Referandum ve Kürtlerin tutumu tartışmaları

Türkiye’de ne zaman barış, demokrasi, hak, hukuk, devlet şiddeti tartışılsa, söz döner dolaşır Kürtlere gelir. Ve ne ilginçtir ki konuşanlardan biri illa "Yaa bu Kürtler" diye başlayan bir cümle kurar, Kürtleri eleştirir, iktidarın saldırıları karşısında sağlam dursaydı’ya getirir lafı. Anayasa, namı diğer başkanlık referandumu tartışmalarında yine bu sözleri duymaktan sıkılmaktayım ziyadesiyle. 

Hangi konuda olursa olsun, ülke nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Kürtlerin tutumu elbet önemli. Referandum konusunda cılız da olsa gerek Kürtlerden gerek batılı "Türk"  örgütlerden boykot önerenler oldu. Ancak önemli oranda Kürt seçmeni bulunan HDP ve pek çok örgüt referandumda "hayır" diyeceğini açıkladı. Buna rağmen, "Hayır" kampanyalarında Kürtleri çok aktif görememekten şikayetle, cümleler arasına Kürtlerin sandığa gitmeyecekleri ve referandumu boykot edecekleri sıkıştırılıyor sık sık. Bunu AKP ile Kürtlerin gizli anlaşmalarına bağlayanlar bile var. Hem haksızlık hem hadsizlik.

Ortada kimi gerçekler var ki yok saymak haksızlıktır. Mesela Kürtlerin ülke tarihi boyunca devlet tarafından katledildikleri, kültürel ve siyasi soykırıma uğratıldıkları gibi. 7 Haziran seçimleri öncesinde boyutlanan ve sonrasında sokağa çıkma yasakları ve OHAL uygulamaları ile evleriyle, sokaklarıyla, mahalleleriyle, tarihi ve kültürel varlıkları ile şehirlerinin yok edildiği gibi. 

Pek çok güvenlik riskini göze alarak inatla evine dönmek isteyenlerin, sırtına yüklediği iki parça eşya ile geldiği yurdunda başını sokacak bir kulübeye hasret olduğunu, kentlerin yıkımının halen planlı olarak devam ettiğini, sokağa çıkmanın halen hayati risk taşıdığını, iş güç ve yaşam olanaklarının imkansızlık seviyesini aşamadığını biliyoruz.

Halen çocuğundan aylarca haber alamayan, öldü mü kaldı mı bilemeyen, ölüm haberini almış olup da mezarını bulamayan, hatta bir mezarı olup olmadığını bilemeyen pek çok yaralı yürek var oralarda.

Son bir yılda zorunlu olarak göçmüş ama hiç bir yere yerleşememiş milyon insan var. Adresleri nerede, nerede oy kullanacaklar, oy kullanmalarına izin verilecek mi belli değil. 

Batıda yaşayan Kürtler açısından durum çok da farklı değil. Onların da evleri yıkılmış. Bir yakınını kaybetmemiş ya da tutuklu yakını olmayan yok. Gelecekleri belirsiz.

Adeta bir savaşı yaşayan, halen gece sokağa çıkma yasakları ve güvenlik bölgesi uygulanmakta olan işgal altındaki bu topraklarda, bölge halkının referandum kampanyalarına katılmalarını beklemek bile hayalken; şevkle katılmamasını ya da katılamamasını anlamak bu kadar zor demek ki. Anlayabilmeleri için gözlerine sokmak gerekirmiş, yapılmamış.  

HDP referandum için "Hayır" diyeceğini açıkladı ve seçmenini de bu tutumu desteklemeye çağırdı. Eşbaşkanların, milletvekillerin, parti yöneticileri ve belediye başkanlarının halen tutuklu bulunmalarının referandum süreci ile ilgisi malum. HDP’nin etkili bir muhalefet yapması ve neredeyse yüzde 10 olarak belirlenen kararsızların oylarını etkilemesi engellenmek isteniyor. 

Anlaşılan o ki HDP’nin kampanyaya katılımı bu koşullarda mümkün olabilecek. Kürt seçmenin de durumu ortada, sandığa gitme ve iradelerine değerlerine sahip çıkacakları gerçeğine halel getirmese de sokaklara dökülüp kampanyanın ateşleyicisi olmaları neredeyse imkansız. Bu durumda, kalan güçlerin mızırdanmak yerine sıkı bir "hayır" kampanyası yürütmesi gerekiyor. Bu aynı zamanda Kürtler dışında kalan demokrasi ve özgürlük güçlerinin sınavı bence. Kaldı ki şimdiden güzel ve etkileyici üretimlerde bulunulduğu ve kampanyanın enerjisinin yükseldiğini görüyoruz. Bu da  iktidarı referandumda ters yüz etme umudumuzu güçlendiriyor. 

Başa dönersek; Devlet Kürdistan’da hiç bir zaman demokrasiyi, özgürlükleri, hakkı hukuku kabul etmemiş zaten. Halkın malını canını pek çok şeyini almış elinden. Bir sahip oldukları değerler, onurları, insanlıkları kalmış ellerinde. Onu da sonuna kadar koruyacaklarından kuşku duyanların akıl sağlığını sorgulamak gerek. Bu yüzden dolduruşa gelip enerjimizi dedikodularla heba etmeyelim derim.