SALGIN

Koronavirüs “tahminleri” aşan bir yıkım gücüyle dünyada yayılmaya devam ediyor. “Global dünya”, ulus-devlet sınırları içinde kapanmaya, bu yıkımı en az hasarla “atlatma” peşinde. Dünya Sağlık Örgütü (WHO-DSÖ) pandemi alarmı verdikten sonra “geciken” ülkeler elde kalan tek silahları olan “otoriterizme” başvurmaktan kaçınmıyorlar. Çöken sağlık sistemleri, şimdiden sorgulanmaya başlandı. Başlangıçta salgını ciddiye almayarak gerekli önlemleri almadıkları için, kâbusun büyüklüğü karşısında çaresiz kaldılar. Aldıkları en ciddi önlem “fiziksel mesafe”. Daha sonra ardı ardına sokağa çıkma yasakları. Ülkeler sınırları kaparken, yurttaşlarda evlerine “kapandı”.

İtalya ve İspanya’dan, neredeyse her gün artan ölüm sayıları koronavirüs ile mücadelenin çok zorlu geçeceğine işaret ediyor. Özellikle İtalya ağır bir tablo ile karşı karşıya. Uluslararası “yardım” çağrılarına AB üyesi ülkelerden çok Çin ve Küba’nın yanıt vermesi düşündürücü. Her ülke kendi derdinde!

Çin, Güney Kore ve İran’dan sonra, Avrupa, DSÖ’nün deyimi ile pandeminin yeni “merkez üssü” oldu. DSÖ, sıranın ABD’de olacağını açıkladı. ABD’de özellikle New York ve California eyaletleri virüsün vurduğu yerler. Trump, virüs konusunda Çin ile dalaşırken, bir yandan da “parayı” bastırıp virüsü yenebileceğini düşünüyor. Aşı bulma rekabetinde, Almanya’da yürütülen bir aşı çalışmasına “alıcı” oluyor. Koronavirüs yayıldıkça sonuçlarının da çok ağır olacağı dillendirilmeye başlandı. DSÖ, koronavirüs salgınının en çok yoksul ülkeleri, salgınla mücadelede sağlık sistemi yeterince güçlü olmayan ülkeleri “vuracağını” açıklaması, dünya için daha ağır sonuçların ortaya çıkacağı neredeyse kesin bir öngörü. Küresel kriz, hiç kuşkusuz yeni çöküşleri tetikleme potansiyeline sahip.

Çöken sadece sağlık sistemleri değil. Endüstriyel ve tarımsal üretim, hizmet sektörü, eğitim ve kültür alanları, bir bütün olarak liberal ekonomi virüs karşısında çöküş yaşıyor. Virüs karşısında “çaresiz” kalan ulus-devletler, rejimler ve AB gibi uluslararası kurumlar, yersizlikleri ve yurttaşları için yeterince önlem almadıkları için sorgulanmaya başlandı bile. Bilim insanlarının çok önceden hazırladıkları bilimsel raporlar ve uyarıları dikkate almayan, zamanında gerekli önlemleri almayan “yönetenler” bu sorgulamalardan kaçamayacaklar. Almanya’da, uzman kuruluşların hazırladığı 2012 tarihli rapor bugün yaşadığımız salgının yaratacağı “kaosu” öngörebilmiş. Çöküşü önceden önlemek mümkünken, sağlık sistemlerini “kazanç” kapısına dönüştüren politikalar elbette sorgulanacak.

Dünya halkları, bu karabasandan kurtulmayı beklerken, kimileri için bu kriz pekala otoriter rejimlerinin sürdürülmesi yâda pekiştirilmesi için bir “fırsat” olarak görülüyor. Virüsün kontrol edilmesi için bilim insanlarının yürüttüğü “aşı” çalışmaları pekala “piyasa” metası olarak rekabet konusu olabiliyor. Dayanışma ve koronavirüse karşı ortak “mücadele” ve “uluslararası dayanışma” neredeyse son derece zayıf. Koronavirüsün kaynağı konusundaki ABD-Çin atışması, yeni “hegemonik” hevesler, kriz sona erdiğinde, virüsü fırsat bilenlerin bu heveslerini kursaklarında bırakabilir.

Bu başarısızlıkları, sorgulanacak ve yeni ve sürdürülebilir, insanın yok etmeye çalıştığı doğanın bir parçası olduğu gerçeğini unutmadan, ekolojik, demokratik bir toplum yaratmak için tartışmaları gündeme taşımanın tam zamanı. Çünkü krizi fırsata dönüştürmek isteyenler boş durmuyor. Onlar “iktidarlarını korumak” peşinde. Kriz koşullarında bile ABD, İran’a karşı ambargoyu sürdürüyor, Suriye’de savaş devam ediyor. BM “küresel ateşkes” çağrısı yaparak, tüm ülkelerin dikkatlerini koronavirüs ile “mücadeleye toplamaları gereğini” bir kez daha dile getiriyor. Ancak duyan yok…

Dünya koronavirüs ile mücadeleye odaklanırken, Türkiye’de 8 HDP belediyesine daha kayyım atanıyor.

Kuzey Doğu Suriye yönetiminden gelen haber ise insanlığın dibe vurduğu anın delili: “Kuzey ve Doğu Suriye’nin Türkiye ile uzun bir sınır hattı bulunuyor. Koronavirüs, Türkiye’nin tamamına yayılmış durumda. Virüsün Kuzey ve Doğu Suriye’ye sıçraması muhtemeldir. TEV-DEM olarak halkımızı sokağa çıkmaması ve kendini koruması konusunda uyarırken; BM kuruluşlarına, Türkiye’ye baskı yapması ve Elûk su istasyonunu yeniden faaliyete sokulması için sorumluluklarını yerine getirme çağrısında bulunuyoruz.”

Asıl “salgın” bu: Savaş ve işgal…!

Büyük insanlık duyacak mı bu sesi?

“Unutursak kalbimiz kurusun”.