Paris katliamı ve dünya gerçeği

Selahattin ERDEM

İçlerinde PKK kurucularından Sakine Cansız’ın da bulunduğu üç Kürt kadın devrimcinin 9 Ocak 2013 günü Paris’te katledilişi üzerinden tam yedi yıl geçti. Her şey açık olmasına ve katil Ömer Güney yakalanmasına rağmen, sudan gerekçelerle dört yıl boyunca yargılama geciktirildi ve ardından da tutuklu katil “Öldü” denilerek dava tümden sona erdirildi. Belli ki ya katilin ölmesi beklendi ya da birileri tarafından planlı olarak öldürüldü. Böylece Fransa devleti Kürtlere ve insanlığa bir adalet borçlu kaldı.

Şimdi böylesi vahşi bir katliamın yedinci yıldönümü yaşanıyor. Katliam ve katliama karşı mücadele sekizinci yılına giriyor. Daha bir hafta öncesinden Kürdistan Özgür Kadın Hareketi tarafından katliam şehitlerini anma ve katliamı hep birlikte aydınlatma mücadelesi başlatılmış bulunuyor. Başta kadın hareketleri olmak üzere tüm devrimci-demokratik hareketler de bu çağrıya katılıyor ve destek veriyor. Biz de şahadetlerinin yedinci yıldönümünde Paris şehitlerini, Sara, Rojbin ve Ronahi isimli üç devrimci özgürlük savaşçısını saygı ve minnetle anıyoruz. Kürtler ve insanlık nezdinde söz konusu katliamın aydınlatıldığını ve gelişen özgürlük mücadelesiyle katillerin her gün yargılandığını görerek biraz rahat nefes alıyoruz.

Çok açık ki, katliam ilk gerçekleştiği andan itibaren söz konusu katliamı yaptıranların Tayyip Erdoğan ve arkadaşları olduğu birçok çevre tarafından görülmüş ve anlaşılmış bulunuyor. Çünkü söz konusu katliam daha yeterince duyulmadan bizzat Tayyip Erdoğan, Hüseyin Çelik ve M. Ali Yılmaz tarafından tepki verilmiş, adeta suçluluk psikolojisi ile katliam farklı yönlere çekilmeye çalışılmıştır. Söz konusu kişilerin de TC başbakanı ve bakanı olmaları, söz konusu katliamı TC Devletinin ve AKP Hükümetinin yaptırdığını açığa çıkarmıştır. Tabi katledilen kişilerin PKK’li olmaları, özellikle de PKK kurucularından olan Sakine Cansız’ın AKP hükümetinin hazırladığı “Öldürülecekler listesinde” bulunması bu durumu netleştirmiştir. Daha sonra katil zanlısı olarak tutuklanan Ömer Güney’in de MİT ajanı olduğunun netleşmesi, söz konusu Paris katliamını kimlerin kararlaştırdığını, kimlerin planladığını ve kimlerin yaptığını kesinleştirmiştir.

Kaldı ki böyle bir katliamı TC Devletinin ve AKP hükümetinin gerçekleştirmiş olması da anormal bir durum değildir. Katliamın yapıldığı 2012-13 yılında (Newroz’daki ateşkese kadar) AKP hükümeti zaten “PKK’lileri nerede olursa öldüreceğini” açıkça söylemektedir ve bir de bizzat öldürülecekler listesi hazırlayıp basında yayınlamış bulunmaktadır. Dahası 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun, 20. Yüzyılda ise TC Devletinin gerçekleştirmiş olduğu sayısız Kürt katliamı vardır. Hatta bu yapılanlar katliamdan da öte birer soykırım niteliğindedir. Yine başta sayısız Kürt çocuğunun katledilmesi ve Roboskî katliamı olayları dikkate alınırsa ve bizzat Tayyip Erdoğan’ın 2006 Newrozunda “Çocukta olsa, kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gereğini yapacaktır” sözleri hatırlanırsa, AKP yönetiminin de Kürt katliamı yapmakta sınır tanımadığı netçe görülür.

Yani TC Devleti de AKP hükümeti de Kürt katliamı yapmakta sicili bozuk olan güçlerdir. Bunun anlaşılmayacak ve de yadırganacak bir yanı yoktur. Burada dikkat çeken ve üzerinde durmayı gerektiren husus, söz konusu katliamın Paris gibi bir merkezde ve de TC sınırlarının dışında yapılmış olmasıdır. Tayyip Erdoğan Yönetiminin Paris gibi bir merkezde böyle vahşi bir katliam gerçekleştirmeye cüret etmesidir. TC sınırları içinde rahatlıkla gerçekleştirdiği Kürt katliamlarını bu kez yurtdışına taşıma cüreti göstermesidir.

