Sağlık eğitimi şart!

Yeni bir salgın hastalıkla karşı karşıyayız. Bu kez öyle hafife alınacak, es geçilecek, devletin oyunudur diyip önlemsiz dolaşılacak bir süreç değil. Fransa’daki üç günlük uygulamanın ardından ortaya çıkan tabloda özellikle yabancıların oturduğu bölgelerdeki ihlal çabasını gördükçe halkın sağlık konusundaki eğitimin düzeyini görüyoruz. Elbette o devletlerin uygulamaları, sistemlerin savaşı, kapitalizmin salgın karşısındaki çöken sağlık sistemini bir tarafa bırakırsak, salgının yayılımını önlemek için üzerinde ilk çalışılması gereken konu toplumun algısı, inançları, tutumları ve genel olarak psikolojik tepkileri!

Salgın hastalık Çin’de görülmeye başladığında Fransa’da medya yayın organlarında, resmi kurumlarda, “ellerinizi sürerekli yıkayın” cümlesi dışına çıkmayan bir bilgi yetersizliği mevcuttu. Ardından sosyal medya ağlarında dolaşan bilgi kirliliği de eklenince toplumda halen koronavirüsünün ne olduğu ve sonuçları bilince çıkmadı. Bu nedenle özellikle yoksul semtlerde eve kapatılmayı bir kısıtlama olarak gören genç yaşlı fark etmeksizin, her fırsatta bunu delmek için yöntem arayışına giriyor. Oysa hem kendi sağlığı hem de kendi çevresi konusunda dikkatli olunması gereken bir süreçte, yabancıların özellikle oturduğu semtlerde sıfır bir önlem görülüyor. Devletin açıklamasının ardından başta Paris olmak üzere marketlere saldıran insanların arasında virüsün daha da yayıldığını söylemek hata olmaz. Örneğin sokağa çıkma yasağının olduğu ikinci günde Paris merkezinde yoksul göçmenlerin bulunduğu bir semt pazarında görevlilerin tüm ısrarlarına karşın kişiler arasında birer metrelik mesafe oluşturulamadığı için pazarlar yasaklandı.

Koronavirüs salgın tehditini yaşadığımız bugünlerde, sağlık eğitimlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha yaşanan bu deneyimle görüyoruz. Kişisel hijyene tam olarak uyulmasının insanı nelerden koruduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Bu anlamda ellerin sabunlanması bu işin başında geliyor. Sürecin başından bu yana tekrarlanmasına karşın terk edilmeyen tokalaşma ve öpüşme gibi davranışlardan uzak durulması, maske takılması ve bu maskeninde hijyenine dikkat edilmesi, önemli. Bir türlü ilacı bulunamayan bu virüsten korunmanın birincil yolu, alınacak önlemlerin sadece devletlerden beklenmesi değil kişisel olarak herkesin bu süreçle mücadele etmesi gerekiyor!

11 Mart 2020 tarihinde, koronavirüs (Covid-19) salgınının dünyanın birçok ülkesinde sınırlayıcı önlemleri aşarak yayıldığı bir dönemde Fransa’da 14 Mart itibariyle tüm kafeler, restorantlar, barlar ve alış-veriş merkezleri kapatılmasına karşın, diğer gün hava sıcaklığının yükselmesiyle tüm insanların sokağa çıkıp parklara yayılması, bu hastalık için sosyal mesafe oluşturmak gerektiği vurgusunun algılanmadığını gösterdi. Oysa salgının yayılmasını durdurmak ve salgının ülkelerindeki seyrini değiştirmek için başvurulabilecek önlemlerin başında “sosyal mesafelenme” yer alıyor.

Yani kişinin koronavirüse yakalanmak veya yaymaktan kaçınmak için diğer insanlardan, kalabalıklardan, örneğin konsere, düğüne ya da bir toplantıya gitmekten uzak durmak anlamına geliyordu. Hatta aynı evde yaşadığı insanlardan dahi mesafe oluşturması ve kişilere bir metreden fazla yaklaşmamak gerekirken, insanlar tatil havasına girip birlikte aktiviteler yapmaya başladı. Hatta öyleki sokağa çıkma yasağı uygulandığı gün öncesinde tren garlarını doldurup kent merkezlerinden kırsalda bulunan ailelerinin yanına gitti. Tabii ki, onlarla birlikte virüs de gitti. Birkaç gün geçmesine karşın kırsal kesimlerde izole olan bölgelerde virüs kapan insanların hastanelere taşındığı belirtiliyor.

Bu süreçte algılanması gereken bir diğer temel nokta ise 15 ya da 45 gün sonra sihirli bir değnek virüsü yok etmeyecek. Bizlerin bununla yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Her şeye hazır olmamız gerekiyor. Uzmanlar Kasım ayına kadar bir süreçten bahsetiyor. Hatta bir yıl sonraya sarkabilir deniliyor. Bütün bunlarla birlikte sistemlerin, devletlerin bulaşıcı zincire sahip bu virüse karşı ilaç geliştirmek, yalıtmak, test ve gerekli tıbbi araçları oluşturmak gibi sorumluluğu bulunuyor. Bu konuda sınıfta kaldıkları aşikar. Başta sağlık bakanlığı gibi kurumların insanların hastanelere yüzlerce sedye ile taşınmasından önceki görevleri kişisel sağlık, hijyen, sağlık eğitimi, toplumsal felaketler karşısında toplumsal görevler vb konuda toplumu daha fazla aydınlatmaya ve eğitmesi gerekiyor. Bu nedenle sokak başlarına dikilen polislerin yazdığı ceza en başta toplumu bu bilinçten mahrum bırakan eğitim ve sağlık sistemine kesilmeli!