Nihai yenilgi

Son söyleyeceğimi baştan dile getireyim, son günlerde Suriye sahasında tırmanan çatışmaların TC açısından bir nihai yenilgiye dönüşmesi olasılığı ABD ve Almanya’nın bitmeyen desteği ve ülkedeki muhalefetin her anlamda rejimin çizdiği sınırları zorlamaması nedeniyle bir hayli zor.

İdlib operasyonunu yönlendiren güç kuşkusuz Rusya. Putin’in Özel Temsilcisi Bogdanov’un Güney Kürdistan ziyareti hiç kuşkusuz sadece Irak’taki olası köklü çalkantılarda kendi pozisyonunu bir yere oturtmak anlamına gelmiyordu, aynı zamanda Suriye ile ilgili atacağı adımları da haber veriyordu. Bunun devamını İdlib’deki operasyonu yeniden hareketlendirip TC askerlerini “kazaen” hedefleyerek getirdi. Boyundan büyük işlere soyunmuş olan yeni Osmanlıcı TC emperyalizmi ise şaşkın. Çaresizlik ona soluğu Ukrayna’da aldırdı. Bu sıkışmışlığın altında öncelikle emperyalist hiyerarşi içinde dişe dokunur bir yere sahip olma iddiası ve bunu yerine getirememe hali yatıyor. Bir diğer başlık Rusya’ya verilen imtiyazlar. Kürtlerle ilgili hedeflerin becerilememesi ve El Kaide, DAİŞ türünden organizasyonlarla girilmiş olan sembiyotik ilişki de ciddi “tehlikeler” barındırıyor. Nitekim El Kaide-Eş Şebap TC’nin İdlib’deki yalpalamalarına Somali üzerinden yanıt veriyor. Bir sonrakinin nerede ve kimden olacağı ise “güvenlik bürokrasisi” ile fazlasıyla şişinen TC’nin de bilemeyeceği bir şey…

Uçak düşürme eylemiyle bileğinden Putin’e yakalanan TC sonraki süreçte kaçınılmaz bir sürükleniş içine girdi. Ahmaklık bütün fillerini kendi isteğiyle yaptığı gibi yanılsamaya kapılmasıydı, kendi paralelinde yol alan bileğindeki eli unuttu. Bugün Rusya o bileği hafifçe geri büktü. Bu yüzden TC çırpınıyor. Ukrayna’da atılan adımlarla kuşkusuz Putin yönetimi tahrik edilmiş oluyor. Fakat geçen yılın sonunda Moskova ile gaz anlaşmasını yenileyen Kiev yönetimini saçılan paralar, Kırım gibi meseleler provoke etmeye yetmez. Kaldı ki Ukrayna’nın ABD ve AB desteği olmadan kendi başına herhangi bir konuda mesafe almasını hele hele Erdoğan’la dansa kalkmasını beklemek kendini kandırmaktan öte bir şey olmaz. Ayrıca yandaş kalemşörlerin ABD ve AB’ye yardım çağrılarının da kolay kolay karşılık bulması hemen beklenemez. Çünkü onların da alacak listeleri bir hayli kabarık ve buna yeni kalemler de ekleyeceklerdir ve bunların önce verilmesini bekleyeceklerdir. ABD’nin tutumu burada biraz tartışma konusu yapılabilir. Hiç kuşkusuz Trump yönetimi bölgede savaşın sürmesini istiyor. Bu öncelikle Netanyahu yönetiminin selameti için lazım. Buna Trump’ın TC ile zihni uyuşmasını da eklersek çok daha tavizkar davranma olasılığı karşımıza çıkar. Ayrıca “stratejik çıkarlar” hesabıyla geliştirilecek bir yakınlaşmaya karşı ABD yönetimi içinden de tek tük çatlak sesler çıkacaktır. Fakat bu şu an olgunlaşmış bir seyir değil muhtemelen ABD ara yollarla bunu yokluyor.

TC-Rusya ilişkilerinde inisiyatif kuşkusuz Rusya’da. Suriye’deki gelişmelerde henüz bu seyri bozacak bir durum yok. Putin bu pozisyonda ilişkiyi korumak istiyor ama aynı zamanda istediklerini yaptırarak. Bütün yardım çağrılarına açıktan karşılık bulamayacak olan TC de ister istemez biraz görüntüyü kurtarmak için  bağırıp çağırıp sonunda Rusya’nın “çözüm” önerisine rıza gösterecektir. Halep ve Mexmûr Kampı’na yapılan saldırı türünden girişimlerin de dengeleri değiştirebilecek türden bir gelişmeye yol açma olasılığı yok. İran ve Suriye yönetimlerinin tutumunun da bu süreçte TC aleyhine Rusya’yı zorlayıcı bir nitelikte olması kaçınılmaz. Bütün bunlar TC’yi nihai yenilgiye yaklaştıran ve TC’yi içeri katlayan yani sorunların ülke içine yığılmasını kaçınılmaz kılan bir sürece sokuyor.

Mevcut iktidar bloku içinde bu seyir dahilinde yeni çatlakların oluşması kaçınılmaz. Fakat aynı zamanda rejimin yeni ittifaklarla yoluna devam etmesinin olanakları da var. Buna karşı muhalefetin nasıl bir seyir izleyeceği önemli. Nihayetinde yeni bir kölelik rejimi doğuracak olan “restorasyona” mı razı olacak, yoksa “başka bir dünya mümkün!” diyecek ve onu kurmaya mı çalışacak…