Fakat geçen yedi yıl ardından dönülüp bakılınca, aslında Tayyip Erdoğan Yönetiminin yanılmadığı, Fransa devletinin ve mevcut dünya gerçeğinin de ondan pek farklı olmadığı açıkça görülecektir. Demek ki Tayyip Erdoğan Yönetimi Paris gibi bir merkezde böyle bir katliama cüret ederken Fransa devletinin de mevcut dünyanın da somut gerçeğini çok iyi biliyormuş. Neden? Çünkü bu kadar açık olmasına ve gereken bilgiler kısa sürede toplanmasına rağmen, Fransız yargısı söz konusu olayı yargılamadı ve suçluları cezalandırmadı. Sonunda davayı düşürerek, çok açık bir biçimde katilleri korudu.

Bu konuda dendi ki, katil Ömer Güney öldüğü için dava düşmüştür! Bir, Ömer Güney olaydan tam dört yıl sonra öldü. Peki bu dört yıl boyunca neden yargılama yapılmadı da, katil Ömer Güney’in ölümü beklendi? Kaldı ki Ömer Güney sözde mahkeme başlamadan bir ay önce öldü. Yani işler işte bu denli planlı! Buradan şu sonuç çıkıyor: Demek ki yargılamayı yapacaklar Ömer Güney’in öleceği ya da öldürüleceği zamanı önceden biliyormuş ve sözde mahkeme planlamasını ona göre yapmış!

İki, katil Ömer Güney ölse veya öldürülse bile mahkeme yine de başlayabilir ve sonuca gidebilirdi. Çünkü katil Ömer Güney’in MİT ajanı olduğu ve üç kadın devrimciyi öldürme emrini Hakan Fidan yönetimindeki MİT’ten aldığı netleşmişti. Dolayısıyla başta Hakan Fidan olmak üzere Ömer Güney’e katliam görevini ve emrini veren MİT’çiler katliamın sanıkları durumundaydılar. Dahası MİT’e bu görevi Tayyip Erdoğan Hükümeti vererek, bizzat Tayyip Erdoğan söz konusu katliamın zanlısı haline gelmişti. Bu görüş abartılı ve yanlı bulunsa bile, katliamın hemen ardından Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının yaptıkları açıklamalar söz konusu kişilerin katliamı önceden bildiklerini netçe ortaya koyuyordu. O halde tüm bu kişiler katliam olayının sanığı pozisyonundaydılar ve onlar şahsında mahkeme yapılabilir ve yargı kararını verebilirdi.

Ama bunu yapmadılar. Fransa Devleti ve hükümeti TC Devleti ve hükümetiyle anlaşarak, çeşitli çıkar pazarlıkları yaparak davanın üzerini kapatmayı yeğledi. Böylece kendisini katliamın bir tür suç ortağı haline getirdi. Yine dünyadan da bu konuda ciddi bir ses ve bu duruma itiraz gelmedi. Bazı demokratik güçler olay üzerinde dursalar da, onların da durumu değiştirebilecek bir etki gücü olmadı. Dolayısıyla Paris’in göbeğinde ve tüm dünyanın gözü önünde Tayyip Erdoğan Yönetiminin gerçekleştirdiği bu katliam yargısız ve cezasız kaldı. Çok açık ki, insanlık adına utanılacak bir durumdu, ancak pek fazla bir kimse bundan dolayı utanç duymadı!

Peki neden? Çünkü katledilenler Kürt’tüler ve Kürt sorununun Kürtlerin özgürlüğü temelinde çözülmesini istiyorlardı da ondan. Adı ve kimliği kabul görmeyen ve de hiçbir hakka sahip bulunmayan Kürtlerin öldürülmüş olmasını Fransız yargısı da görmedi. Eğer katledilenler başkaları olsaydı, kuşkusuz sonuç böyle olmaz ve Fransız yargısı bu temelde davranmazdı. Diğer yandan, eğer Paris katliamı yargılansa ve suçlular cezalandırılsaydı, dünyanın bugünkü hali yaşanmazdı. Yani AKP-MHP faşizmi bu kadar terör ve katliam yapamaz, Rojava’ya saldırıp Libya’ya asker gönderemez, DAİŞ ve benzeri çete güçleri böyle vahşi katliamlar yapamazlardı. Kısaca canı isteyen ve gücü yeten, elindeki silaha güvenerek istediğini istediği yerde böyle vuramazdı. Eğer bütün bunlar günümüzde böyle yaşanıyorsa, bunda Paris katliamının yargısız kalmasının önemli bir payı vardır.

Çok açık ki, başta kadınlar olmak üzere Kürtler ve dostları Paris şehitlerine sahip çıkmışlar, katliama karşı etkin mücadele yürütmüşler ve şehitlerin amaçlarının gerçekleşmesi yönünde önemli mesafeler kat etmişlerdir. Yani vahşi Paris katliamını çok güçlü bir devrimci gelişmenin zemini haline dönüştürmeyi başarmışlardır. Katliam gerçeğini aydınlatan ve yargılayan gerçeklik işte budur. Belli ki sekizinci yılda da katliama karşı aynı ruh ve örgütlülükle mücadele edecekler ve Paris katillerini açığa çıkartarak daha güçlü hesap soracaklardır.