Rojava’da Dördüncü Devrim

Janet Biehl, Rojava devriminin üçüncü devrim teorisini aştığını belirtti ve ekledi: “Murray bir kadın devrimi yapacağımızı söylemeyi hiç düşünmedi. Bence Rojava Devrimi Dördüncü Devrimdir. Bu, yazılan devrimci tarihin yeni bölümüdür.’’

MURADA KENDA – RAPERİN TEHLO  / ANHA/QAMIŞLO

Rojava’yı üçüncü kez ziyaret eden ve Rojava devrimini tüm dünya insanlığına mal etmeye çalışacaklarını belirten dünyaca ünlü düşünür Muray Bockhin’in eşi Janet Biehl ile Rojava izlenimlerini konuştuk.

Röportaja başlamadan önce Janet Biehl’in elinde bulunan resim defterine çizmiş olduğu resimler dikkatimiz çekiyor. Kendisine sorduğumuzda Rojava izlenimlerini resmederek anlatmaya çalıştığını ve yazmayı planladığı kitabında da resimlerine yer vereceğini söylüyor.

İlk ziyaretini 2014 Aralık ayında bir heyetle devrimin erken zamanlarında yaptığını ve on iki gün boyunca Rojava’da kaldığını hatırlatıyor.

Biehl, ikinci ziyaretinin bir yıl sonra Derik’te halk için bir tür parlamento binası oluşturma eylemi olan Yeni Dünya Zirvesi’ne eşi Murray Bookchin hakkında konuşmak yapmak için davet edildiğini söylüyor.

Yaşanan son durumu yerinde görmek için üçüncü kez Rojava’ya geldiğini söyleyen Biehl, Rojava’da bir hayli değişimin olduğuna dikkat çekti.

Rojava’da yurttaş katılımı

Rojava’daki demokrasi yapısıyla yakından ilgilendiğini söyleyen Biehl şunları aktardı: “Murray Bookchin’in en çok ilgilendiği konu demokrasiydi. Murray’ın bazı düşünceleri, Demokratik Konfederalizm hakkında konuşan Abdullah Öcalan’ı da bir dereceye kadar etkileyen konuydu. Bu devrimin demokratik öz-yönetim sistemini yaratmanın ne kadar mümkün olduğunu görmekle ilgilendim. Komünler ve meclisler hala var ve özellikle bazı komün toplantılarını ziyaret etmeyi sabırsızlıkla bekledim. Rojava’da yurttaş katılımı tutkusu var, insanlar burada seslerini duyurmak istiyor ve komün toplantılarına katılıyor. Sistem ve devrim konusunda heyecanlılar. Öz yönetimdeki insanlar çok yakından halkların sorunlarını dinliyor.”

Gezi günlüğü

Rojava yolculuğunda ‘gezi günlüğü’ gibi düşünülmüş bir kitap yazma projesinin olduğunu belirten Biehl kitap için, “Gittiğimiz farklı yerleri, konuştuğumuz insanları, gözlemlerimi ve izlenimlerimi içerecek. Yapabildiğim kadar çizim yapıyorum. Resimli olmasını istiyorum çünkü insanlar çizimleri ve resimleri seviyor. Bu kitabın herkese ulaşmasını istiyorum, sadece solcu insanlara değil. Ve ayrıca film çekilecek. Umut bir filme dönüştürüldü” dedi.

Dördüncü devrim

Biehl, Muray Boockhin’in üç devrim şeklinde sıraladığı burjuva, Fransız ve Marksist devrim aşamalarından sonra Rojava’da yaşanan devrimsel gelişmeyi devrimin dördüncü aşaması olarak nitelendirdiriyor.

“Üçüncü Devrim, Murray Bookchin’in yazdığı dört ciltlik kitabın bir referansıdır. Üçüncü Devrim ile denilmek istenen şöyledir:

  • Birinci Devrim, burjuvazinin devrimidir, orta sınıfın monarşi karşısında daha fazla güce sahip olmayı istediği zaman Fransa’daki 1789 Devrimi’ni dönüştürmesi gibi.
  • İkinci Devrim, hiyerarşik solun, burjuvaziyi devirmek isteyen tiranik solun (Marksizm gibi) devrimidir. Ancak bunlar çok hükmedicidir, çok yukarıdan aşağıyadır, çok otoriterdirler ve hatta 20. yüzyıldaki totaliter sistemleri beslemiştir.
  • Üçüncü Devrim, yukarıdan aşağıya olan ikinci devrime karşı halkın devrimidir. Üçüncü devrimciler, ikinci devrimcilere şöyle diyor; sadece eski sistemi değiştirmek istemiyoruz, bütün insanların eşit olduğu bir devrimi, yeni bir devrimi istiyoruz. İşte bu üçüncü devrimdir.”

