Referandumun öğrettikleri

Geçen hafta Kürdistan’ın Güney ve G.Batısında sandıklar kuruldu. G.Batı Kürdistan’da halklar Komün eşbaşkanlarını, Güney Kürdistan’da ise halklar bağımsızlık referandumu konusundaki iradesini belirlemek için sandık başına gittiler. Her iki Kürdistan’da seçimler olgunluk içerisinde olaysız, kazasız geçti. G.Batı Kürdistan halkları komün eşbaşkanlarını seçti, Güney Kürdistanlılar ise yüzde 92 gibi bir çoğunlukla bağımsızlık iradesini dünyaya ilan etti. Her iki Kürdistan’da da seçime ve referanduma katılma oranı yüksekti. Hem G.Batı Kürdistan, hem de Güney Kürdistandaki kardeşlerimi, halkları gösterdikleri olgunluk, iradelerini olumlu yönde yansıtmalarından dolayı kutluyorum.

Güney Kürdistan’da referandum öncesi çok şeyler yazıldı, söylendi. Kürdistan’ı bölen süper güçler ve onların işbirlikçisi sömürgeci sistemler referandumun ertelenmesi için dileklerini ve tehditlerini belirttiler. Ancak bu tehdit ve referandumdan vazgeçirtme istekleri Güney Kürdistanlı Kürtler arasında birliğin oluşmasına ve ulusal refleksin güçlenmesine vesile oldu. ABD ve batılı güçlerin bir asır öncesi Kürdistan’ı bölüp parçalamasına neden olduklarından dolayı özür dilemeleri gerekirken herkes gibi Kürtler içinde ulusal bir hak olan kendi kaderini belirleme hakkını istikrarsızlığa, IŞİD’e karşı mücadeleyi zayıflatacağını, bölgede istikrarsızlığa neden olacağını öne sürerek karşı çıktılar. Sömürgeci sistemler ise aralarındaki çelişkileri bir yana bırakarak Kürtlerin iradelerini boğmak için biraraya gelerek Kürtleri açlıkla, imha senaryoları ile iradelerinden vazgeçirmeye çalıştılar.

Kürdistan’ın uluslararası bir sömürge olduğu, sömürge statüsünde bile olmadığı bir kere daha ispatlanırken, ayıdan post, sömürgecilerden dost olamayacağını bir kere daha Kürtlerin gözlerinin içine baka, baka anlattılar. Umut ederimki her dört parçadaki Kürt siyasi partileri, şahsiyetleri bu olaydan ders çıkarıp birliklerini sağlar, Kürdistan’ın ve Kürdistan’da yaşayan halkların geleceğini kendi örgütsel ve ideolojik çıkarlarının gerisine bırakmazlar.

Sömürgeci sistemler 1975’te de Kürdistan’ın Güneyindeki Kürt başkaldırısını bastırıp, Kürtleri imha etmek için biraraya geldiler. O zamanda Türkiye, Suriye hudutlarını Kürtlere kapattı. İran ise bazı koşullar öne sürerek Kürtlerin Kürdistan’ın doğusuna gelmelerine müsaade etti. 1975’te Kürtler her dört parçada örgütlü olabilselerdi, o gün Kürt hareketinin geçici olarak sona erdirilmesine gerek kalmayacaktı. Ancak M.Mıstefa Barzani o dönemde diğer Kürdistan parçalarındaki siyasi hareketlere Güney Kürdistan kurtulmadan diğer parçalarda eyleme geçilmesini istemiyordu. Eğer Kürdistan’ın diğer parçalarında Kürt siyasal hareketleri güçlü olabilseydi Kürt hareketinin geçicide olsa durdurulmasına gerek kalmayacaktı.

Kürdistan’ın Güneyi 1991 yılından bu yana de facto özerk bir bölge idi. 2003’ten sonra Güney Kürdistan’ın ekonomik gücü seferber edilmiş olsa idi TC Başkanı bugün Kürtleri açlıkla tehdit etmeye kalkışmazdı. Güney Kürdistan’ın verimli toprakları on tane Güney Kürdistan’ı doyurabilirdi. Ancak ekonomik dinamikler seferber edilmedi, ‘Hewlêr Dubai olacak’ denildi. Güney Kürdistan iğneden ipliğe, makarnadan ekmeklik una, bulgura, yoğurttan ayrana, tavuk ettinden kırmızı ete kadar TC’ye muhtaç edildi. Sonuçta gün geldi Kürtler kendi kaderlerini tayin etmek istedi. Tüm sömürgeci sistemler aralarındaki çelişkileri erteleyerek Kürdün ve Kürdistan halklarını iradesini yok etmek için biraraya geldiler.

Peki Kürt siyasi partiler, hareketleri ne yaptılar? Birbirlerini yok etmek için sömürgecilerle işbirliği yaptılar, sömürgecilere karşı kullanacakları performanslarını birbirlerine karşı kullandılar. Birbirlerini kendi örgütsel ve ideolojik çıkarları için acımasızca eleştirdiler. Biraraya gelip “Ulusal Kongre“lerini yapmamaları için sömürgeci sistemlerinde dahil olduğu her türlü aymazlığı yapmaktan geri durmadılar. İşte bugün bir kere daha ispat edildiki „ayıdan post, sömürgeciden dost olmuyor”. Dilerimki tüm Kürdistanlı siyasal partiler, şahsiyetler şapkalarını önlerine koyup hiç olmazsa bugün yaşananlardan ders çıkartıp müşterek bir ulusal politika oluşturabilsinler. Kürdistan’ı ve Kürdistan halklarını savunacak askeri güçlerini biraraya getirebilsinler. Diplomasi yaparken birbirlerini kuyusunu kazmasınlar. Gelişmeleri hep birlikte izleyeceğiz. Söylenecek çok şey var, ancak birliğimize zarar vermemek için sabırlı olacağız. Haftaya devam edeceğim.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* 1 Ekim 1962’de İstanbul’da sahipliğini ve başyazarlığını Edip Karahan’ın yaptığı Kürtçe-Türkçe “Dicle-Fırat” aylık olarak yayınlanmaya başlandı.

* 2 Ekim 1908’de İstanbul’da Kürt Teavün ve Terakki Derneği kuruldu. Dernek aynı isimle bir gazetede yayınladı.

* 2 Ekim 1979’da İran’da İslam anayasası için yapılan referandumu ulusal ve demokratik hakları tanınmadığı için Doğu Kürdistanlılar tarafından protesto edildi.

* 5 Ekim 1962’de Suriye’de yapılan nüfus sayımında 120.000 Kürt yabancı olarak kaydedildi. Bu rakam bilahare 250.000 kadar çıktı. Bu kişilerin Suriye’de hiçbir siyasal ve ekonomik hakları yoktu.

* 5 Ekim 2014’te Kobanê’de Miştenûr tepesinde fedai eylemi yapan Efrinli Arîn Mîrkan şehit düştü.

* 8 Ekim 1997’de Kürt basınının unutulmaz emekçisi, Kürt özgürlük militanı Gurbetelli Ersöz Garê’de TSK’nin tank pususunda 25 arkadaşı ile birlikte şehit düştü.