Salgın global çare sınıfsal

Çağdaş kapitalizm globaldir. İç çelişkileri vardır, ama bunlar vaktiyle birbirinden gümrük duvarlarıyla yalıtılmış geçen yüzyılların kapitalizminden farklıdır. Birbirlerine karşılıklı bağımlılık ilişkisi olağanüstü artmıştır.

Bu küreselleşme süreci, kapitalizmi, geçmişten farklı olarak, bütün ülkeler ve halklar için “aynı anda” sorun haline getirmiştir. Eşitsiz gelişme düzeyleri ne olursa olsun, kutup yakınlarında öksüren kapitalizm, çöl yakınlarındaki kapitalizmi nezle yapıyor.

Tıpkı Koronovirüs gibi. Koronavirüs salgını nedir?

Global bir sorundur. İnsanlığın tamamı için ölümcül bir sorun. Walt Disney’in “Var-yemez Amcası” gibi zenginlerin virüsten muaf olması mümkün değildir. O evine kapansa bile “banknot saymaktan” kendini alamaz. Senin burnunu sildiğin o banknottan “Var-yemez Amca” bile öte dünyayı boylayabilir.

Salgın hastalık sorunu, “sınıfsal olmayanla yani global olanla sınıfsal olanın” diyalektiğini içinde barındırır. Virüs sınıf farkı tanımaz. Bu sorunun “global” kısmıdır. Ama buradan “madem virüs sınıf farkı tanımıyor, o halde virüs karşısında hepimiz kardeşiz, o halde kavgaya son verelim” demek de doğru olmaz.

Vaktiyle Gorbaçov dönemi Sovyetler Birliği “pek çok sorunun global karakter” taşıdığı gerçeğinden hareketle, dünya sosyalizminin dünya kapitalizmiyle bu sorunları çözme konusunda işbirliği yapabileceğini öne sürmüş, bu yolla “soğuk savaşa” son vermeyi düşünmüştü. “Nükleer tehlike, salgın hastalıklar, açlık, iklim krizi” bu gibi global sorunlar olarak sıralanmıştı. Bu amaçla Sovyetler Birliği emperyalist kapitalizme karşı mücadeleyi adım adım sınırladı.

Sonra ne oldu?

ABD ayakta kaldı, Sovyetler Birliği bir “global sorun”la birlikte, Çernobil faciasının etkileri, ABD’nin nükleer silahlanma yarışını, yani en tehlikeli global sorunu Sovyet ekonomisinin dayanamayacağı evreye tırmandırması ve Sovyet bünyesinin “bürokratikleşme virüsü yüzünden bağışıklığını kaybetmesi” ile birlikte vefat etti.

“Virüs bizi birleştirdi” diyerek “kavgaya” son veren fukara insan kendi ölümünü hazırlar. Çünkü işçi çaresiz kaldığı için ne kadar patronu ve onun devletini “kardeşim benim” diyerek öpmeye kalkarsa, o kadar virüs kapar. İşten atılır, atılınca ölür.

Global sorunun kestirmeden söylersek, bir sınıfsal yanı da budur.

Şu anda Türkiye’de Koronavirüs büyük bir hızla yayılıyor. Ne yapmalıyız?

Saray’dan açıklanana göre, “Erdoğan millet-devlet birlikteliğiyle alınacak önlemleri” siz bu yazıyı okuduğunuzda açıklamış olacak.

Acaba neyi açıklayacak? Günlerdir yazıyorum, maşallah tek bir kişi “sakın bu Erdoğan millet-devlet birlikteliğiyle virüse karşı, binde bir ihtimal bile olsa, Olağanüstü Hal ilan etmesin” deme gereği bile duymuyor. Baksanıza, medya sabahtan akşama kadar Sağlık Bakanlığını aldığı önlemler yüzünden utanmadan övüyor. Toplum panikleyince, “virüsün ilacı eşeğin ayağıdır” lafına bile inanacak hale geldiğine göre, “asıl virüs ilacı Olağanüstü Haldir” dendiğinde ne yapar? Hepimiz aynı kayıktayız, kavga etmeyelim diyerek gider Erdoğan’ı öper. “Reis bizi Olağanüstü Hal ilacıyla kurtar, sonra da İdlib’de, Rojava’da Şehitler Tepesine göm” demeye başlar. Tıpkı şu ünlü türküde dendiği gibi: “Minareden at beni, in aşağıya tut beni…”

Türkiye kayığı zaten batmak üzeredir. Virüs bu kayığı batırır.

Ne yapmalı? Böyle durumlarda ne yapılırsa onu yapmalı. Safrayı denize fırlatmalı.

Saray zaten bunu yapıyor: Kayıktan, önce ihtiyarları, emeklileri (bunlar olmasa bütçe açığına büyük bir yama yapılabilir) sonra işten atılan işçileri (işsizler ölse işsizlik sigortası kurtulur) en başta da “fazla nüfus” saydığı Kürtleri, HDP’yi, muhalefeti, hapisanelerdeki herkesi (pardon mafya babaları dışında) atıp kendini kurtarmak için salgını yeni bir “Allahın lütfu” haline getirmeye hazırlanıyor.

Oysa kayıktaki safra Saray’dır.

Şu anda savaş dursa, silahlanma ve Emniyet, bu arada Diyanet bütçesinin yüzde doksanı sağlık bütçesine eklense, SADAT kontralarına ve ÖSO lejyonerlerine ödenen paralar da buna katılsa, Erdoğan ve ortaklarının, mafyanın vurgunla biriktirdiği paraya el konsa, Saray’ın bütün otomobilleri ambulans haline getirilse, hastaneler ve ilaç fabrikaları kamulaştırılsa, bu yolla bir “halk sağlığı seferberliği” ilan edilse ve bir de İmralı’nın, zindanların kapısı kırılsa nasıl olurdu?

İyi olurdu da, bunun önündeki engel Saray’dır.

Saray iktidarını alaşağı etmek mümkün olsaydı, halkın tümü virüse karşı birleşirdi.

Bunu şimdi yapamasanız bile, en azından şunu bilin: Saray virüsle birleşir, seninle birleşmez… Konformist soruyor “neden”? İzah edeyim: Kadın, ayağına basan adama “çüş hayvan” demiş. Adam aldırmamış, kadın “sana hayvan diyorsam, bülbül demiyorun aptal” diye durumu izah etmiş.

Ben de “Saray” diyorsam “Topkapı Sarayı” demiyorum, “faşizm” diyorum.