Rasha’nın sessiz çığlığını duydunuz mu?

Rasha, bir duvarın dibine çömelmiş. Her iki eliyle kulaklarını bastırıyor, üzerine bir makineli tüfekten ölüm yağdırılıyor. Yüzünü seçemiyoruz, sadece gözleri görünüyor. Saniyeler içerisinde kaç kurşun yağdırıldı üzerine sayamadık. Ölüm yağdıran makinelinin sesi var sadece. Rasha suskun. Bağırsa kim koşacak ki yardımına, kim alabilir ki onu ölümün pençeleri arasından? Belki de bunları düşündü Rasha. Ve susmayı seçti… Ölüm karşısında hiç çığlık atmadı, öldürülmemek için yalvarmadı.

Rasha’nın nasıl yaşaması gerektiğine karar verenler, nasıl öleceğinin de kararını vermişti. 23 Ekim günü Türk devleti ve desteklediği çetelerin işgali altında bulunan Cerablus’ta Rasha çok vahşi bir biçimde katledildi. Tecavüze direndiği için katledildi Rasha… Hem de Türk devletinin “huzuru, özgürlüğü getirdim” dediği kentte. Kadınlar, onlara sunulan bu özgürlük ortamında sadece siyah hicaplar giyiyor ve dünyaya geliş sebepleri bir erkeğe hizmet etme olarak kabul ediliyor. İşte bu yüzden biat etmezse, ufacık bir direnme belirtisi gösterirse Rasha ile aynı kaderi paylaşır. Biz Rasha’yı öğrenebildik. Ama bizim duymadığımız, bilmediğimiz ve öğrenemediğimiz sayısız Rasha vardır. Hem biz kadınların bu şekilde katledilmesine, taciz, tecavüz ve her türlü insanlık dışı muameleye maruz kalmasına Türkiye’den aşinayız. Faşizmin hükmettiği bir ülkede yaşanabilecek her şey, aynı faşist zihniyetin işgal ettiği başka bir toprak parçasında da yaşanır kuşkusuz. Hatta daha da acımasızca…

2015 yılında Minbic’te DAİŞ çeteleri tarafından katledilen Zehra, 25 Ekim 2014 yılında İran rejimi tarafından idam edilen Reyhane Cabari, Mart 2015 yılında Afganistan’da gerici bir erkek topluluğu tarafından vahşi bir biçimde katledilen felsefeci Ferhunde ve dünyanın başka bir kıtasında katledilen diğer kadınlar, tıpkı Rasha gibi erkek gericiliğine direnen kadınlardı.

Biz kadınları susturamadıklarını, katledilen her bir kadın ile birlikte binlerce kadının bilincinin açıldığını, erkek faşizmi ve geriliği karşısında kadınların oluşturduğu örgütlü alanlara koştuğunu görüyoruz. Rasha’nın sustuklarını binlerce kadın yüksek sesle haykırıyor.   

Toprağa serpilen ve milyonlarca kadına bugün direniş biçimleriyle ilham veren bu kadınlar, birer çiçek olup açıyor. Rasha’nın, Zehra’nın, Reyhane’nin, Ferhunde’nin, Ferinaz’ın sustuğu anlarda, kadınlar kıtadan kıtaya seslerini birleştiriyor, erkek faşizmine karşı insanlığın ortak değerlerini, eşitliği, özgürlüğü haykırıyor. Tüm insanlık tanık buna, kadınlar korkmuyor.

Erkek gericiliğinin, faşizminin korku duvarları ördüğü, neredeyse herkesi esir almaya çalıştığı bugünlerde, kadınlar cesaretleriyle parlıyor, ön plana çıkıyor. İnsanlığın ahlaki ve politik değerlerine yönelik gerçekleşen saldırılar ve bu saldırı sonucu gelişen çürümüşlük, yozlaşma vb. değişimlerin tümü kadına yönelik saldırılarla başlıyor. Biliyoruz ki, kadınların bedenine basarak yükselmeye çalışan erkek faşizmi, tüm toplumsal ve insanlık değerlerini ayaklar altına alıyor. İşte tam da bu yüzden yaşamın asıl sahibi, insanlığın birleştirici gücü kadınlar, erkek gericiliğine karşı ayaklandı mı mutlaka değişimi getiriyor.

Bu dünyaya hükmeden erkek aklı ve gücüne karşı, kadınlar Ortadoğu’dan Asya’ya, Afrika’dan Latin Amerika ve Avrupa’ya kadar büyük bir direniş gücü olarak birleşiyor.

Kadınlar şimdiden 25 Kasım’a hazırlanıyor. Mirabel kardeşlerin yaşadığı çağdan Rasha’nın yaşadığı çağa taşınan ve hiç değişmeyen erkek faşizmi, şu büyülü ve insanlığın kullandığı tüm dillerde söylenirken bile biz kadınlara aynı heyecanı ve coşkuyu veren, ‘Jin-Jiyan-Azadî’ şiarıyla, bu şiarın yaratmış olduğu kadın ortaklaşması, birleşmesiyle yenilecek.