Recep’in kanla iftarı ve Amed’de Kudüs mitingi

Ahmet KAHRAMAN

1990’lar, devletin çeteleşmeye başladığı, Mafyanın devletleştiği yıllardı. Kiralık Kürtlerin istihdam edildiği “Türk tipi” Hizbullah’ın cellatları, Kürdistan şehirlerinde, satırlarla insan doğruyor, telle boğduklarını “mezar evler”e gömüyorlardı. Günün deyimiyle “milli ve yerli” Mafya da, ordu saflarında silah kuşanmış görüntüsü altında “devlet benim” diyordu.

7 masum öğrencinin katili, uyuşturucu kaçakçısı Abdullah Çatlı, devletin adaletini temsil ediyordu. Recep Tayyip için, mitingler düzenleyip kan yalamaya çıkan Sedat Peker, henüz yüksek himayedeki Mafya reisi değildi ama, Devlet Bahçeli’nin “yiğit ülkücü“sü Alaettin Çakıcı, piyasa rakibi Tevfik Nurullah Ağansoy’u, televizyon ekranında, “benim arkamda 13 tane leş var, lan şerefsiz, senin neyin var“ naralarıyla düelloya çağırıyor, ardından 28 Ağustos 1996 sabahı İstanbul’un Bebek sokaklarında patlak veren çatışmanın ardından, yerden dört ölü toplanıyordu.

Yani anlayacağınız Türk halkı, Mafya‘nın cinayetlerle övünmesine alışıktır. Ama, bir Cumhurbaşkanının böylesine bir övünme kervanına katılması ilkti.

Bu ilk de, şaibeler yumağı Recep Erdoğan’dı. Erdoğan, bu övünmeyi al aşağı edip ayaklarıyla çiğneyerek, kendine benzettiği diplomaside sakız niyetine çiğniyordu.

Recep’in dünyası işte. O hangi akla, ne gibi duygu ve Mafyanın nice raconuna hizmet bilinmez ama aylardan beri, gittiği her yerde, insanların tiksinçle dinlemesine bakmasına aldırmadan öldürdüğü Kürtlere ilişkin rakamları deşiyordu, iftiharla. Ki, çoğu yalandı. Buna rağmen, dişine kan değmiş kurt gibi keyifleniyor, gözleri ışıldıyordu.

En son, Britanya’da Kraliçe Elizabeth’e de anlattı, anlattıysa ne gibi tepkiyle karşılaştı bilmiyoruz, ama Başbakan Theresa May‘e üstünlük taslamak için, “biz üç bin kişiyi (insan) öldürdük, ya siz?” diye sorduğunu dünya basını yazdı. O övünürken, muhatabının tiksintiyle baka kaldığını…

Oysa Mafya’nın bile bir raconu vardı. Onlar, karşılaştıkları herkese ilk iş olarak cinayetlerini saymıyorlardı.

Ama Recep’ti, bu. Herkesin, kendine iftira ederek bir şeylerle övündüğü bir dünyada yaşıyordu. Onun payına düşen de cinayetlerdi…

Öyle ki, Ramazan aç ve sussuzların bir araya geldiği iftar sorasına, yemeye hücum anının beklenmesi sürecinde de bildiği tek şeyi yapıyor, sofraya oturan AKP’lilere, üç cephede Kuzey ve Güney Kürdistan ile Efîn’de katledilen Kürt sayısını müjdeliyordu.

Ne korkunç, ne kadar ayıp. Böyle bir cumhurbaşkanına sahip olmak, ne talihsizlik…

Böyle birine ne ad, hangi sıfat verilir, siz düşünün, ama kapı kapı dolaşıp katlettiği Kürtlerin sayısı ile övünen bu adam, öbür yanda Kürtlerin kapısında oy isteyen bir dilenciydi. Acılı ana, babalara, kardeş ve eşlere el açıyor, “bana bir oy verin” diyordu.

Bu, onun yere düşme haliydi. Ama farkında olan kim, o kim!..

O tek oy için, renkten renge, şekilden şekle giriyordu. Bu amaçla Amed’de Filistin’e destek, İsraile’ köstek mitingini, alavere dalaverelerine katıyordu.

Bu satırları yazdığım sırada, Türk şehir ve beldelerinden Amed’e bindirilmiş kıtalar taşıyıp, kalabalıklar yığma hazırlıkları sürüyordu. Ta Yozgat’tan, Zonguldak, Trabzon, İstanbul’dan taşımacak kiralanmış adamlara yövmiyeler, kumanyalar hazırlanıyor, taşıma işi organize ediliyordu.

Yahudi düşmanlığını oya tahvil için Amed’in seçilmesi ise bir IŞİD kurnazlığıydı. Böylece Kürtler, ırkçılık suçuna ortak edilecekti.

Ancak, şunu söyleyeyim: İsrail hükümetinin şiddet politikaları, elbette Kürtler tarafından da onaylanamaz. Ama Yahudiler, Ortadoğu coğrafyasının en kadim ortaklarından ve kendi devletlerine sahip olmaları da tartışmasız haktır.

Ayrıca Türk, Arap ve Acemlerin ırkçı kini, Kürtlerin meselesi değildir, olmamalıdır. Ek olarak, din savaşları çağında yaşamıyoruz. Kürtler, Eyub’un oğlu Selahaddin çağını da çoktan aştılar.

Üstüne ek olarak, Kürtlerin Türk, Acem ve Araplarla hiç bir müştereği yoktur, kırıntısı da kalmadı. Kürtlerin din yorumu da dahildir. Kürtler vicdanlıdır. Oysa ırkçı dürtü ile dil yasaklayan, özgürlükleri katleden, kültür çalanının vicdanını siz hesaplayın!..

 Kürtçe namaz kıldıran imamı sürgüne yolluyorsa, hangi ortak inanç!. İran‘da, her gün Kürtler için darağaçları kuruluyor, Irak’da Enfal hala kanıyorsa…

Türkler, IŞİD İslamı’nın yolunda giderek, hayvanları bile içeriye kilitliyor, Kürtleri diri diri yakma törenleri düzenliyor, şehirlerini yıkıyor, Efrîn’i işgal ediyor, Türk Recep Tayyip, dünyayı dolaşıp öldürdüğü Kürt sayısı ile övünüyorsa…

Bütün bunlarda İsrail’in, yani Yahudilerin katkısı, dahli ne ki?..

Zalim, hangi adaletine dayanıp Amed’e geliyor ve orada hukuktan söz edebiliyor acaba? Bunu düşündün mü, Kürt?

Ha, İsrail’in Öcalan esaretine katkı diyeceksin. Elbette, tarih boyunca acı çekmiş, soykırımdan geçmiş bir halka yakışır değildir, bu. Tankların modernizasyonu ihalesi ile İsrail savaş uçaklarının Konya’da eğitim uçuşları yapma imkanı gibi rüşvetler, haklı kılmaz onları. Yaptıkları büyük ayıp, vicdani suçtur. Unutulmaz ve unutulmamalıdır.

Ne yapalım ki, vicdanların alınıp satıldığı bir çağdayız. O nedenle, Filistinliler de ak, pak değiller. Kürt gençleri, daha dün, onlar için İsrail’e karşı savaşarak kanlarını akıttılar. Buna karşılık Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın “bölgemizde, ikinci İsrail olacak Kürt devleti istemiyoruz” sözleri kulaklardadır.

Her neyse, Kürt kanlıları Amed’de İsrail’e sövgü ile “insan görünme“ oyununa çıkıyorlar…