Ortadoğu’ya has bir siyaset: Ben kazanmayacaksam kimse kazanmasın!

Ülkenin yıkımı pahasına Suriye rejimi demokratik dönüşüm kabiliyetini göstermedi ya da buna hiç yanaşmadı. İdlib sürecine dek, Türk işgalciliğinin topraklarına girmesi karşısında en küçük bir tepki göstermedi. DAİŞ’in Rojava’ya saldırısı sırasında Kürt halkına yardım etmedi. Rojava halkları o toprakları çok büyük bedellerle, kahramanca savundular. Buna rağmen Suriye rejiminin, Türk işgalciliğine göz yumması “herkes kaybetsin” zihniyetinin açık göstergesi oldu.

Şimdi de İdlib sonrası Doğu ve Kuzey Suriye’yi hedef gösteriyorlar. Suriye’yi batıran bu politikaydı. Bundan vazgeçmezlerse yeni ve daha büyük krizlere kapı aralayacakları açıktır. Halbuki Suriye’nin toprak bütünlüğü ve demokrasinin güvencesi Doğu ve Kuzey’deki halkların direniş sistemidir.

Ortadoğu kaosunu besleyen diğer bir aktörün ise İran olduğu biliniyor. İran rejimi, Ortadoğu’daki hegemonya arayışı yüzünden kendi içinde de Kürt halkının haklarını tanımaya yanaşmıyor. Halkın kendini yönetme hakkı bir yana genel sistem içinde bile demokratik bir siyasi irade göstermelerine tahammül göstermiyor.

ABD başta olmak üzere dış güçler bu yüzden büyük bir cüretle İran’a tavır alabiliyor, çeşitli saldırılarda bulunabiliyorlar.

İran’daki en büyük değişim-dönüşüm dinamiği Kürt halkıdır ve Kürt halkının tutumu İran’ın geleceğinde belirleyici bir yere sahiptir. Tıpkı Suriye ve Türkiye’de olduğu gibi.

21 Şubat’ta halk seçimleri boykot etmiştir. Halkı temsil etmeyen bir parlamentonun meşruluğu ise tartışmalı olduğu gibi güçlü de olamaz.

İran demokratik çözüm için politikasını değiştirmezse ne içte ne de dışta istikrar yakalayamaz. Ortadoğu kaosu bu yüzden derinleşmektedir. Oysa Rojhilat Kürdistanının demokratik halk gücü olan KODAR ve PJAK defalarca demokratik çözümden yana tutum açıkladı. Kürt halkının genel tutumu İran’la diyalogdan, demokratik siyasi çözümden yanadır. Bunun değerini bilmek ve anlamlı bir yanıt vermek yerine baskı rejimini sürdürerek sonuç alacağını düşünen bir İran’ın kazanacağı bir şey olamaz.

İran’ın demokratikleşmeyi esas alması ve Kürt halkıyla barışması içte ve bölgede kaosu aşmanın tek geçerli formülüdür. Kürtler birlik olursa bu demokratik dönüşüm sağlanabilir. Bunun için Rojhilat Kürdistan’ındaki tüm Kürt örgütlerinin birlik olması her şeyden daha önemlidir.

“Kaybet kaybet” tarzındaki kör zihniyet bataklığını en fazla besleyip büyüten ülkeye gelince, bu da herkesin malumu Türkiye’dir.

Türkiye’de “ben kazanamayacaksam kimse kazanmasın” anlayışı sadece devlet yönetimine değil toplum zihniyetine de derinlemesine sirayet etmiştir.

“Ya benimsin ya kara toprağın!” sözünün toplumdaki karşılığı kadın cinayetleridir. Devlet zihniyetinin birebir kopyasıdır.

Mahkemeler çete mahkemelerine dönüşmüş. Biri bırakırken diğeri anında tutuklayabiliyor. Çetecilik sokaklara, üniversitelere taşmış. Ekonomi, çete ekonomisi haline gelmiş.

Deprem çeteleri, Kızılay çeteleri evini-yakınlarını yitiren Elazığlılara “mutlu” olduklarını söyletmeye çalıştıklarında suçüstü yakalanmışlardı.

Çete cennetinde herkes mutlu; mutlu değilim diyenler biraz israftan kaçınsalar mutlu olacaklar! Mutlu değilim diyenler devlet düşmanıdırlar!

Sanatçılar, aydınlar bu yüzden hapistedirler, sürgündedirler; bu yüzden Grup Yorum sanatçıları, ÇHD avukatları açlık grevindedirler ama onlara göre çete ülkesi “aydın ve sanatçı cennetidir!”

Onlara göre ekonomi de tıkırında yürüyor, intihar edenler şov yapıyor!

İçteki tükenmişliklerini dışa yansıtarak aşmak istediklerinde iyice battılar.

Çete devletinin demokrasi ve Kürt düşmanlığı, komşu ülkeler başta olmak üzere tüm Ortadoğu’daki kaosun sebebidir.

Suriye’de olduğu gibi İsrail-Filistin sorununun çözülmesinin önündeki en büyük engel yine Türkiye’dir. Çünkü çözüme kavuşursa Türkiye’nin Arap ülkeleri arasında stratejik bir kıymeti kalmayacak.

Türkiye el attı diye Libya’da sorun çözülecek mi? Tam tersi olacak. Her türlü demokratik çözüm seçeneğini yok etmek için oraya çeteleri taşıdılar. Fakat İdlib’de olduğu gibi Libya’da da Türk askerleri çetelerle birlikte ölüyorlar.

Avrupa’yı göçmenlerle tehdit etme politikası ters tepecek. Hükümet, tüm organlarıyla birlikte göçmen çetesi haline gelmiş. Sınırlara yığılan göçmenlerin hayatıyla oynarken bile Rojava’yı hedef gösteriyorlar.

Dışta, içte, Suriye’de, Libya’da ve her yerde kaybediyorlarken “ben kaybedersem herkese kaybettiririm!” diyorlar.

Rojava’ya yeni bir saldırı yapmak isteseler de eski uluslararası koşullara sahip değiller. O dönem bitti.  Ortadoğu’yu kana bulayan bu zihniyetin daha fazla gidebileceği bir yer yok. Rojava hesapları şimdiden boşa düşmüştür; bu nedenle içe dönüp birbirlerine diş bilemeye başlamışlardır.