Özyönetim hamlesi gecikmiş bir adımdır

Kürdistan’da özyönetim direnişleri kahramanca sürmektedir. Kürt halkı tüm baskılara rağmen kendi iradesine sahip çıkacağını, kendini yönetmede kararlı olduğunu ortaya koymuştur. Bu direnişiyle kendisini yönetme ve savunma olgunluğuna kavuştuğunu göstermiştir.

Bu özyönetim direnişleri, 43 yıldır süren direnişin, yüz yıllık, yüzyıllarca süren özgür ve demokratik yaşamın özlemin ve bu uğurda gerçekleştirilen devrimlerin bedene kavuşmasıdır. Kürt halkı gerçekleştirdiği demokratik devrim, sosyal devrim, kültür devrimiyle demokratik bilincini geliştirmiş, kendi kendini yönetme iradesini geliştirmiştir. Zaten bir demokratik devrim bir toplumun kendi kendini yönetmesi devrimidir. Kürt halkı bu devrimi dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar kapsamlı ve derin yapmıştır. Hiçbir yerde olmadığı kadar kendi kendini yönetmeye layık bir halk ve demokratik toplum haline gelmiştir. Bu açıdan bir yönüyle Kürt halkının bu kendi kendini yönetme hamlesi gecikmiş bir hamle durumundadır. 

Bu hamlenin gecikmesinin önemli iki nedeni bulunmaktadır. Birincisi, devlete kabul ettirmek amacıdır. İkincisi de klasik devrim anlayışının etkisiyle devleti yıkıp değiştirmeyi gerçekleştirebileceği düşüncesidir. Önder Apo yıllardır devletin kabul edip etmeyeceğine bakmadan kendi özyönetimlerinizi kurup savunmalısınız demiştir. Ancak klasik devrim anlayışı ya da devletten bekleme durumu Önder Apo’nun bu talimatının pratikleşmesi önünde engeller yaratmıştır. Kuşkusuz özellikle son yıllarda İmralı’da yapılan görüşmelere devletin adım atacağı yönünde beklentilerle yaklaşılınca demokratik özyönetim hamlesinin yapılması işine girilmemiştir. Bu aslında bir oportünist durumun dışa vurumudur. Çünkü her zaman birinci görev böyle bir özyönetim hamlesidir. Hatta bu özyönetim hamlesi eğer diyalogda samimiyet varsa demokratik siyasal çözüme katkı sunacak bir rol oynayacaktır. Ancak böyle yaklaşılmayınca işin kolayına kaçıp her şeyi diyalogların sonucundan bekleme durumu yaşanmıştır. Nitekim bu nedenle birçok görev yerine getirilmemiştir. Örgütlenme ve mücadelede önemli bir gevşeme, hatta yozlaşma durumu ortaya çıkmıştır.

Önder Apo paradigma değişiminin en önemli boyutu, halkın kendi kendini yönetmesini devlete ya da herhangi bir müzakereye bırakmadan kendisinin gerçekleştirmesinde görmektedir. Kuşkusuz devleti dışlamamaktadır. Özyönetimlerle devletin uzun dönem yan yana yaşayabileceği ilkesi kabul edilmiştir. Ancak devletten beklemeyi özgürlükçü bir anlayış olarak görmemiş, halkın kendi kendini yönetir hale gelmesini ve bunu devlete kabul ettirmeyi değerli görmüştür. Devlet yıkıp devlet kurmayı ideolojik ve siyasi çizgisi dışına çıkardığına göre, kendi kendini yönetmesi, yani ulusun kendi kaderini tayin hakkını nasıl gerçekleştirecektir? Devleti yıkma stratejisi yoksa, devlet de özyönetimi kabul etmiyorsa o zaman halk seçeneksiz mi kalacaktır? Devlet yıkma gibi, diyalogların sonucunu da beklemeyeceğine göre, o zaman halkın kendi iradesi olan kendi kendisini yönetme seçeneği kalmaktadır. Yeni devrim anlayışının çözüm seçeneği budur. Yeni paradigmanın ulusların kendi kaderini tayin etmesi ilkesi budur. Kürt halkı onlarca yıldır gerçekleştirdiği demokratik devrimle bunu başarma imkanına kavuşmuştur. Eğer Kürtlerin demokratik devrimi gerçekleştirdiğini söylüyorsak, bu güce, kapasiteye ve olgunluğa kavuştuğunu da kabul etmek gerekecektir. 

