Önce samimiyet, sonra ulusal birlik

Geçen hafta Güney Kürdistan’da, Kürt siyasi partileri arasında, önceden duyurusu yapılmayan önemli görüşmeler yapıldı.

Tecrübeli isimlerden oluşan HDP heyeti başta KDP, YNK, Goran olmak üzere diğer siyasi partilerin tümü ile görüşmeler yaptı. Basına kapalı gerçekleşen bu görüşmeler sonrasındaki tüm açıklamalarda, Kürtler arası birlik ve dayanışma vurgusu yapıldı.

Karşılamalar, el sıkışmalar, kucaklaşmalar, karşılıklı iltifatlar ve uğurlama seremonileri de bu görüşmelere verilen önemi ortaya koyuyor.

Kürt siyasal partilerinin buluşması, Kürdistan’ın dört bir yanında sevinç ve umut kaynağı oluyor. 

Bu son görüşmelerin öncekilere benzememesi, 2016 Eylül’ünde bir "umut haftası” olarak unutulup gitmemesi de tüm Kürtlerin talebi.

Son on yılda yapılan "ulusal birlik” ve "ulusal kongre” temalı görüşme ve toplantıların bilançosu çıkarılsa oldukça uzunca bir liste oluşur.

HDP ile Güney Kürdistanlı partiler arasında görüşmeler sürerken Kerkük’te yapılan KNK Çalıştayı ve Brüksel’de yapılan PYD kongresinde de temel gündem Kürtler arası birlik sorunuydu.

Tüm partilerin ve tüm siyasetçilerin dilinden düşürmediği ulusal birlik niçin gerçekleşmiyor? 

Ulusal birliği, tüm partiler aynı anda ve aynı gerekçelerle reddettiği için mi hep uzak bir umut olarak kalıyor?

Neden tüm Kürt partileri zımni bir ittifak içinde, hep birlikte bu çalışmaları durduruyor? Neden hepsi yeni bir keşif yapmışçasına yine hep birlikte bu çalışmaların önemini ve değerini vurguluyor?

Ulusal birlik, ikide bir çıkarılıp yeniden yerine konan çeyiz sandığındaki nine yadigarı masa örtüsü değildir.

Ayrımsız ve çekincesiz belirtilebilir ki bu konudaki yegane sorun samimiyet sorunudur. Siyasi partiler için de, siyaset yapanlar için de değişmez kural: insanlar bir şeyi samimiyetle isterlerse onu gerçekleştirebilirler.

Peki nereden başlanabilir?

Ulusal birlik, farklı ideolojiler ve politikalara sahip partilerin, parti programlarından vazgeçerek ortak ve yeni bir parti programı etrafında birleşmeleri değildir. Üstelik böyle bir beklenti mümkün, gerekli ve iyi de değildir.

Ama her Kürt bireyin öngördüğü, bildiği ve istediği asgari müşterekler de o kadar karmaşık, bilinmez ve içinden çıkılmaz değildir.

Her Kürt partisi, diğer Kürt partilerinin aleyhine faaliyet yürütmemeli; komşu devletlerle ve yabancı siyasi partilerle antlaşmalarında ulusal çıkarları esas almalı, diğer parçalardaki Kürtlerin zarar göreceği taahhüt ve antlaşmalardan uzak durmalıdır. Bu gün ulusal birlik düşüncesini savunan partilerin tümü meşru Kürt partileridir. Kürt partileri Türkiye, İran, Suriye ve Irak devletlerinin politikalarına hizmet edecek şekilde, herhangi bir Kürt partisinin meşruiyetini lekeleyen, bu meşruiyeti sömürgeciler lehine tartışma konusu yapan politika ve söylemlerden vazgeçmelidir.

Ülke içi seçim kampanyalarında, sömürgecilerin partilere destek anlamına gelecek şekilde kampanyalara, mitinglere ve konut açılış törenlerine katılmamalı, destekleyecekse Kürt partilerini desteklemelidir. 

Kürt yönetimleri ve siyasi partiler sınır kapılarını diğer devletlere ve halklara açar ve her türlü ticaret ve işbirliği geliştirirken, sınır kapılarını, hava alanlarını diğer parçalardaki Kürtlere kapatmamalı; ambargo, çalışma, seyahat ve ticaret yasağı vb uygulamalara derhal son vermelidir.

KDP, Türk devleti ile ilişkilerini gözden geçirmelidir. "Biz zamanında Irak’taki Kürt oluşumuna müsaade etmekle hata ettik” diyen ve azılı bir Kürt düşmanı olduğu şüphe götürmeyen Tayyip Erdoğan ve AKP’nin PKK, PYD, HDP ve Rojava düşmanlığına ortak olmamalıdır. 

KDP Rojava sınırına kazdığı hendekleri kapatmalı; Semalka sınır kapısındaki ticaret yasağını ve ambargoyu kaldırmalıdır.

Kürt basını Kürdistan’ın tüm parçalarında özgürce çalışabilmelidir. Özellikle yönetimin Kürt partilerinde olduğu Başur ve Rojava’da basın üzerindeki yasak, sınırlama ve engeller derhal kaldırılmalıdır. Hewler’de ANF, DİHA, JİNHA, Sterk, Ronahi, Newroz, Med Nuçe ve Çıra TV’nin hala yasaklı olması; Rojava’da Başur medyasının engellerle karşılaşması, ulusal birlik niyetini şüpheli hale getirmektedir.

Ulusal Birlik görüşmelerinin sürdüğü günlerde, bu görüşmeleri anlamsız hale getiren yeni bir gelişme oldu. Son birkaç gün içinde, Hewler ve Süleymaniye’de Maxmur kampında ikamet eden işçilerin çalıştığı yerlere asayiş görevlileri baskınlar yaptı. Şirketlerde, hastanelerde, büro ve dükkanlarda tespit edilen Maxmurlu işçiler işten çıkarıldı. İşverenlere "bundan sonra Maxmurlu işçilerin çalıştırılamayacağı”na dair hükümet kararı iletildi.

Güney Kürdistan sokaklarında, işyerlerinde, evlerde Endonezya’dan, Filipinlerden, Bangladeş’ten getirtilen "işçi” statüsünde binlerce işçi çalışıyor. Ancak Maxmurlu işçilerin çalışması yasak.

Bu uygulama hangi ihtiyacın ürünüdür? Kimin marifetidir? Amacı nedir? Maxmurlu Kürde kendi ülkesinde çalışmasını yasaklayan zihniyet, ulusal birliği gerçekleştirebilir mi?

Ulusal Birlik görüşmelerine evet ama önce samimiyet.