Neyimiz eksik?

Partili cumhurbaşkanlığına resmen geçiş yaptığımız AKP kongresinde Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşma, yarın neye uyanacağımıza dair önemli veriler sunmuştu. Bir bölümü şöyleydi; “…siz bize hangi yüzle OHAL’in kaldırılmasını soruyorsunuz. Kalkmayacak! Ne zamana kadar? Huzura, refaha ulaşılıncaya kadar. Neyiniz eksik, işlerinize mi gidemiyorsunuz, okullar mı kapalı? Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı. Fabrikalar, iş yerleri sorunluydu. Doğru dürüst kimse ekonomik olarak durumunu düzeltemiyordu. Bize OHAL’i kaldırın dediler. Gelince 1 ayda OHAL’i kaldırdık. Şimdi ise daha dün bir bugün iki. Biz OHAL’i ülkemizin huzuru için uzattık, uzatıyoruz.”  

Nitekim; “uzattık, uzatacağız” dediği OHAL ertesi gün, yasakladığı İbrahim Kaypakkaya anmasına katılanları tutukladı, sonra işlerini geri almak için 77 gündür açlık grevi yapmak zorunda kalan Nuriye ve Semih’i gözaltına aldı ve tutukladı, Ankara Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı’nı tutsak etti, sokağı ile birlikte işgal etti, yasakladı. Sonra protesto için sokaklara çıkanlara aman vermez bir saldırıya girişti her yanda… 

Öte yanda tam da Tayyip’in “neyiniz eksik? sorusunu haklı çıkaracak bir duyarsızlık. Tam bir şizofrenik tablo içindeyiz. Bir yanda sorunlar dağ gibi öte yanda bir gevşeklik, bir lakaytlık. Bir yanda canavar can almaya gelmiş öte yanda ağzından çıkan alev bize değmez hesabı. Tam insana kafayı yedirtecek bir durum. 

Öncellerinden de destek alan AKP tam 15 yıldır “ben yaptım oldu” diye özetlenebilecek bu günleri hazırladı; programlı, profesyonel, yavaş yavaş, yedire yedire. Toplumun zihninde önemli sorular belirdiyse de bu soruları da cevaplarıyla beraber sormasının zeminini hazırladı öte yandan. Mesela; Üniversite diploması olmadığı halde cumhurbaşkanı seçilmiş ve bu ortaya çıktığı halde orada kalabilmiş biri bu anayasayı tanımıyorum demiş de ne olmuş? Cumhurbaşkanının ve iktidarın tanımadığı bir Anayasa değişse ne değişmese ne? AKP’ye bağlılığı herkesin malumu Tayyip AKP’nin genel başkanı olmuş, partili cumhurbaşkanlığı dönemine girmişiz de ne olmuş? Nuriye ve Semih açlık grevlerinin 77. gününde tutuklanmışlar, Fetö diye diye memlekette öğretmen, sağlıkçı, öğretim görevlisi bırakmadılar, kapatılmayan gazete televizyon dernek sayısı üç mü beş mi, ülke açık cezaevine dönmüş falan filan, eee ne olmuş yani? Mecliste kadın milletvekillerine ve erkek milletvekillerine ayrı iftar programları hazırlanmışken, laiklik kavramı anayasada kalsın mı gitsin mi diye tartışmaya ne gerek var? İnsanları tutuklayıp cezaevine koydurtan, işinden eden  KHK’ların anayasaya ve yasalara üstünlüğü bu kadar açıkken yasa yapmaya ya da değiştirmeye ne gerek var? Cevaplar hep aynı yere çıkıyor; “elinden bir şey gelmez kaderine razı ol.” 

Kaderine razı olmayı sessizce kabul eden o kadar çok insan var ki. Hacılarıyla hocalarıyla efsunladı mı bu adamlar bizi? Nerede bu topluma yol gösterecek siyasi önderleri, partileri?  Nerede bu saldırıyı durduracak politikalar, stratejiler, taktikler?  CHP devlet partisi tamam da, sahip olduğu ilkelere, sosyal demokratım diyerek elinde tuttuğu tabanının uğradığı saldırılara gözünü kulağını tıkayacak kadar mı eli kolu bağlı? Ana muhalefet partisi olarak, ülke cezaevine dönmüş demeyi sokaklarda volta atmayı işten sayma acizliğine düş ama hala demokrasicilik oynamayı sürdür, bu mudur?  

HDP’nin de tabanının ve toplumun beklentilerine yeterince cevap olabildiğini söylemek mümkün değil. AKP’nin bu topyekün saldırısına karşı, saldırıyı karşılayacak güçte bir politika geliştirilememiş olmasının yarattığı boşluk giderek büyüyor. HDP ve bileşenlerine yönelik büyük saldırının partinin gücünü önemli ölçüde kırdığına şüphe yok ancak bu mazeret toplumun ihtiyacı olan siyasi liderlik ihtiyacını ve HDP’nin misyonunu ortadan kaldırmadı. Halen ciddi umut odağı olmasına ve iktidarın içinde bulunduğu büyük krize rağmen onu geriletecek politikalar üretilemiyor olmasının nedenini tutuklamalarla açıklamak da yeterince ikna edici değil. Geçen bir anne “ölmediler ya yavrum” demişti. Öyle, ölmediler ya.

Bir baba Kemal Gün, oğlunun kemiklerini alabilmek için yaşamını masaya sürmek zorunda bırakıldı. Açlık grevinin tam 90. gününde, oğlunun kemiklerine kavuşuyor olmaktı sevinci. Buna sebep olanların sorumlulukları öyle utançla falan gizlenemez, ancak ya geride kalanlar için? Bu olay yetmez mi utançtan yerin dibine girmeye? Yeter, hem de geriden gelenlere miras kalacak kadar yeter. Ama utanmak bile arkamızı dönene kadar süren geçici bir duygu artık. Sonra yine gelsin çaylar gitsin çorbalar. Tayyip bilmez gibi soruyor işte “neyiniz eksik?”