Panorama

Zaman tünelinde bir yıl ne kadar eder?                  

Sayısal, bir hiç.

Yaşamsal, ebediyete uzanan yeni bir yolun kavşaklarından biri.

Toplumların hafızasındaki teraziye vurduğunuzda, artı ve eksiklerini görüntüleyebilirsiniz.

Teslim etmek gerek:

Buruk günlerin kapımıza dayandığı günler de oldu.

Efrîn, Kobanê ve Qamişlo’ya doğrultulan namlular, kollektif bilinci de hedef aldı.

Zamanın “sessiz bir testere“ (Kant) olduğunu birlikte hissettik.

Aldanmadık;

Her günün aynı olmadığını da gördük ve Efrîn’de direnen  yüze dönük yaşadığımız günler oldu.

Hayatı sevenler boş durmadılar ve yoğun iniş çıkışların sahne aldığı zaman dilimlerini birlikte yaşadık.

Bu yılın sonuna; gelecek yıla düşülecek not:

Yakinen 400 yıl önce yazılmış; Fransız Yazar La Fontaine  (1621-1695): “Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez!“ demiş.

Bunu, “bir adım ileri iki adım geri“ atan ve yılmayan direniş odaklarına atfediyorum.

Bu direniş odakları, sadece Kürdistan coğrafyasındaki insan onurunu ayakta tutmadı;

Eğer bir dünya direniş mirasından bahsedeceksek, Rojava, son ortak bileşkelerinin ahlaki direniş duraklarından biri olarak, historya hanesine işlenecek.

Panaroma’nın çirkin yüzüne düşülecek nota gelirsek:

“Elbette olur ev yıkanın hânesi viran“ demiş yazar!

Bu’da Cîzîra Botan’ı fiziki harabeye çevirenler için yazılmış olsun.

Harabenin, o coğrafyadaki direnişi bitireceğini zannediyorlardı; öyle olmadı.

Yıkılan Cîzre’deki kıvılcımın sıçradığı coğrafya, Rojava’ydı ve bu hiç de bir tesadüf değildi.

Böylece son yılın Panoramasında diri tablolardan biri   “Rojava“ oldu.

Rojava’nın siületlerini “tehlikeli adamlar listesine“ işlediği üç adam Trump, Erdoğan ve Putin oldular.

Rojava’da parlayan temsili yıldız Mazlum Kobanê’ydi.

Realist bir değerlendirme yaptı:

Rojava sorununu kastederek: “Bu sorun tüm bölge halklarını kapsayan bir meseledir. …çözümün tüm bileşenleri-bölge halklarını kapsaması gerektiğini ifade ettik” dedi.

Bir halklar hapisanesine dönüştürülen Türkiye’ye dönersek:

Herhangi bir tabloyu görüntülemek yerine;

Sözü inatla yürüyüşe devam edenlere bırakmak istiyorum.

Ve geçen yılla ilgili panoramayı çarpıcı çizen sözleri Eren Keskin’den devralıyorum:

“Ben yaklaşık 30 yıldır insan hakları savunucusu olarak mücadele içindeyim; kendimi hiç bu kadar kıstırılmış ve öngörüsüz bırakılmış hissettiğim başka bir süreç hatırlamıyorum.

Dışarısı da içerisi de cezaevi. İçerdeki cezaevinden dışarıdaki cezaevine girip duruyoruz. Herkes kendine otokontrol uyguluyor.

Muhalefet dahi kendine otokontrol uyguluyor.”

Eren Keskin yılmayan bir devri zaman müdavimidir ve boynu bükük durmuyor ve ekliyor:

“…dünyayı direnenler değiştirecek!”

Benim bu yılki kıblem direnenlerin süslediği coğrafya oldu.

Yılmayanların kazanacaklarından hiç kuşku duymadım.

“Irmağı sonuna kadar yüzenler“in kollektif ülkesinin vatandaşı olmayı başaracağım oranda mutlu addedeceğim kendimi…

Bir Macar atasözüdür: “Umut sürekli titreyen ama asla sönmeyen bir alevdir.”