‘O bir terörist’

Uluslararası Af Örgütü’nün daveti üzerine Fransa’da olduğum için iki haftadır yazamadım, yazmak için zamanım olmadı. Fransa’dan Türkiye’ye döndüğümün ertesi günü aralarında Eski DİHA muhabiri İsmail Yıldız, Etik Ajans muhabiri Arzu Demir, Birgün gazetesi muhabiri Zeynep Kuray’ın da olduğu 42 gazeteci gözaltına alındı.
Yazar, siyasetçi, gazeteci ve insan hakları savunucularının hapsedildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Bu Türkiye’nin başında bir zamanlar şiir okuduğu için hapse atılmış bir başbakan var!
Aynı başbakan haber yaptığı için cezaevinde olan yetmişin (70) üzerinde gazeteci ve gözaltına alınan 42 gazeteci için kılını kımıldatmıyor.
Ve bir zamanlar şiir okuduğu için hapsedilen başbakan bugün gazetecilerin, siyasetçilerin, vicdani redçilerin ve insan hakları savunucuların hapsedilmesini savunuyor!
Uluslararası Af Örgütü’nün daveti üzerine 6 Aralık 2011 tarihinde Fransa’ya giderken İstanbul havalimanında gözaltına alındım. Gözaltına alındığım gece benim durumumdan endişe eden Af Örgütünün Türkiye masasından bir arkadaşım tutulduğum İstanbul havalimanı polis karakolunu telefonla arıyor. Arkadaş, “insan hakları savunucusu Halil Savda’nın durumunu öğrenmek için aradım” sözlerine komiser olduğunu söyleyen kişi: “ne insan hakları savunucusu o bir terörist” yanıtını veriyor.
Türkiye polisi ve iktidarı muhalif olan herkesi terörist görüyor.
Bu ayıptır, günahtır!  Buna boyun mu eğeceğiz, sessiz mi kalacağız?
Yargıtay 9. Ceza dairesi tarafından onanmış 5 ay hapis cezam var. Almış olduğum bu ceza nedeniyle her an hapse girebilirim. Ceza almama neden olan olay 1 Ağustos 2006’da İsrail’in İstanbul konsolosluğu önünde okuduğum basın açıklamasıdır. Söz konusu basın açıklamasında o dönemde İsrail tarafından yapılan Lübnan saldırısı ve kuşatmasına katılmak istemedikleri için hapis cezasına çarptırılan İsrailli vicdani redçileri desteklemiştim ve İsrail hükümetinin vicdani redçileri serbest bırakmasını istemiştim. Oysa beni cezalandıran Türkiye’nin başındaki adam İsrail hükümetine “van münit” (One minute) demiş ve posta koymuştu. İsrail hükümetinin zalimane politikalarını ve uygulamalarını eleştirmişti. Şimdi aynı başbakanın yönetimindeki Türkiye İsrail hükümetinin zalimane uygulamalarını protesto ettiğim için beni cezalandırıyor ve hapsetmek istiyor.
Uluslararası Af Örgütü cezanın kaldırılması için başbakana binlerce mektup gönderdi, ama başbakandan tek söz yok! Af Örgütünün 10 Aralık 2011’de başlattığı maraton ile neredeyse her gün başbakana ve onun adalet bakanına yüzlerce mektup gidiyor, ama oradan tık yok!
Başbakan bu durum karşısında suskun, tek söz etmiyor!
İktidar başbakanın yolunu şaşırtmış!
Yaşananları sineye mi çekeceğiz, bu yaşatılana öfkelenmeyecek miyiz, karşı çıkmayacak mıyız?
Herkes özgürce ibadetini yapsın, özgürce fikirlerini savunsun, özgürce konuşsun, dili ile kendisini ifade etsin ve özgürce siyaset yapsın!
Franko faşizminin İtalya’sından ceza kanununu ithal ederken dönemin adalet bakanı Mahmut Esat bey şöyle demişti: “Arkadaşlar ceza kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılap çok kıskançtır. Bundan korkacak olanlar ve korkması lazım gelenler Türk milletinin menfaatlerine, Türk milletinin hukukuna ve inkılabına karşı tekin olmayanlardır ve bunların korkması lazımdır.”
Türkiye’de Mahmut Esat’ın zihniyeti hakimdir. İfade hürriyetinin engelleniyor olmasını başka nasıl izah edilebiliriz ki…
Bugün ki devlet aklı muhalefet eden akıl olmasın istiyor. Bugünkü devlet yönetimi muhalefet eden tek kişi kalmasın istiyor.
Buna isyan etmeyecek miyiz?