Peki şimdi nereye?

Farketmek, bilmenin ve anlamanın kıvılcımını yakar. Farkettiğin anda artık eskisi davranman imkansızlaşır, oluş başlar. Farkettiğin an, bir önceki an’dan farklı olur. Beynini kuşatan dogmalar, kuşandığın zırhlar, yüreğini saran korkular, eylemini sınırlayan tabular bir bir sorgulanmaya başlar. Fark etmek farkındalık yaratır çünkü. Tıpkı güneşin yükseldiği, denizin çekildiği bir zaman diliminde kıyıda biriken deniz yıldızlarını ısrarla denize atan bilgenin yaratmak istediği farkındalık gibi. ‘Kıyıda birçok deniz yıldızı var. Onları denize atsan da bir şey farketmeyecek’ diyen insanlara; ‘Görmüyor musunuz, güneş yükseliyor ve deniz çekiliyor. Onları denize atmazsam ölecekler’ cevabını vererek. Hemen akabinde elindeki deniz yıldızını denize atıp, ‘Hem bakın onun için çok şey farketti’ demesi ve ertesi gün bilge ile beraber bu farkı yaratmak isteyen kişilerin çoğalması gibi…

Evrende olan biteni izlemeyi değil bir özne olmayı ve fark yaratmayı esas alan bilgenin hikayesi, elinden ne geliyorsa onu yapmanın önemini anlatıyor aynı zamanda. Nadina Labaki’nin Lübnan’da küçük bir köyde din çatışmalarını önlemek için yaptığı ‘Peki Şimdi Nereye’ filminde verdiği mesaj gibi. Siyah elbiseleri içinde acılarını daha büyük acıları önlemek için yüreğine gömen kadınların hüzünlü dansları ile anlatıyor bunu Nadina… Ve fark ettikleri anda kadınların elinden geleni yaptığını. Fark etmenin en naif performansı olan dans ile anlatıyor bunu. Ve dansın dilini kuşanan kadınların herşeyi yapmaya muktedir olduğunu… ‘Dans edemeyeceğim devrim benim devrimim değildir’ diyen Emma Goldman’ın sesi, İtalya’da pirinç işçisi kadınların protest şarkılarına karışarak Sudan’da Alaa Salah’ın ‘devrim’ şarkısı ile yankılanıyor ve Şili’de ‘Las Tesis’ performansında hayat buluyor o zaman. Ve Rojava’da bir anlam dünyası yaratan Sakine Cansızların özgürlük çizgisi ile buluşuyor.

Las Tesis, Şilili bir feminist örgütün adı. 2019’da 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde bu örgütün yaptığı dans protestosu ile girdi literatüre. Dalga dalga tüm dünyada kadınlar, ‘Las Tesis’ dansı ile kadın düşmanı sistemin yüzüne ‘Tecavüzcü sensin’, ‘Artık farkındayım ve kabul etmiyorum’ diye haykırdı. Fikir, inanç, ırk farklılıklarına takılmadan ‘kadınların bir ulus’ olduğunu anlattı. Alanlarda 8 Mart coşkusuyla dans eden kadınlar, ‘Dünyayı kadınlar değiştirecek’ dedi. Hemen o gün Meksika’da kadın cinayetlerine karşı kamu binalarını yakan kadınlar ekranlara yansıdı. Latin Amerika ve Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın her yerinde kadınlar taleplerini ortaya koydu. İspanya’da faşizme ‘no pasaran’ diyen kadınların öfkesini, İtalya’da direnen pirinç işçisi kadınların dansını ve şarkılarını güncelleyerek, Yemen’de Tawakel ve Amal’ın eşitlik mücadelesine atıfta bulunarak. İran’da beyaz Çarşamba eylemlerini başlatan Vida Movahed’den ilham alarak kadınlar 8 Mart’ı karşıladı.

Kadınlar sistemi kabul etmediklerini her yerde danslarıyla, eylemleriyle, halaylarıyla, zılgıtlarıyla anlattı. Rojava’da bir kültür devrimine yol alan kadın devriminin herşeye rağmen ayakta kalmayı başardığının mesajını verdi. Sistem karşıtı olmak kadar demokratik ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalı alternatif sistemi yaratmanın önemine odaklandı. Özsavunmadan ekonomiye yaşamın bütün boyutlarında sosyal bilim anlayışı olan jineoloji ile anlam dünyamızı yaratmanın önemini ısrarla vurguladı. Kadın kurtuluş ideolojisinin sadece kadına dönük sorunlara değil yurtseverlik, öz irade-öz güç, örgütlenme, mücadele ve etik estetik ilkeleri ile toplumsal sorunlara cevap olduğunu, jineolojinin feminizm başta olmak üzere bütün demokratik uygarlık güçlerinin dayandığı bilgi yapılanmalarını açığa çıkaran sosyal bilim anlayışı olduğunu anlattı.

Evet sanal bir dünyaya yazılan ve anlam yitimine uğrayan çağımıza radikal müdahaleyi kadınlar yapıyor. Yüzyılımızın anlam dünyasını kadınlar oluşturuyor. Temel çelişkinin kadın etrafında düğümlendiğini ve oradan çözümlenmesi gerektiğini anlatıyor. 8 Mart ve 25 Kasımlarda farkındalığını eylemleriyle anlatıyor. Ancak bu sürekli bir mücadeleyi, güçlü bir örgütlenmeyi, kadın kurtuluşunun ilkelerinin toplumun kurtuluşu olduğunu anlatan sağlam bir ideolojiyi ve güçlü bir paradigma ile onun bilim anlayışını gerektiriyor. Bu nedenle Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketinin deneyimi hem dayandığı ideolojik (kadın kurtuluş ideolojisi) ve bilimsel (jineoloji) yapılanma hem de ordulaşma, partileşme ve konfederasyonlaşma deneyimleri ile kadın özgürlüğünün toplumun özgürlüğü olduğunun yol ve yöntemlerini gösteriyor.