Putin’le dans!

Erdoğan Rojava ve Suriye’nin konuşulduğu her platformda sürekli Astana süreci ve Soçi mutabakatını öne çıkarıyor, Suriye’de kalıcı bir çözümün ancak Türkiye, Rusya ve İran’ın çabalarıyla mümkün olacağını söylüyordu.

Türk basını övünerek; bir yıl içinde en sık görüşen iki liderin; Putin ve Erdoğan olduğunu yazıyorlardı. Türkiye Putin’le ilişkiler üzerinden hem Kürtleri hem de Nusayrileri en aza razı etme siyaseti sürdürüyordu.

Türkiye Rusya’yı buna ikna etmek için elinden gelen her şeyi yaptı; özellikle enerji alanında Türkiye neredeyse Rusya’ya bağımlı hale getirildi. Mersin Akkuyu’da devam eden Nükleer Santral’den Türk Akım projesine kadar Türkiye’nin geleceğinde çok önemli olacak projeler Rusya’ya verildi.

Erdoğan bunun karşılığında Putin’den “Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin dışlanmasını ve kendine bağlı cihatçı grupların yeniden inşa edilecek olan Suriye sürecinde kalıcı hale gelmesine Rusya’nın katkı sunmasını istiyordu.

Erdoğan’ın en asgari hedefi Suriye’de en azından bir bölgede kendine bağlı grupların kalıcı hale gelemesi ve bunun Suriye Rejimi ve Rusya tarafından kabul edilmesiydi. Böylece Erdoğan sadece söz konusu bu bölgede değil; aynı zamanda Efrîn ve Rojava’da işgal ettiği diğer bölgelerde de kalıcı hale gelebilirdi.

Aksi halde Türkiye Suriye’nin tamamından çekilmek zorunda kalacaktı; İdlib’de yaşananlar sürecin bu yönde ilerlediğini gösteriyor. Son bir kaç günde yaşananlar Rusya açısından Suriye’de kalıcı olmanın, Türkiye’den elde edeceği en büyük tavizden daha önemli olduğunu başta Türkiye olmak üzere bütünü ile göstermiş oldu.

Özellikle Tartus Limanı Rusya’nın Doğu Akdeniz’de kalıcı olabilmesi açısından oldukça önemlidir. Rusya bu Limanı zamanla genişleterek Nükleer silahlı savaş gemilerinin kullanımına uygun hale getirdi. Bir süre sonra Başer Esad da bu limanın Rusya’nın nükleer silah taşıyan gemileri tarafından kullanılmasına onay vererek Rusya’nın bölgedeki varlığını kalıcı hale getirdi.

Birçok yorumcu Tartus Limanı’nın Rusya’nın kendi toprakları dışındaki en stratejik derin su limanı olduğunu belirtilmekte.

Yine, Hmeymim Hava üssü başlangıçta Rusya tarafından hava operasyonlarında kullanılan bir askeri üs pozisyonundaydı; fakat 2017 yılında Suriye Rejimi ile imzalanan bir anlaşma ile Rusya’nın Suriye’de bulunan daimi askeri birliğinin bir parçası haline getirilmiştir.

Erdoğan’ın istediği şey kendi için bir süre sonra Rusya’nın Suriye ve Doğu Akdeniz için yaptığı bütün uzun vadeli planları riske edebilirdi ve bunun yanı sıra Türkiye sözüne güvenilir bir partner de değil.

Yani Erdoğan Rusya’dan imkansızı istiyordu! Nitekim Suriye’de Rejim güçlerince düzenlenen bir saldırıda sekiz Türk askerinin öldürülmesi sonrası herkes gerçeklerin dünyasında yaşamaya başladı. Artık bütün taraflar neyin olup neyin olmayacağını daha fazla biliyorlar.

Bundan sonra Erdoğan Rusya’ya rüşvet vermekte el artıracak; ya da Rusya ile daha doğrudan karşı karşıya gelerek, çatışmayı göze alacaktır. Devletlerarası ilişkilerin bir ciddiyeti var; Erdoğan bunu sulandırarak sonuç alabileceğini düşünen liderlerden. Onun dünyasında dış politika sadece bir al-ver meselesi; halbuki gerçek dünya Erdoğan’ın sandığından çok daha karmaşık bir yer.

Bunca yaşanandan sonra Türkiye artık hem eski müttefikleri, hem de yeni partnerleri açısından davranışları önceden ön görülemez, dolayısıyla güvenilmez bir ülkedir. Böylece Havuz medyasının yere göğe sığdıramadığı Erdoğan üzerinden inşa edilen “Lider Diplomasisinin” de sınırlarını yaşayarak öğrenmiş olduk.

Bundan sonra Erdoğan da herkes gibi daha fazla gerçeklerin dünyasında yaşamaya başlayacak; yeni durum bölgede demokrasi ve barış isteyen halklara yeni bir alan açabilir. Demokrasi mücadelesi her şeye hazırlıklı olmayı gerektirir.

Bu karanlık yıllar büyük bir demokrasi şöleni ile sonlandırılabilir; hazırlığımızı buna göre yapmalıyız!