Saray’ı karantinaya alın virüsle savaşı kazanın

Bazı ülkeler peş peşe Olağanüstü Hal ilan ediyor. Sonuncu ülke İspanya…

Korona salgınını durdurmak için alınan bu önlemlere itiraz etmek haklı olsanız da çok zordur. Çünkü salgın hastalık, eğer önlenemezse yalnız nüfusu kırmakla kalmaz. Ülke ekonomisini yıkıma uğratır, ekonomisi yıkıma uğrayan ülkede salgın çok daha büyür, milyonları vuran ölümlere yol açar. Ardından şehirlerde yağmalamalar, kanlı çatışmalar başlar.

Ama şu bir gerçek:

Korona’ya karşı Olağanüstü Hal kapitalizm koşullarında vurguncuları, salgından yararlanan sermayeyi, krizin sarstığı egemen sınıf iktidarını korumaya yarar. Güçlü sermaye zayıfı yutar. Yoksullar, çalışanlar hayatta kalabilmek için özgürlüklerinden olur. Hatta kapitalist ülkeler, Korona salgınını, “yaşlı nüfusa” yapılan “emeklilik, sağlık, bakım” ödemelerinden kurtulmanın da bir “fırsatı” sayarlar. Çünkü Korona virüsü genel olarak genç nüfusu yok etmez, ama yaşlı nüfusu kitleler halinde öldürür. Bu ölümlerin sonucunda devletler, sigorta şirketleri, emekli sandıkları büyük bir yükten de kurtulmuş olur. Avrupa ve Amerika kıtaları yaşlı nüfusla tıka basa doludur.

Kapitalist ülkelerde genel olarak Olağanüstü Hal kararlarının sonuçları böyledir.

Ya Türkiye?

Şu anda Saray’ın odalarında Avrupa’da ilan edilen Olağanüstü Hallerin büyük bir dikkat ve heyecanla izlendiğinden şüphe bile edilemez. İzliyor ve bekliyorlar. Daha şimdiden Umre’den dönen onbini aşkın yurttaş karantinaya alındı. Bu sayı adım adım artacak. İddiaya göre Türkiye’de Korona’dan dolayı ölüm sayısı 5. Bu sayı da geometrik hızla artacak. Toplum giderek çaresizlik duygusuna kapılacak. Muhalefet daha şimdiden iktidarın karşısında eylemsizliğe yuvarlandı bile. Herkes Korona virüsü karşısında devletin ilan etiği önlemleri desteklemekte. Muhalif köşe yazarları bile Sağlık Bakanlığını öve öve bitiremiyor. Ortam büyük bir hızla olgunlaşıyor.

İşte böylece, Saray odalarında kulaklarını dikerek bekleyenler, son “çare” olarak Olağanüstü Hal ilan etmenin zamanlamasını aralarında tartışıyorlar. “En uygun zaman hangi zaman?” Onların sorusu bu. Tezgahladıkları 15 Temmuz darbesini “Allahın lütfu” sayanlar, şimdi Virüsü, çok daha inandırıcı bir şekilde “Allah’ın lütfu” saydıklarında ülkenin ezici çoğunluğu buna destek verecek.

Şimdi soralım: Erdoğan Olağanüstü Hal’i kime karşı ilan edecek?

Virüse mi? Yoksa muhalefete mi?

Korona’ya mı? Yoksa Kürt halkına mı?

Bu sorular meşrudur. Çünkü 16 Temmuz Olağanüstü Hal ilanı, darbeye karşı kullanılmadı. Çünkü ortada Olağanüstü Halle bastırılacak bir darbe yoktu. Devletin Ergenekoncu kanadı Cemaatçi kanadını tasfiye için böyle bir darbe icat etti. Olağanüstü Hal darbeyle, darbecilikle uzak yakın ilgisi olmayan yüzbinlerce insanı hedef aldı. Çözüm sürecinin bütün sonuçları bu kararla yok edildi, kanlı bir savaş başladı. Tutuklamalar, öldürmeler, hapisanede infazlar birbirini izledi.

Birinci Olağanüstü Hal’in hali budur. İkinci Olağanüstü Hal virüse karşı ilan edilirse, bu defa ortaya çıkacak sonuçları hayal etmek bile zordur. Büyük, orta, küçük ne varsa, sermayeye el koymaktan tutun da, muhalefetin tüm can damarlarını kesmeye, sokakta öksüreni karantina adı altında hapse tıkmaya kadar, ülkenin başına gelmedik kalmayacak. Erdoğan virüsü “Allah’ın lütfu” haline getirmek için yapmadığını bırakmayacak.

Abartı mı? Böyle olacağından şu son üç yıldır olan bitene rağmen hala şüphe ediyor musunuz? Ediyorsanız bu şüphe, bilin ki Korona virüsünden çok daha tehlikelidir. Virüsten ölümü “Allah’ın takdiri” diyerek tevekkülle karşılayabilirsiniz. Buraya kadarmış diyebilirsiniz. Çünkü siz devlet değilsiniz, doktor değilsiniz. Çare tükendiğinde sonuca katlanabilirsiniz. Ama eğer başınız eğer ilan edilirse Olağanüstü Hal’le belaya girerse, bilin ki, bu “Allah’ın takdiri” olmayacak, sizin kendi eseriniz olacak. Virüsü siz, belki hijyen önlemleriyle sınırlayabilirsiniz, ama önleyemezsiniz, dedim ya doktor değilsiniz; ama Erdoğan’ın “Olağanüstü virüsünü” önleyebilirsiniz, çünkü hepiniz birer yurttaşsınız.

Erdoğan’a virüsle mücadele bahanesiyle Olağanüstü Hal ilan etme fırsatını vermemek sizin elinizdedir. Saray, devlet bürokrasisi “siyasi virüs” kaynıyor. Durdurulmalıdır.

Salgın hastalık tüm ülkeyi tehdit ettiği zaman, virüse karşı mücadeleyi içinde HDP, yeni kurulan partiler, özellikle sağlıkla ilgili sivil toplum örgütü temsilcilerinin bulunduğu “Olağanüstü yetkili” bir kurum yürütmelidir. Saray’ın yetkileri sınırlanmalı, hiçbir siyasi tutuklamaya, gözaltına, polis saldırısına izin verilmemelidir. Virüse karşı sağlık hizmetleri yurttaşlar ve bölgeler arasında fark gözetilmeksizin, adaletli bir şekilde yerine getirilmelidir. Vurgunculara, spekülatörlere karşı mücadele halkın katılımıyla yapılmalıdır. Her ilde, her ilçede ve mahalle ve sokakta virüs kapanlarla, aileleriyle dayanışma örgütlenmelidir. Azılı katiller ve tecavüzcüler dışında tüm zindanlardaki tutuklu ve hükümlüler bırakılmalıdır.

Her ne pahasına olursa olsun, Erdoğan’ın eline “Olağanüstü Hal” silahı verilmemelidir.

Olağanüstü Hal silahı, Erdoğan’ın elinde virüsü öldürmez, Türkiye’yi öldürür.

Saray’ın damına “Sarı” karantina bayrağını dikin.