihi yeni yıl olarak kabul ediyorlar. Bundan dolayı Kürtlerinde yeni bir yılı varsa o da, 21 Mart’tır. Bu tarih yeni yılın başlangıcı olduğundan, hem Kürtçe’de hem Farsça’da ”Yenigün” anlamına gelen ”Newroz” sözcüğü kullanılır.

Peki, Kürtlerin bunu çok farklı bir şekilde kabul etmesi ve farklı anlamlarla da Newroz’u karşılamalarının temel dinamikleri nelerdir?

Newroz’a Farsların gözünden bakarsanız ”Dehaq farklı bir karakter olarak karşınıza çıkar.  Dehaq zaten karakter olarak Zend-Aveste’da geçer ”Azhi Dahāka” olarak geçer. Ama kraliyet seceresinde ”Pistani” ailesine mensup olan bir prens ve  kral olduğu biliniyor. Ama ne zaman ki İslam ordularının İran’a ulaşmasından sonra, Dehaq Fars mitolojisinde birdenbire Arap bir krala dönüşür.

Çünkü bununla birlikte Farslar, Araplara karşı bir ”ulusal kurtuluş mücadelesi” vermeye başlarlar. Tam da bu noktada mitosların gücünü görmek gerekli. Mitosların binlerce yıllık varoluş pratiklerine bakmak gerekiyor. Burda boşluklardan müteşekkil metinleri irdelemek gerekiyor. Çünkü mitoslar arasında boşluklar serpiştiremezseniz, yazıldığı dönem itibariyle kalır ve yok olurlar. Bir klasik olarak en fazla bir kaç yüzyıl okunur ama muhakkak yok olur. Newroz gibi binlerce yıl, varlıklarını sürdüremezler. Bu boşluklar içerisinde her toplum kendisine uygun olan argüman ile bunu kullanır.

Mesela Farslar Araplarla karşılaştıktan sonra Dehaq artık, Arap bir kraldır. Sömürgecidir ve sömürülen halkın da buna baş kaldırması için Newroz sömürülenin sömürene karşı mücadelesi ve zaferi olarak kabul edilir. Newroz karanlığa karşı aydınlığın, kışa karşı ise baharın zaferidir.

Kürt mitolojisinde Newroz’un önemi nedir? Anlatılan Demirci Kawa mitosunda, direniş ve isyanın Newroz ile bağlantısını anlatabilir misiniz? Demir ve demirci, bir sınıfı  ve de devrimsel bir dönüşümü mü simgeler?

Kürt mitolojisinde de bu, böyle kabul ediliyor. Karşımızda ”Dehaq” ve Dehaq’a karşı isyan eden ”Demirci Kawa” isminde iki karakter var. Demirci Kawa’nın Dehaq’a karşı isyanı ortaya çıkıyor. Burada çok ilginç sosyolojik veriler de vardır. Mesela Dehaq’a dair hangi Newroz hikayesini okursanız okuyun, Dehaq’ın yerel bir kral veya dışarıdan gelen bir sömürgeci olduğu anlatılmaz.

Bu mitolojinin size verdigi bir boşluktur. Bu boşluğu siz doldurursunuz. Mesela Demirci Kawa altı oğlunun kaybından sonra, yedinci oğlunun elinden alınması ile isyan eder. Peki neden? Bu da bir problem, bir sorudur. Gezegen sayısı, çakra sayısı 7 tane. Birçok şekilde ele alarak yedi (7) rakamı üzerinden tartışabiliriz. Ama bunun da farklı nüansları var. İlginç bir şekilde Dehaq’a karşı çıkan; bir ağa, bey, şeyh, din görevlisi veya mir değildir. Bu Kürdistan coğrafyasının güzel bir gerçekliğini ortaya koyuyor. O da şudur ki; mir, şeyh, bey, ağa… Bunlar bir şekilde kralla uzlaşmış ve iktidarı birlikte sağlamlaştırmışlardır. Bir yerde de iktidarın ”kolluk gücü” olmuşlardır. Halk üzerinde ”baskı gücü” oluşturmuşlardır.

Halktan sekiz (8) olarak topladıkları verginin yedisini veya altısını Dehaq’a verip, kalanı kendilerine saklamışlardır. Kürt mitolojisinde iktidara karşı isyan başlatan Kawa ise bir demir ustasıdır. Demir, tesadüfi olarak bu mitolojide yer bulmamıştır. Demirin hayatımıza girmesi çok önemli. Çünkü demiri Mezopotamya ve Anadolu’da M.Ö. 1100’lü yıllarda görmeye başlıyoruz. Bu da Hint-Avrupalı halklarının göçlerinin başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Hint-Avrupalıların demiri bu coğrafyaya getirdiklerini söyleyebiliriz. Demirin gelmesi aynı zamanda  çağın devrimidir. Dolayısıyla kahramanımızın bir demirci ustası olması lazım. Aynı zamanda kahramanımızın, bir devrimle gelmesi lazım, tarihi değiştirecek bir argümana sahip olması lazım. Dolayısıyla mitolojimizde Demirci Kawa’nın yer alması tesadüfi değildir.

Demirci Kawa aynı zamanda bir zanaatkardır. Daha güçlü, nüfuzlu insanlar varken, bir zanaatkarın isyan etmesi, o dönemde umuda en fazla ihtiyacı olan topluluğu işaret ediyor olabilir. Her zaman olduğu gibi her zaman en fazla ezilen sınıftır çiftçi ve köylü. Kawa bu dinamiklerin temsilidir.

Dikkat edilirse bu mitolojik anlatımda Kawa sarayı yakıp ateşe verir. Zaferi bekleyen halk buna karşılık ateş yakarak Newroz’u kutlar. Yani iktidarı ortadan kaldırma, yok etme süreci vardır. Ayrıca Demirci Kawa’nın iktidarı daha doğrusu yönetimi komüne yayma girişimi de vardır. Bu durum Kürt toplumunun belirgin bir özelliği iken, gerek İslam kültürünün Kürdistan’a gelmesi, gerek Ortadoğu’daki diğer halklarla olan ilişkiler Kürtlere bir çok yeni yaşam pratikleri de kazandırmıştır. Örneğin Kürdistan’da bu komün yaşama dair örnekler bulunuyor.

Mardin’in Savur ilçesinde, Sürgücü (Evêna) aşireti vardır. Bu aşirete bağlı 33 köy bulunmaktaydı ama bugün 10 tane köyleri bulunuyor. Beyi, şeyhi, ağası yoktur bu aşiretin. Komün yönetim şekli vardır. Köylüler ortak kararlar alırlar. Cumhuriyet döneminde oraya bir ağa gönderilir. Bu ağa, Evêna aşireti tarafından öldürülmüştür. Ağayı kabul etmemişlerdir.

Bundan yola çıkarak tarihsel bağlar çerçevesinde Newroz’’a baktığımızda, Demirci Kawa’nın yaktığı ”İsyan Ateşi” veya başlattığı ”komün yaşam kültürü”, Kürdistan’da varlığını halen sürdürmektedir.