Bir halk kendi iradesini başkalarının insafına bırakamaz. Kendi kendini yönetme, yani özyönetimine kavuşma mücadelesini vermelidir. Ancak bunu devletten bekleyerek ya da devleti yıkarak değil, bugünden başlayarak bizzat kendisi örmelidir. Önder Apo buna demokratik özerklik dedi. Yani Kürt halkının kendi demokratik özerk yaşamını 9 boyutta örgütlemesini, kendi kendini yönetecek bir sistem kurmasını ve devlet saldırdığında da bunun savunulmasını öngördü. Öz savunmasız demokratik özerklik de, özgürlük de olmayacağını özellikle vurgulamıştır. Bu yeni devrim anlayışında, yeni paradigmada devleti yıkmak yoktur; ama öz savunmayı yapmak vardır. Öz savunma direnişini yaratmak vardır. Bunu da örgütlü topluma dayanarak yapmak vardır. Bu paradigmada, bu çizgide devleti yok saymak yoktur, ancak devletin özyönetim olanaklarına müdahale etmesini kabul etme de yoktur. Bu iki biçimde gerçekleşir. Ya devleti anlamsızlaştırarak ya da devletin saldırılarına karşı direnerek! 

Önder Apo birinci yöntemi devletin önüne koymuştur. 2009 yılında sunduğu yol haritasında bu açık seçik devletin önüne konulmuştur. Ancak devlet KCK operasyonları yaparak bu seçeneği kabul etmeyeceğini göstermiştir. Klasik ulus-devlet zihniyetine sahip olduğundan merkeziyetçi, her yerde hegemon olma anlayışına sahip olduğundan bunu devlet içinde devlet kurma olarak değerlendirmiş ve saldırmıştır. On bin civarında KCK tutuklamaları bu anlayışla gerçekleşmiştir. 

Siz devleti anlamsızlaştıramazsınız, devlet yanında ayrı bir sistem kuramazsınız denmiştir. Aslında bu çözüm demokratik ülkelerde mümkündür. Çünkü demokratik ülkelerde bu adım bir çözüm, yerel demokrasi olarak kabul görmekte ve kriminalize edilmemektedir. Ancak demokratik olmayan ülkelerde, özellikle Türkiye gibi ulus devletçi, hatta katı ulus-devletçiliğin son temsilcisi olan bir yerde büyük direniş göstermeden kendi özyönetimini kurmak mümkün değildir. Çünkü bu yerel demokrasi devlet içinde devlet kurma ve asayişi bozma olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Tayyip Erdoğan her fırsatta tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak diyerek ulus-devletin son mevziisi, son koruyucusu olarak demokratikleşmeye ve Kürt sorununun demokratik çözümüne direnmektedir. 

Önder Apo İmralı’daki görüşmelerle bu katı yaklaşımı kırıp demokratik çözümü yaratmak istemiştir. Ancak bunun kabul edilmeyeceği Dolmabahçe Mutabakatının reddedilmesi ve İmralı’da gerçekleştirilen tecritle açıkça ortaya konulmuştur. 

Aslında bu durum çok önceleri yapılması gereken demokratik özerklik hamlesini gündeme getirmiştir. Ancak şimdiye kadar hep beklenti içinde olan bir yaklaşım var olduğundan bu özyönetim hamlesi istenilen düzeyde gerçekleşmemiştir. Geçen dönemde oluşan devletten bekleme anlayışının getirdiği zayıflıklar yaşanmıştır. Klasik devrim anlayışında olanlar ve kendilerini devletin adım atacağı beklentisine yatıranlar yaklaşımlarıyla bu hamleyi zayıflatıcı tutum içinde olmuşlardır. Devletin çözüm için bir adım ortaya koymayacağını açıklamasına ve savaşla Kürt halkının özgürlük iradesini kıracağını ortaya koymasına rağmen hala sanki hala eski durum sürüyormuş gibi bir yaklaşımla hareket edenler bulunmaktadır. Bu gibiler eski göreceli serbest hareket etme imkanının bile kalmadığını ısrarla görmezlikten gelmeye çalışmaktadırlar. Dolmabahçe Mutabakatının yok sayılması, İmralı’da uygulanan tecritle amiyane deyimle eski çamlar bardak olmasına rağmen hala niye eskisi gibi davranmıyoruz ve yaşamıyoruz diyerek kendi dünyalarını ya da arzularını bir gerçek gibi göstermeye çalışmaktadırlar. 