Rojava devriminin bunun neresinde yer aldığına ilişkin sorumuza ise Janet Biehl, “Size söyleyeyim, Murray bir kadın devrimi yapacağımızı söylemeyi hiç düşünmedi. Bence Rojava Devrimi Dördüncü Devrimdir. Bu, yazılan devrimci tarihin yeni bölümüdür” şeklinde yanıt verdi.

DAİŞ’in Suriye’deki halifelik rüyasının yenilmesine çok sevindiğini dile getiren Biehl, DAİŞ’in diğer ülkelerde hala aktif olduğunu ve Rojava’da hala uyuyan hücreleri var olduğunu da vurguladı. Biehl, bölgedeki tüm halklar için çok mutlu olduğunu ve QSD savaşçıları sayesinde şimdi insanların güven ve emniyet içinde yaşayabileceğini söyledi.

YPJ nefes kesici, muhteşem…

Janet Biehl, YPJ için ‘muhteşem’ diyerek YPJ savaşçılarının kendisi üzerinde yarattığı etkiyi ise ‘nefes kesici’ şeklinde tanımladı.

“Bu kadınlar fevkalade. Nefes kesici olduklarını düşünüyorum. Onlardan ne kadar bahsetsem azdır. Kadınlar ve erkekler kendi başlarına, kendi yöntemleriyle durdurulamaz bir güç haline geldiler. Birbirlerini destekliyorlar. Onların gösterdiği gibi, eğer güç bir silahın ucundaysa, kadınlar da tıpkı erkekler gibi silah taşıyacak ve ülkelerini savunmak için savaşacak kadar yetenekli olduklarını göstermiştir. Ben yaşlı bir kadınım, buna asla inanamazdım ya da bunu beklemezdim ve yanıldığım için çok mutluyum. YPJ’yi tanıyanlar muhtemelen benim kadar etkilenmiştir. YPJ’yi selamlıyor ve DAİŞ’i mağlup ettiği için teşekkür ediyoruz. YPJ için dua ediyorum.”

Erdoğan bir diktatördür

Erdoğan’ın Kürt fobisi olduğu konusunda Salih Müslim ile hemfikir olduğunu belirten Biehl, Erdoğan’ın Kürt halkı konusunda yersiz bir korkusu olduğunu ifade etti.

Biehl, Kürt halkının Türkiye’ye karşı tehdit olmadığı tespitini belirtti ve ekledi: “Belli bir sebep yokken Erdoğan’ın inşa ettiği duvarı görüyoruz. Belirgin hiçbir sebep yok. Kürt halkının Türkiye’ye karşı bir tehdidi yok. Kürt halkı Türklerle barış içinde yaşamak istiyor. Erdoğan bir demagog ve diktatördür. Hayali tehditler ortaya çıkararak, hayali bir korku yaratıyor. Çok korku diktatörler için oldukça kullanışlı bir araçtır ve eğer gerçek bir tehdit yoksa bir tane oluşturuverirler.”

Kürtler demokrasiyi temsil ediyor

Biehl, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Türk askeri birliklerini içeren bir güvenlik gücü ile güvenli bölge konuşmasını desteklediğini karşılık bunun çok tehlikeli olduğuna dikkat çekerek, “Dünyanın nihayetinde Kürtlerin, Kürt hareketinin bir tehdit olmadığını, aksine hareketin demokrasiyi temsil ettiğini anlaması gerekiyor. Kürt hareketi kadın özgürlüğünü, ekolojiyi ve tüm ilerici şeyleri savunuyor. İnsanlara daha fazla bilgi verebileceğimizi ve Kürtlerin terörist olmadığını gösterebileceğimize inanıyorum” dedi.

Öcalan Kürt halkın meşru temsilcisidir

Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin temsilcisi olduğunu söyleyen Biehl, Türkiye ile barış görüşmelerinde tek gerçek müzakere ortağının Öcalan olduğuna dikkat çekti.

“Öcalan Kürt halkının barış ve özgürlük konusundaki isteklerinin meşru sesi ve temsilcisidir. Şubat 2016’da İmralı delegasyonu olarak İstanbul’a gitmiştik ve Türkiye içişleri bakanına Öcalan’ı ziyaret etmek istediğimizi ilettik. Güney Afrika’dan Nelson Mandela’nın avukatlığını yapmış Essa Moosa ile birlikteydim. Talebimiz yok sayıldı, red bile edilmedi, yok sayıldı. Bu çok aşağılayıcıydı.

