PROVOKASYON

‘Demokratik Çözüm Süreci” büyük bir gerilimle sürüyor. Kimse kırk yıllık savaşın kolaylıkla sona ereceğini ve çözümün, barışın kolaylıkla sağlanacağını beklemiyordu. Ama ateşkesin sürmesi ve diyalog-görüşme aşamasından müzakere aşamasına geçilmesi için umutlar artıyordu. Ne var ki Öcalan ve KCK liderliği çözüm için her adımı atarken, hükümet adım atmakta ürkek ve ikircikli davranıyor. Bu da sürece duyulan güveni sarsıyor, her türlü provokasyona fırsat tanıyor.

Hükümete ve hükümet yanlısı yazarlara bakarsak, gereken her şeyi yaptıklarını söylüyorlar. Kendilerine şükredilmesini istiyorlar. Daha da ileri giderek, bütün olumsuzluklardan KCK’yi sorumlu tutuyorlar. Bu nedenle, hükümet sözcülerinin işi gücü KCK’ye ve Kürtlere akıl vermek, hatta emir vermek olmuş. Onlara göre ateşkes yetmemektedir. “KCK hemen ve şartsız olarak silah bırakmalı, hükümetin kafası estikçe yapacağı reformları beklemelidir. Bu arada kitle eylemleri de yapılmamalıdır. Yoksa süreç tehlikeye girecektir.”
Oysa, çözüm süreci hükümetin-devletin insafa geldikçe ihsan edeceği kırıntıları beklemek değildir. Demokratik çözüm ve barış, halkların her alanda vereceği mücadele ile kazanılacaktır. AKP ise üç önemli seçimin arifesinde ateşkesten yararlanarak zamana oynamakta, Özgürlük Hareketini tasfiye oyunlarına ağırlık vermektedir. İşte, süreci zora sokan AKP-devlet politikası budur. Provokasyonun kendisi de, her türlü provokasyona yol açan politika da budur.
Çözüm sürecine karşı olan, süreci bozmak için her şeyi göze alabilecek olan, iç ve dış birçok odağın varlığı sır değildir. Önemli olan bu odaklara fırsat vermemektir. Ama hükümet bu fırsatları vermekte hayli cömert davranmaktadır.
Eskiden beri, devletin saldırı ve katliamları hep provokasyon denilen sihirli kelimeyle örtülüyor. 31 Mart vakasından bugüne, bütün derin devlet operasyonlarının üstüne bu şal örtülmekte ve akan sular durmaktadır. İyi de, bu provokasyonu yapanlar kim-ler-dir? Çözüm sürecini dinamitleyen, halkı güvensizliğe iten ve savaşı kışkırtan kimlerdir? Geçmişe bakarsak, aslında derin devlet-görünen devlet ayrımı da pek doğru değildir. İkisi birliktedir ve derin devlet gerçek devlettir. Gerçek devlet, görünen devlet tarafından örtülmekte ve gizlenmektedir. Bu nedenle provokasyon denilip geçilemez. Provokasyonu yapanlar ortaya çıkarılıp hesap sorulamıyorsa, iktidar onlarda ya da görünen iktidar onların emrinde demektir.
AKP politikalarına bakarsak, en başta gelen ve en büyük provokasyonun AKP tarafından yapıldığını görüyoruz:
İmralı teknesinin iki yılı aşan “ağır” bozukluğu ve tecrit açıkça ağır bir provokasyondur. Hala müzakere aşamasına geçilmemesi, görüşmelerin yasal bir çerçeveye kavuşturulmaması provokasyondur. Yeni –demokratik bir anayasa yerine, 12 Eylül faşist kışla nizamnamesine sığınmak provokasyondur.
Ölüm döşeğindeki ağır hasta tutsakların hala serbest bırakılmaması ve tek tek ölüme mahkum edilmesi provokasyondur.
KCK davası adı altında Kürt siyasetçilerinin tutsak-rehine alınması ve hala bunda inat edilmesi provokasyondur.
Anadilde eğitim hakkının tanınmaması provokasyondur.
Rojava devrimini ezmek için, oradaki çetelere silah yardımı yapmak, Rojava’ya ambargo uygulamak, bu amaçla tel örgüler çekmek, duvarlar örmek, kalekol-baraj inşaatları yapmak provokasyondur.
Roboskî katliamını yapanları iki yıldır saklamak-korumak provokasyondur.
Gezi direnişlerinde, polisin yedi genci kasten öldürmesi ve katillerin hala korunması, destan yazan kahramanlar ilan edilmesi provokasyondur.
Son olarak Gever’de halka ateş açılarak 3 insanın katledilmesi ve birçoğunun yaralanması, faillerinin korunması-yargılanmaması provokasyondur.
Bu kadar provokasyon AKP devleti tarafından yapılırken, birkaç tetikçi provokatörün de piyasaya çıkması zor değildir.
AKP ve devlet, ya demokratik çözümü temel alarak barışı sağlayacak ya da kör bir savaşa doğru yuvarlanacaktır. Seçimlerde en yüksek oyu almak ve bu süreçte tasfiyeciliği geliştirmek için her yola başvurmakta inat ederse, elindeki her şeyi de, süreci de kaybetmekle karşı karşıya kalacaktır.
AKP ve devlet, ya Rojava’da ve her yerde Kürdistan halkının iradesini tanıyıp çözüm yoluna girecek ya da bu iradeyi tasfiye etmekte inat ettikçe kendisi yıkılıp gidecektir.