Nurcan için adalet!

Erkek yargıdan kadınlar lehine kararları ancak kadınların mücadelesi çıkartıyor. Şule Çet davası yakın tarihten buna örnek. Kadın iradesi, tecavüz edildikten sonra katledilen Şule’nin ölümünün cezasız kalmasını önledi.

Şimdi sırada Nurcan Aslan davası var. Nurcan, İstanbul Küçükçekmece’de öldürüldüğünde 39 yaşındaydı. Katil Abdullah Melih Barış, “sevgili olma” talebini reddettiği için Nurcan’ın canını 11 kurşunla almıştı. Katil, o günlerde Tokat’ta muhtardı, evli ve 3 çocuk babasıydı.

Nurcan’ın ailesi ve arkadaşlarının çabası ile bu cinayet, listede bir rakam ya da adliye koridorlarında unutulmaya bırakılacak bir dosya olmaktan kurtuldu. Konu kadın örgütlerinin gündemine taşındı. Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi ve Sosyalist Kadınlar Meclisi (SKM) aile birlikte eylemler yaptı. Nurcan’ın ailesinin savunmanlığını Ezilenlerin Hukuk Bürosu üstlendi. Küçük bir hatırlatma ile Özgür Radyo’yu da analım. Duruşmanın görüldüğü günlerde Özgür Radyo iktidar tarafından henüz kapatılmamıştı. Konunun halkın gündemine taşınmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmişti.

Kadınlar, İstanbul’un birçok sokağına “Nurcan için adalet, tüm kadınlar için adalet” talebini taşıdılar. Bildiriler dağıttılar, basının kapısını aşındırdılar, sosyal medyadan seslerini duyurdular. Duruşma günü de adliye önünde açıklamalar yaptılar, duruşmayı takip ettiler.

Sonunda Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Barış hakkında önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ardından da “iyi hal indirimi” uyguladı. Bu indirime ilişkin kararda ilginç bir detay vardı. Mahkeme, “iyi hal indirimi”ni yasa gereği yaptığını belirtmişti. Mahkeme kararında yer alan bu detay da, kadın örgütlerinin, kadın cinayeti davalarında uygulanan “iyi hal indirimi” düzenlemesinin yasadan kaldırılması yönündeki talebinin ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

Yargıtay, yerel mahkemenin kararını bozdu. Gerekçesi de, “sanığın tasarlayarak öldürdüğüne dair somut delil yok” oldu.

Durum gerçekten böyle mi?

Bu sorunun yanıtını davanın avukatı Ezilenlerin Hukuk Bürosu’ndan Gülhan Kaya veriyor: “Sanık Nurcan’ı öldürmekle tehdit ediyor. Bunu defalarca tekrarlıyor. Akrabalarına da mesajlar gönderiyor. Hem Nurcan’a hem de çevresine zarar vereceğini sürekli söylüyor. Bu konuda sayısız tehdit mesajı var. Nurcan’ın sosyal medya hesabını ele geçiyor, sağa sola mesajlar gönderiyor. Sanık, muhtar. Ruhsatlı silah alabilir. Ancak bunun yerine ruhsatsız silah alıyor. Duruşmada bu silahı başka nerede kullandığını sorduk. ‘İhtiyacım olmadı, başka yerde kullanmadım’ dedi. Bu yanıtı da, silahı Nurcan’ı öldürmek için aldığının göstergesi. Ardından da Almus’tan İstanbul’a 800 kilometre yol geliyor. İstanbul’a hasta olan kardeşini görmeye geldiğini söyledi. Bunun da yalan olduğu ortaya çıktı. Kardeşi ve eniştesi, ‘Geleceğinden haberimiz yoktu. Bizim için gelmedi’ diyerek mahkemeye dilekçe verdiler. Tüm bunlar sanığın, cinayeti önceden planladığını, tasarladığını ve hazırlık yaptığını gösteren somut deliller.”

Ancak Yargıtay ise sanığın, tartışma sırasında öldürmeye karar verdiği görüşünde. Avukat Kaya’nın Yargıtay’ın kararına ilişkin yorumu ise şöyle: “Failin erkekler olduğu durumda, yargının alabildiğine geniş yorumlarda bulunduğunun sayısız örneği var. Yargıtay, Nurcan Aslan davasında da aynı tutumu takınıyor.” Çok açık ki, Nurcan Aslan davasında ailesinin, arkadaşlarının ve kadınların iradesi katilin ceza almasını sağladı. Avukat Kaya da, kadın örgütlerinin, kadın cinayeti davalarını takip ediş biçimlerinin kararları etkilediğinin altını çiziyor ve ekliyor: “Bu davada, iyi hal indirimini dışarıda tutarsak iyi bir sonuç elde etmiştik.”

Bakırköy Adliyesi’ndeki yargılama süreci için de, “Duruşmanın olduğu gün Bakırköy Adliyesi’nde konuşulan tek şey Nurcan Aslan davası oldu. O gün kadınlar adliyede, duruşma salonunda davayı takip ettiler. Her duruşmaya ilişkin basın ve kamuoyu bilgilendirildi” diyor.

Avukat Kaya’nın da dediği gibi, kamuoyunun yakından takip ettiği davalarda, yargı, kendini daha dikkatli davranmak zorunda hissediyor. Yargıtay, itirazı değerlendirdiği duruşmayı, kamuoyuna açık yapmış olsaydı, belki de karar böyle olmayabilirdi.

Şimdi Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin önünde iki yol var. Birincisi; Yargıtay’ın bozma kararına direnmek. Bu durumda dosya Yargıtay Genel Kurulu’na gider. Son kararı Genel Kurul verir. Avukat Kaya, “Bizim beklentimiz de bu yönde. Yerel mahkemenin verdiği kararda durmasıdır” diyor. İkincisi ise mahkemenin Yargıtay kararına uyarak, yargılamayı yenilemek.

İkinci durum, kadınlar bakımından yeni bir mücadele döneminin başlaması anlamına geliyor. Nurcan’ın ailesi, avukatları ve Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, 7 Ocak günü saat 13.30’da görülecek duruşma öncesinde kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde adliye önünde bir açıklama yaptılar. Sosyal medya ve alternatif medya aracılığıyla bir kez daha “Nurcan için adalet, tüm kadınlar için adalet” talebini kamuoyunun gündemine getirmek için çaba harcıyorlar. Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi ile ailenin yaptığı toplantıda alınan kararlar yeni kararlar var. Örneğin 3 Ocak günü 14.00-15.00 saatleri arasında Adalet Bakanlığı’na “Nurcan Arslan’ın davası aleyhte bozuldu. Haberin var mı?” diye faks, mail gönderilecek, telefon edilecek. 4 Ocak günü saat 11’de İHD’de basın toplantısı düzenlenecek, aynı gün saat 15.00’de Bakırköy pazarında davaya ilişkin bildiri dağıtılacak. 5 Ocak’ta hashtag eylemi yapılacak. 6 Ocak’ta duruşmaya katılım amaçlı sosyal medyadan çağrılar yayınlanacak. 7 Ocak’ta da duruşma takip edilecek, adliye önünde açıklama yapılacak.

Bu çağrı hem Nurcan hem de erkeklerin canını aldığı tüm kadınlar için. Bu nedenle de yapabileceğimiz her araç ve biçimde seslenelim: Nurcan için adalet, tüm kadınlar için adalet!