Avukatları 2011’den beri Öcalan’ı göremiyor. Bu durumun kendisi bile bir insan hakkı ihlali ve işkencedir. Türkiye ile barış görüşmelerinde tek gerçek müzakere ortağı Öcalan’dır. Serbest bırakılması gerekiyor. 20 yıldır cezaevinde olan Öcalan’ın derhal serbest bırakılması ve çözüm için Türkiye ile barış görüşmelerinin kaldığı yerden devam etmesi gerekiyor.’’

Türkiye’deki halkların da Rojava’daki halklar gibi barış içinde yaşamak istediklerini dikkat çeken Biehl, Türkiye’deki halkların Erdoğan’dan bıktığını söyledi. Biehl, “Türkiye’deki halklar Erdoğan’ın demagojisini görmeye başlıyor. İnsanlar Rojava’daki halklar gibi kardeşçe yaşamak barış içinde yaşamak istiyor” dedi.

Leyla Güven’in eylemini destekliyorum

180 gündür süresiz dönüşümsüz açlık grevi eyleminde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in eylemini desteklediğini ifade eden Biehl, ‘’Leyla Güven ve diğer tutsaklar Öcalan’ın tecridin kaldırılması için açlık grevi eylemindeler. Pek çok insan onlarla dayanışma gösteriyor. Ben de onların Öcalan’ın tecridin kaldırılması taleplerine güçlü biçimde destekliyorum” diye konuştu.

Efrîn kurtarılmalı

Efrîn’in Türk devleti tarafından işgal edilmesi için, “uluslararası hukukun ve insan haklarının pervasızca ihlal edilmesidir” diyen Biehl, yaşanan sessizliği ise “şok edici ve dehşet verici” olarak nitelendirdi.

“Her zaman şu karşılaştırmayı yaparım: Birkaç yıl önce Rusya Kırım’a girdi ve gaspetti. Putin diyor ki, burası benim ve alıyor. Dünyada öfke yaşandı ve insanlar bu davranışı için onu cezalandırmak amacıyla kendisine yaptırım uyguladı. Birkaç yıl sonra Ocak 2018’de Türkiye-Erdoğan ‘Efrin’i istiyorum ve alıyorum’ diyor. Durum aynı, ancak buna karşı ciddi bir sessizlik var. Dünya çapında bir sessizlik. Şok edici ve dehşet verici. Elbette Efrîn kurtarılmalı. Efrîn’in İslam devleti halifeliğine benzer bir hale geldiği, kadınların köleleştirildiği, seks kölesi haline getirildiği, erkeklerin katledildiği gözler önünde. Etnik bir temizlik yapıldı ve yapılıyor. Demografik bir değişim var. 350 bin Kürt’ün ayrıldığını ve onların evlerinde yaşamak üzere onbinlerce Arap’ın getirildiğini biliyorum. Kürt Dağı olarak bilinen Efrîn’de Kürt topraklarının Araplaştırılması projesi var. Bu çok acımasız ve durması gerekiyor, işgalin sonlandırılması ve Kürt halkının Efrîn’de tekrar barış içinde yaşaması gerekiyor.”

Murray Dördüncü Devrimden çok etkilenirdi

Biehl, Murray Bockhin hayatta olsaydı Rojava’yı ziyaret etmek ister miydi sorusuna “Murray’ı Rojava’dan uzak tutma konusunda çok zorlanırdınız” dedi ve ekledi: “Ben buraya sadece üç kez geldim. O olsa, olabildiğince sık gelirdi. O politik tutkuyu severdi. Eminim buradaki insanların politik tutkusuna bayılırdı. Anarşist olmasının bir nedeni, devletin insanları pasifleştirdiğini düşünmesiydi. Her şeyden önce insanların aktif yurttaş olmalarını, kendi öz yönetimlerinde yer almalarını isterdi. Ve bunun nasıl yapıldığını Rojava’da görmek mümkün. Bence buradaki insanların politik tutkusu onu çok heyecanlandırırdı.

Kadınların özgürlüğünden çok etkilenirdi diye düşünüyorum. Hatta şunu bile diyebilirdi; ‘Keşke bunu ben düşünmüş olsaydım’. Çünkü bu bir şekilde gerçekten demokrasiyi doğuruyor, çünkü kadınlar nüfusun yarısı, kadınlar eşit olacak demeye başladığınızda, bu kendi başına demokratik bir etki yaratıyor. Onun bunu tam olarak gördüğünü sanmıyorum. Fakat bence bu Dördüncü Devrim’den çok etkilenirdi.