Kürt halkı tabii ki kırk yıllık mücadelesinin ve yüz yıllık özleminin bedenleşmesi için çalışacaktır. Özyönetim büyük bedeller verilerek gerçekleştirilen devrimlerin bedenleşmesi olmaktadır. Hiç kimse bunu gayrimeşru gösteremez. Ya da bu yöntemle olmaz, görüşmelerle bu işi çözelim diyemez. Çünkü Kürtler az mücadele vermemiştir; az uzlaşma aramamıştır. Bu durumda kendi özyönetim hamlesini yapması en doğal hakkıdır. Tabii ki bu da bir devrimci hamledir. Klasik devlet yıkma ve devleti ortadan kaldırma hamlesi değildir. Ancak devlet kabul etmediği için direnerek gerçekleştirdiği ve sürdürdüğü bir hamledir. PKK’nin paradigma değiştirmesi ve Önderlik çizgisi böyle bir hamleyi öngörmektedir. 

Bazıları şimdi demokratik özerkliği başka türlü gündemleştirelim diyorlar. Bunlar safsatadır. Çünkü PKK’nin ve Önder Apo’nun demokratik özerklik projesi ve önerisi on yıldır bilinmektedir. Zaten Önder Apo en makul biçimde gündemleştirmiş, ama devlet reddetmiştir. Herhalde Önder Apo çok makul ve usta siyasetçiliği ve taktikçiliğiyle bunu yapamamışken, ben yaparım, biz yaparız demek sadece kendini kandırmaktır. Kuşkusuz bir gün halkın bu özyönetimi Türk devleti tarafından kabul edilecektir. Ancak bu kabullenmeyi şu anda yürütülen özyönetim hamlesi ve bu çerçevede yürütülen direniş sağlatacaktır. Hiç kimse mücadelesiz özgür ve demokratik yaşamın kazanılacağı yanılgısına kapılmamalı, böyle bir gaflet içinde olmamalıdır. 

Kürt halkı haklı, meşru ve hiç kimsenin itiraz edemeyeceği biçimde özyönetim hamlesi yapmıştır. Türk devleti bunu kabul etmediği için saldırmakta, halk da direnmektedir. Tabii ki bu direnme içinde hendekler de barikatlar da vardır. Halk devletin özyönetimi inşa edip kendi kendini yönetmek istediği alanlara girmesini istememektedir. Devlet belli merkezlerde var olabilir, ama halkın yaşam alanları olan mahallelere ve sokaklara giremez. Halkın kendi kendini yönetmesine karışamaz. Sen özyönetim ilan ederek devlet içinde devlet kurdun, bu nedenle senin tutuklarım, cezalandırırım diyemez. 

Kürt halkının çok önceleri bu özyönetim hamlesini yapması gerekirdi. Ancak sanki diyalogla bu özyönetim hamlesi yan yana olamazmış gibi hep diyalogdan ne çıkacaktır diye beklenmiş, kendi özyönetim ve kendi kendini yönetme, yani özerkliği inşa etme çalışmaları ertelenmiştir. Şimdi halk yapması gerekeni yapmıştır; devrimci bir hamle içine girmiştir. Bu, savaşla çözüm hamlesi değildir. Hatta savaşı derinleştirip yaygınlaştırmadan gerçekleştirilecek bir çözümü hedeflemektedir. Kuşkusuz özyönetimlere müdahale edildiğinde öz savunmaya geçilen bir direniş hamlesidir. 

Türk devleti demokratikleşip halkın özyönetimini sağlaması, yani yerel demokrasiyi gerçekleştirmesi adımını kabul etmediği, bunu devlet içinde devlet kurma olarak değerlendirip kriminalize ettiği müddetçe halk ve gençlik ihtiyaç duyduğu yerde hendek de açacaktır, barikat da kuracaktır. Halkın özyönetim alanlarına saldırmak, gençleri ve kadınları tutuklamak savaşta ısrar etmektir. Şu açıktır ki, bin değil, tek bir tane gencin, kadının, yaşlının kendi özyönetimlerini inşa ediyorlar diye tutuklanmak istenmesi başlı başına bir direnme nedenidir. Her gün gençlerin, yaşlıların, kadınların, demokratik siyasetçilerin tutuklandığı bir ülkede barikatlarda da, hendeklerde de savunma yapılabilir ve yapılmaktadır. Bunun başka bir seçeneği yoktur. Bu devletin Kürt’ün özerkliğini ve özyönetimini kabul etmemesine karşı direnmemek, devletin kültürel soykırımcı sömürgeci politikalarına boyun eğmek anlamına gelir. 

Kuşkusuz özyönetim hamlesi ve direnişi sadece bir hendek ve barikat savaşı değildir; özyönetim direnişidir. Kürt halkı kendi özyönetimini, yani demokratik özerkliğini ilan etmiştir. Artık eski biçimde yaşamak istememektedir. Bu özyönetim hamlesiyle yeni yaşam statüsünün demokratik özerklik olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Buna saldırıldığında barikat ve hendekler dahil her yol ve yöntemle öz savunmasını yapacaktır; şimdi halkın yaptığı da budur.