Özgürlük kapısı

Kafka için ‘görmeden görmüştü’ der Brecht. Bu tespitle Kapitalizmin insanlığı getirdiği her türlü maddi manevi yıkımın, yabancılaşmanın, bürokrasinin, çürümüşlüğün, tüketiciliğin, militarizmin, iradesizleşmenin, gönüllü köleliğin yaygınlaşmasının ve umutsuzluğun yarattığı sonuçların Kafka’nın eserlerinde içkin olduğunu anlatmaya çalışır. Geçmişin mücadelelerinden alacağımız en önemli öğretiyi, unutulmaması gerekeni hatırlatır bize; halklar eğer isterlerse köleliği ve iradesizliği alt edebilirler. İnsanlığımıza vurulan bu zincirler aslında parçalanamaz cinsten değildir ve parçalamak gerekmektedir.

Bu bakımdan Franz Kafka’nın “Dava” isimli kitabındaki rahibin Josef K.’ya anlattığı hikaye oldukça çarpıcıdır ve günümüzde tek tek her birimizin mücadele etme kararlılığının hayatiliğini gözler önüne sermektedir. Kitapta anlatıldığı kadarıyla; yasanın önünde bir kapı bekçisi durur. Bir adam kapıya gelir ve bekçiden içeri girmek için izin ister. Fakat bekçi izin vermez. Adam bir süre sonra içeri girip girmeyeceğini sorar ve ”belki” yanıtını alır. Bu kez adam kapıdan yasanın içini görebilmek için eğilir. Bekçi: “İstiyorsan yasağıma karşı içeri girmeyi dene. Ancak ben çok güçlüyüm. Ve ben sadece en alt derecedeki kapı bekçisiyim. Oysa içeride, salonları bekleyen kapı bekçilerinin her biri ötekinden daha güçlüdür.” der. Adam yasanın herkese açık olduğunu düşündüğünden, içeri girme iznini alana kadar beklemeye karar verir. Bekçi onu kapının yan tarafına oturtur. Adam orada yıllarca oturur. İçeri girmek için sayısız girişimde bulunur. Bekçi ise sürekli onu oyalar ve sonunda hep zamanı gelmediğini söyler. Adam, bekçiyi rüşvet yoluyla elde edebilmek için değerine bakmaksızın her şeyini kullanır. Adamın her şeyini alan bekçi, “Sadece bir fırsat kaçırdığına inanmayasın diye alıyorum.” der.

Yıllar boyunca gözlerini bu bekçiden hiç ayırmayan adam öteki kapı bekçilerini unutur ve yasaya girmesinin önündeki tek engeli ilk bekçi olarak görür. Bunu talihsizliğine bağlar ve lanet eder. Sonunda ölmeden önce o güne kadar kapı bekçisine sormayı akıl edemediği bir soru gelir aklına. Ayağa kalkacak hali kalmadığından, bekçiyi yanına çağırır. Bekçi adama iyice eğilerek, “Hala neyi bilmek istiyorsun, bir türlü doymak bilmiyorsun?” der. Adam “Herkes yasaya göre ölüyor, ama nasıl oldu da, bunca yıl boyunca benden başka kimse giriş izini istemedi.” der. Adamın sonunun geldiğini anlayan bekçi kendini duyurabilmek için bağırır: “Burada kimse girme izni alamaz, çünkü bu kapı yalnızca senin için öngörülmüştü. Şimdi o kapıyı kapatmaya gidiyorum” der.

Josef K.’nın içeri girmemesi için başına bekçi konulan yasa kapısında olduğu gibi, “özgürlük kapısı” da hala Kürtlere kapatılmak istenmektedir. Buna şaşırmamak gerek. Çünkü halk adına karar verdiğini her defasında halka buyuranlar özgürlük kapılarını direnenlere her zaman kapatmışlardır. Bu bakımdan o kapıdan girmek sadece bizim kendi irademizle mümkündür. Bir başka deyişle, özgürlüğün kapı önünde oturmak ve hak dilenmekle kazanılamayacağını bugün Kürtler ve ezilen halklar tüm dünyaya bir kez daha göstermektedir. Kürtler kırk yılı aşkın bir zamandır oturup bekleyerek değil dişi ile tırnağı ile bedel ödeyerek insanca bir yaşamın mücadelesini veriyorlar.

Bununla birlikte hala kapı önlerinde oturup, özgürlük dilenerek hak kazanılacağına inanan yada böylesini kendine daha faydalı bulan bir çoğunluk olduğunu da biliyoruz. Kanımca günümüzün esas problemlerinden biridir bu. Bütün tarihsel ve acı deneyimlere rağmen katillerinden medet uman kesimin ikna edilmesi ve mücadele içinde aktif hale getirilmesi en önemli sorumluluklarımızdan biridir.

Eğer zamanımızda Kürtlerin ve ezilenlerin ortak düşü özgürlüklerin güvence altına alındığı bir dünyada barışın yerleştiğini görmekse o halde bu ortak düşün sonuç alması sessiz çoğunluğun özgürlüğün ilmek ilmek örülüşüne katılmalarını sağlamakla yakından bağlantılıdır. Gelecekte insanlığımızın yükleneceği kölelik yükünün altından kalkmak özgürlüğün kutsal dirilişinin sağlanması bu bilinçten geçer. Özgürlük kapısının beklemekle değil, ancak mücedele ile açılacağını asla aklımızdan çıkarmamak kadar yaklaşan yeni yıla bu kararlılıkla girmenin hayatiliğinin bir kez daha altını çizmek gerekmektedir.