Murray bana komünal toplumların var olduğunu söylerdi. Bu toplumların nerede olduklarını asla anlayamadım, bunu soyut bir anlayış olarak görüyordum. Buraya gelene kadar bu realiteyi hiç bilmiyordum. Buraya geldiğimde kendi kendime şunu söyledim, ‘insanların birbirine baktığı komünal toplumla demek bunu kastediyordu’. Teşekkür ederim, bunun mümkün olduğunu gördüğüm için çok mutluyum.”

Rojava’ya güveniyorum

Rojava’daki Demokratik Ulus sistemini değerlendiren Biehl, sistemin tüm saldırılara karşılık vereceğini ve kıracağının altını çizdi.

Biehl, Rojava’daki insanlara güven duyduğunu belirterek şunları ekledi: “Rojava’da Kürtler, Araplar, Çeçenler, Süryaniler, Türkmenler, Müslümanlar, Hristiyanlar, Êzîdîler, tüm farklı bileşenler arasında dayanışma var. Gerçek şu ki, sahip olduğunuz dayanışma sizi güçlü kılar, herhangi bir ülkenin işgalini imkânsız kılar. Türkiye’nin bile girmesini engeller. Dayanışmanın gücü kendi başına güçlü bir güçtür. Rojava’daki insanlara güven duyuyorum.

Bu bölgede çok heyecan verici bulduğum bir refah duygusu var. Türkler saldırı girişiminde bulunursa çok fazla acı olacak, fakat Rojava’yı asla bastıramayacaklarını düşünüyorum. Bir gencin söylediği gibi, işgale karşı kim olursa olsun yeneceğiz.”

Biehl, son olarak ülkesinin Rojava’yı tanımasını, Kuzey ve Doğu Suriye’yi tanımasını diledi.


Öcalan ile Bookchin mektuplaşmaları

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 15 Şubat uluslararası komplonun ardından Murray Bookchin’in eserlerini yakından takip etmeye başladı. 2004 yılından itibaren ise Öcalan ile Bookchin arasında yazışmalar başladı. Ancak Bookchin’in hastalığından kaynaklı yazışmalara devam edememesi üzerine mektupları Bookchin yerine eşi Janet Biehl tarafından yapılmaya başlandı. Özellikle Kürdistan üzerinde bu yazışmalardan sonra daha da yoğunlaşan Biehl, sık sık Kürdistan’a gelerek araştırmalar yapmaya başladı. Biehl, aynı zamanda Kuzey Democratic Autonomy in North Kurdistan (Kürdistan’da Demokratik Özerklik) kitabının yazarı.

Amerikalı yazar ve oyuncu Janet Biehl, Bookchin ve Öcalan’ın mektuplaşma sürecini şöyle anlattı:

”Bookchin ile Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da komployla tutuklandığını izledik. Marksist ve Leninist bir lider olduğunu biliyorduk. 2004 yılında Öcalan Bookchin’e mektup yazdı. Biz bu mektubu görünce çok şaşırdık. Öcalan Bookchin’in kitaplarını okuyordu. Bookchin’in tüm kitaplarını istemiş, Bookchin’in libertal belediyeciliğine çok önem verdiğini yazmıştı. Çünkü içinde ulus devlet yoktu. Kısa bir süre mektuplaştılar. Öcalan’ın aracılar aracılığıyla Borckhin’e, ‘Sizin çalışmalarınızın çok iyi bir öğrencisiyim. PKK’nin çalışmalarıyla sizin istediğiniz gibi bir toplum yaratılabilir. Ama ben bir Ortadoğuluyum bakış açınızın üstüne de düşüncelerimizi ekliyoruz’ demişti. Bookchin’in verdiği cevap ise, ‘Tabii ki tabii ki’ oldu” dedi.

Bookchin firiklerini hayata geçirecek olan tek insanın Öcalan olduğuna inandığını vurgulayan Biehl, ”2006’da Boorkchin öldüğünde, Öcalan Bookchin’e çok önemli değerli bir selam gönderdi. Ve Öcalan 2005 yılında demokratik konfedaralizmi devreye koydu. Hikayenin geri kalan kısmını benden daha iyi biliyorsunuz…”


Janet Biehl kimdir?

İngiltere’de yaşayan Janet Biehl, bağımsız bir yazar, sanatçı ve tercüman. 2014 Aralık ayında aralarında akademisyen, araştırmacı ve gazetecilerin olduğu uluslararası bir heyet ile Rojava’da incelemelerde bulundu. Biehl sosyal ekoloji, komünalizm ve ekofeminist siyaset üzerinde çalışyor. Biehl ,özgürlükçü solun sosyal teorisyeni ve politik filozofu olan Murray Bookchin eşi ve uzun yıllar Murray ile birlikte çalışmalar yürttü. Aynı zamanda Ekoloji ya da Felaket: Murray Bookchin’nin Yaşamı adlı kitabın da yazarı.