‘Persona non grata’ ve Önderlik Gerçeği

Klasik Mitler kitabında Jenny March, Antik Yunan mitolojisinde sanatın kaynağında yer alan tanrıçanın, Mnemosyne, yani hafıza olduğunu dile getirir. Sanatların ilham perisi olan Musaların ya da Müzlerin anası olan hafızanın her sanat eyleminde toplumsal hafızayı yenilediğine işaret eder. March, “Olympos Dağı’nın eteğindeki Pieria’da dokuz kızını, Musaları doğurdu; bu yüzden Musalar sıklıkla Pieria Kızları adıyla da bilinmekteydi. Bu tanrıçalardan şairler ve diğer yaratıcı sanatçılar, düşünürler ve filozoflar ilham alıyorlardı. Yani sanatların tanrıçaları Hafıza’nın kızlarıydı” der. Filozoflara, sanatçı ve düşünürlere ilham olan kaynağı ‘Müz’ler ile açıklar. Toplumsal hafızanın böyle inşa edildiğine işaret eder. Bu bir inşa biçimidir. Kimi halklar sanat ile bunu başarırken kimisi kültürel direniş ile, kimisi inanç, kimisi de felsefi bilinç ile gerçekleştirir. Kimisi de tüm bunların bileşkesi olan Önderlik gerçeği ile sağlar.

İktidara ya da mitolojik anlamıyla tanrıların kurmuş olduğu düzene karşı çıkan ve yaratıcılığın kaynağında yer alan ateşi tanrılardan çalıp insanlara verdiği için zincire vurulan Prometheus ise mıhlanmış olduğu kayadan insanlığa seslenir ve iki temel kavram ile direndiğini ifade eder: Bilinç ve özgürlük… Ne yaptığının farkındalığıyla ‘Bile bile yaptım’ diyerek iktidara meydan okur.  Bilinç ve özgürlük pusulası olur. Mıhlanmış olduğu kayalıklarda iktidara karşı koymanın haklı güveniyle sürekli kendini yeniler ve bir direniş hafızası oluşturmayı başarır.

Toplumsal hafıza varoluşun kaynağıdır zira. Kürt halkı ise hafızasını Rêber Abdullah Öcalan ile oluşturur. Varlığı inkar edilen, hafızası dumura uğratılan bir halkın çocuğu olarak doğan Rêber Abdullah Öcalan’ın yaşamı toplumsal hafızayı yenilemenin adıdır adeta. Her sanat eseri ile toplumsal hafızayı yenileyen Müz’lerin notaları gibi yaşadığı her an’ı anlamsal ve yapısal kurumlarla anlamlandırma, sisteme kavuşturma arayışı ve mücadelesidir. Tahrip edilen toplumsal hafızanın inşası kadar hafızanın en büyük paydası olan kadın ile bunu başarma felsefesidir. İlk ve son sömürge olarak nitelendirdiği kadın ile gerçekleştirilecek bir çıkışın bütün sorunların çözümünü sağlayacağının öngörüsüdür. Halkların, inançların demokratik ulus temelinde özgür birlikteliği ile kadın özgürlüğü temelinde gelişecek özgür eş yaşam felsefesinin muazzam gücüdür. Bu nedenle bir birey olmaktan öte Önderlik kurumu olarak ifade edilmektedir. Zira Önderlik kurumu ‘iğne ile kuyu kazarcasına’ varlığın kanıtlanması, toplumsal hafızanın inşası, özgür yaşamın ütopya değil gerçek olduğunun bilgisi ile örülen bilimsel, felsefik, etik ve estetik bir paradigmayı temsil etmektedir. Özgürlüğü karakter haline getiren bir felsefe, bir kurum, bir realite olmaktadır. Özgürlük eksenli bir yaşamın bugün demokratik ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalı bir paradigmaya dönüşmesini ifade etmektedir.

Rêber Abdullah Öcalan’ın yaşamı toplumsal hafızamızdır. Amansız bir özgürlük mücadelesidir. Bunun anlamsal ve yapısal mekanizmalarını oluşturma gücüdür. Kendi ifadesiyle doğumu, PKK’nin doğuşu ve İmralı süreci ile beraber geliştirdiği demokratik uygarlık çizgisi bu mücadelenin soluk soluğa verildiği aşamaları ifade etmektedir. 9 Ekim 1998’de, (hiç de tesadüf olmayan bir şekilde dünya devrim önderlerinden Che Guevara’nın katledildiği günde 9 Ekim’de) Suriye’den çıkmak zorunda kalması, Şeyh Said’in tutuklandığı aynı günde 15 Şubat’ta tutuklanması, 29 Haziran’da idam kararının verilmesi karşısında savaştığı gücün devletli uygarlığın hafızasının hiçbir şeyi tesadüfen yapmadığını kanıtlamaktadır.

‘Güneşimizi karartamazsınız’ eylemleri ile etrafında adeta ateşten bir halenin oluşturulması, sayısız defa açlık grevi ve ölüm oruçları ile bedenlerin hücre hücre kendini özgür iradeye, toplumsal hafızaya adaması, felsefesinin ve paradigmasının Rojava Kurdistanında Kürt ve Arap halkları öncülüğünde somutlaşan bir kadın devrimi olarak dünyaya alternatif bir sistem sunması, zamanın ruhunu yakalaması ve yediden yetmişe herkesin Önderlik kurumu etrafında kenetlenmesi bu gerçek ile bağlantılıdır. Ve bu gerçeğin devletli uygarlığa korku salması, ‘yer de ve gök de özgür iradeye yer yok’ denilircesine dünyada Rêber Abdullah Öcalan’ın ‘Persona Non Grata’ yani ‘İstenmeyen kişi’ ilan edilmesinin nedenidir. Buna karşı büyük bir emekle, nefes nefese İmralı adasında bir hücrede Prometheus’un direniş hafızasının güncellenmesidir.

‘Kürdistan sömürgedir’ cümlesiyle başlayan, Lübnan’da Bekaa vadisinde, Suriye’de eğitim sahalarında ‘Çözümlenen an değil tarih, birey değil toplumdur’ şiarıyla birey birey büyük bir özenle özgür insan ve özgür toplum felsefesinin yaratılmasıdır. 21 yıldır İmralı’dan harf harf dışarıya akan özgürlük paradigması ile Kürdistan orijininde dünya halkları ve kadınlar arasında kurduğu hayat akrabalığıdır. Sosyolojinin özü olarak tanımladığı kadın şahsında özgürlüğün kavram kuram ve kurumlarını oluşturan toplumsal hafızamız, özgürlük bilincimiz, varlık gerekçemizdir. ‘Nasıl yaşamalı’ sorusuna, ‘Sevda Kadını’ şiiri ile verdiği cevap ile özetlediği özgürlük bilincimizdir.