Savaş hükümeti mi?

7 Haziran seçimlerinde halk iradesini ve tercihini ortaya koydu. Bunun en özeti “Erdoğan-AKP diktasına hayır, savaşa hayır, demokrasi ve çözüme evet!”tir. Halk, bu tercihini ortaya koydu ama Ankara’daki halk düşmanı siyaset cambazları, şimdi halkın bu tercihini saptırmaya, seçim sonuçlarını yok saymaya çalışıyorlar.

Erdoğan-Davutoğlu ve havuzcu hempaları seçim sürecinde bütün güçleriyle HDP’ye saldırdılar. Her türlü iftira yetmedi. Bombalı-sopalı-silahlı saldırılarla cinayetler işlediler ve katliamlar yaptılar. Ama bütün bunlara rağmen halk iradesini ortaya koydu. Sandıkları ve iradesini canı pahasına korudu. Bütün hilelere rağmen, HDP barajları yıkıp geçti. Şimdi, Ankara’daki siyaset cambazları koalisyon oyunlarıyla seçim sonuçlarını geçersiz kılmaya çalışıyorlar. Halk “AKP’ye dur!” dedi ama siyaset cambazları AKP’yi yürütmeye, HDP’yi ve halkın HDP’de ifade ettiği istemlerini etkisizleştirmeye çabalıyorlar.

Şunu tekrar etmek gerekiyor:

Kürtlerin ve tüm ezilenlerin HDP’de birleşerek seçimlere katılmaları, demokratik-siyasi çözüm yolunu açmak içindir. Halkın HDP’ye olan desteği de bu umudu güçlendirmiştir. Tüm siyasi partiler ve devlet kurumları halkın tercihlerini anlamak ve buna saygılı olmak zorundadır.

Ancak, seçimlerden hemen sonra görülen manzara bunun tam tersidir. Erdoğan, AKP ve emrindeki medya kısa bir şaşkınlıktan sonra seçimleri yok-yapılmamış sayarak, yeni manevralarla kaldıkları yerden devam etmeye çalışıyorlar. “Milli meselelerde milli takım gibi birleşelim” ilkesine bağlı olarak, Türk siyaseti sistemi-statükoyu ayakta tutmak için, tüm ezilenlere ve Kürtlere karşı savaş için birleşiyor. Demokrasi ve hukuk adına koparılan bu kadar yaygaradan sonra, hepsi de 12 Eylül faşist anayasası etrafında birleşiyorlar. Bu da halkın iradesinin yok sayılması demektir.

Şimdi, farklı koalisyon seçenekleri ya da AKP azınlık hükümeti tartışılıyor. Zaten, şu anda fiilen düşük AKP azınlık hükümeti iktidardadır. TBMM başkanlığını da MHP’nin gayri resmi desteğiyle ele geçiren AKP, hükümeti de elinde tutmaktadır. Aylarca süren seçim propagandalarından sonra, halk AKP’ye dur dedi. Ama seçimlere rağmen iktidar hala Erdoğan ve AKP’nin elinde. Erdoğan ve AKP ya iktidarını zorbaca sürdürmek ya da yeni saldırı ve şantajlarla birlikte, kazanabileceği bir ortam hazırlayıp erken seçime gitmek istiyor. Bu senaryolardan hangisi gerçekleşirse gerçekleşsin, önemli olan şudur: Kurulacak hükümetler savaş için mi yoksa çözüm için mi kurulacak? Türkiye kendi içinde ve bölgede savaşın tarafında mı yoksa çözüm ve barışın tarafında mı olacak?

Görünürdeki koalisyon seçenekleri çok olsa da, siyasi seçenekler hiç de çok değildir. Bu konuda sadece AKP değil, devlet de bir karar aşamasındadır. Esasen iki seçenek vardır:

Türkiye, ya Kürtlerle demokratik-barışçı bir çözüm yoluna girerek bölgede de barışın ve istikrarın mimarı olacaktır. Ya da DAİŞ (IŞİD) vb. ile işbirliği içinde Kürtlere, Alevilere, emekçilere ve bölgenin tüm ezilenlerine karşı açıktan bir hegemonya savaşına girecektir. Belirtiler devletin tercihinde savaş tercihinin ağır bastığını gösteriyor. Ama devlet her istediğini yapabilecek mi? Bugüne kadar her türlü bedeli ödeyerek yükselen, demokrasi ve özgürlük güçlerinin mücadelesi sonucu belirleyecektir. 7 Haziran seçimlerinde iradesini ortaya koyan halklarımız meydanı halk düşmanlarına terk etmeyecek. Şimdi bu iradelerini hayatın her alanında bir daha savunmak ve göstermek zorunda kalacak. Şer partileri ve şer cephesi halkın iradesine çarpıp parçalanacaktır.

1960’larda halklarımızın uyanışı ve mücadelesi karşısında statükocu egemenler korkuya kapıldı. “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı. Bu durdurulmalı” diyen faşist generaller Demirel ile birlikte duruma el koydu. “Gerekirse özgürlüklerin üzerine bir şal örteceğiz” dediler. Sosyal uyanışı idamlarla, işkencelerle, infazlarla durdurmaya çalıştılar. Ama yenildiler.

1973 sonrası işçilerin, halkların direnişi tekrar yükseldi. Halkın ve gençlerin üzerine kontrgerilla çetelerini sürdüler. 1 Mayıs ve Maraş gibi birçok katliam yaptılar. On bine yakın cinayet işlediler. Bu da yetmedi, 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle kanlı ve karanlık bir dönem açtılar. Faşist cunta şefi Evren “Biz darbe yapmasaydık, şimdi bu meydanlarda onlar konuşacaktı“ diyordu.

12 Eylül faşist cuntasının karanlıkları yırtıldı, barajları yıkıldı. Halklarımız 7 Haziran’da beyaz bir devrim yaptı. Şimdi de bu devrimi ve halkın uyanışını bastırmak için, fiilen yeni MC’ler, yeni savaş hükümetleri kurmaya çalışıyorlar.

Halklarımızın mücadelesi onlara geçit vermeyecektir.