Rauf KARAKOÇAN: Ya demokrasi ya hiç!

Üstat Yaşar Kemal, Kürt sorununa çözümün tartışıldığı bir dönemde “ya demokrasi ya hiç” diyerek süreci formüle etmişti. Tek mısrada özetlenen bu veciz söz çok anlamlıydı. Maalesef o dönem itibari ile es geçilmişti. Türkiye’nin şahin kanadı Kürdü imha ederek sorunu çözmek istiyordu. Hindi gibi kabararak kendilerinden son derece emin bir şekilde, PKK’nin varlığına süre biçip “terör” sorunu bitirilecekti. Aradan yıllar geçti, heba edilen zaman, boşa harcanan enerji, dökülen onca kan, akıl almaz ekonomik israf, zembereğinden boşalmış devlet terörü ile elde edilen sonuç bir hiç olmuştur. Dönüp dolaşıp tekrar aynı noktaya gelinmiştir. Çokça denenmiş yöntemleri tekrar denemenin hiç kimseye bir faydası yoktur. Geriye; savaştan rant devşiren, mağduriyet üreterek iktidarda kalan hükümet dışında, hiçlik içinde kendisini tüketen bir Türkiye, mutsuz ve huzursuz bir toplum bırakmıştır.

Bu erken genel seçimde Türkiye halkları, Türkiye’nin vicdanı olan ünlü yazar Yaşar Kemal’in o cümlesini ne kadar kavrayıp gereklerini yerine getirir acaba? Türkiye’nin önündeki 24 Haziran seçimleri sıradan bir seçimden öte anlam ifade etmektedir. AKP-MHP ittifakının kazanması halinde bu; demokrasinin gömüldüğü tabuta son çiviyi çakmak olacaktır.

Korku cumhuriyeti yaratılmıştır

Sürekli savaş hali yaşayan Ortadoğu’da küresel güçler ve ulus devletler arasındaki kapışma daha radikal, otoriter, totaliter, milliyetçi, mezhepçi yönetimlerin ve örgütlerin ortaya çıkmasına zemin sunmaktadır. Radikalleşen iktidarlar, halkta karşılık bulmak için her yolu denemektedirler. En büyük maharetleri de korku üretmektir. Ulus devletler kendi halkına korku pompalayarak vazgeçilmez hale gelip varlıklarını korumaktadırlar. DAİŞ ve benzeri örgütler de korku yaratarak iktidar olmak istemektedirler. AKP iktidarı döneminde yaratılan korku da benzer bir stratejinin ürünüdür.

Erdoğan kendi kaderini Türkiye’nin kaderiyle bir tutmaktadır. “ben iktidardan gidersem Türkiye batar” algısını yaratıyor. Korkuyu hakim kılmak için de baskı, tutuklama da dahil her yolu kullanıyor. Muhalif sayılabilecek her sesi kısmaktadır, her bireyi tasfiye etmektedir. Erdoğan, yarattığı korku ikliminde yürümeye devam etmekte ve bu yöntemle yönetimini perçinlemek istemektedir. Herkesi biat etmeye zorlamaktadır. Biat etmeyen ise işinden, aşından olup zindana kadar yolu görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti her vicdanlı, demokrat yurttaş için korku cumhuriyetine dönüşmüştür.

24 Haziran günü safların netleştiği bir gün olacaktır. Sandıktan ya demokrasi çıkacak ya da kocaman bir hiç çıkacaktır. Seçimlerde şu veya bu partinin iktidara gelmesi yada  yönetim değişikliği de değildir. Seçmenler demokrasiye odaklanmalı ve kendi iradelerini sandığa yansıtmalıdır. Kuru ajitasyon-propagandalara, göz boyama reklamlarına, içi boş vaatlere kanmamaları gerekiyor.

Diktatörlüğe mazbata

verilmemeli

AKP iktidarı Türkiye’nin önünü tıkamış ve uçurumun kıyısına getirmiştir. Türk ekonomisi iflasın eşiğine gelmiş, kaynaklarını savaşa harcayarak bitirmiştir. Cari açık büyümüş, faizler artmış, dolar hız kesmeden yükselmektedir. Tekeri döndürecek mecali kalmamış bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Top yekun kaybetmenin eşiğine gelmiş Türkiye halkaları için bu seçimler belki de son şans  olacaktır. AKP-MHP ittifakının kazanması halinde en kötü senaryo devreye girecektir. Erdoğan’a diktatörlük mazbatası verilirse, sonradan sızlanmanın bir anlamı kalmaz ve felaket herkesin kapısına dayanacaktır. Hiçliğin kıyısında seyredenlerin içine gireceği en kötü durumu kabullenmiş olacaklardır.

Erdoğan musibetinden kurtulmanın tek yolu demokrasinin içselleştirilmesidir. Bunun da en önemli kriteri Kürt sorununa yaklaşım belirleyecektir. 24 Haziran’ın bir kırılma noktası olduğunu herkesin aklımda tutması gerekir. Kürt sorununa kim nasıl yaklaşıyor? Hangi parti ne diyor? Bu konuda geçmişle yüzleşmeleri gerekir. Demokratik seçenekler dışındaki senaryolar Türkiye’ye kaybettirecektir. Türk devleti kırk yıldır sürdürdüğü savaşta sonuç alamamışsa, kırk yıl daha bu savaşı sürdürmenin mantığı yoktur.

Kürdistan’da süren savaşa kayıtsız kalanlar, savaş dışında kalma mantığı içinde olanlar şunu iyi bilmeleri gerekiyor ki Nietzsche’nin dediği gibi “sizler savaşa ilgisiz olabilirsiniz ama savaş size karşı ilgisiz değildir”. Herkesin zarar göreceği bir sürece sürüklenmenin önü mutlaka alınmalıdır. Diktatörlüğün değil demokrasinin kazanması için herkesin vicdani ve ahlaki sorumluluğu vardır.

HDP, Türkiye için bir şanstır. Diktatörlükten zarar gören bütün farklılıklar, HDP’de buluşmanın şansını iyi değerlendirmelidir. Demokrasinin tek çözüm olduğu gerçeğini yıllar önce  söyleyen Yaşar Kemal’e saygının da bir gereği olarak, herkes demokrasi seçeneğine omuz vermelidir. Ya demokrasi, ya hiç…

Şehitler ayı vesilesiyle Mayıs ayı şehitlerini, ölümü öldüren ölümsüzleri saygı ile anıyoruz.

Rauf KARAKOÇAN