Seçimler bir mücadele yöntemi değil artık

En az bir erkek kadar şiddetin ve iktidarın şehvetine ram olmuş bir kadın, bir TV kanalında elinde bir kargaşada “ilk öldürülecekler listesi” olduğunu, bu listedekilerin kendi komşuları olduğunu, bu komşuları öldürmek için gerekli silah ve mühimmata sahip olduklarını ve kendi ailesinin en az “50 kişiyi götürebilecek” bir hazırlığa ve kapasiteye sahip olduğunu ilan ediyor. Ne diyor Türkçe mealiyle söylersek? “Hangi komşularımı öldüreceğime dair bir liste hazırladım, bu katliamı gerçekleştirecek hazırlığı yaptım, fırsatını kolluyorum, ya da malum yerden gelecek işareti bekliyorum.” İktidar yandaşı TV kanallarında ağzından her türlü irini boşaltacak fırsatı sık sık yakalayan bir başka dalkavuk ağzından salyalara saça saça sosyal medyadan bir video yayınlıyor. Niyetini, kendi çevresinin niyetlerini çok daha açık ederek tehditler savuruyor. “Reisimizin kılına zarar gelirse bunun için milyonların kanını dökeriz. Kadınlarınızı, çocuklarınızı bizden kim koruyacak” diyor. “Yaptığın eylemden kişisel olarak yalnızca seni sorumlu tutmam, karını, kızını savaş ganimeti olarak alırım, onlara tecavüz ederim, çocuklarını katliamdan geçiririm” diyor.

Bu iki örnek size tanıdık geldi mi, Dersim Kürt katliamının, Ermeni katliamının, Pontus Rum katliamının yıl dönümüne denk gelen bu günlerde. Terörist saydığı bir gencin adli tıptaki kemikleri bir anneye kargo ile gönderiliyor. Dozerlerle tahrip edilen mezarından sökülen kemikleri binlerce kilometre uzaklıktaki bir kentte kaldırımların altına gömülüyor. Daha dün kentler yerle bir edilmiş, yüzlerce insan öldürülmüş, binlerce insan yerinden yurdundan edilmişlerdi. Öldürülen gençlerin cenazeleri panzerlerin arkasından sürüklenmişti.

İkinci paragrafta sözü edilen şeylerin yanında birinci paragraftaki konuşmaların pek bir anlamı kalmıyor, çok hafif geliyor değil mi? Ama ikinci paragraftaki vahşete giden uygulamaların yolu birinci paragraftaki söylemler ve hazırlıklarla açılmıştı. Dün nefesi birbirine karışan, belki de ekmek bölüştükleri Rum, Süryani, Ermeni, Alevi komşusunu yaratılan böyle bir iklimin ardından katletmişti insanlar. Peki, TV kanallarından açık açık yapılan bu katliam tehditlerinin muhatabı yine Ermeniler, Rumlar, Süryaniler mi? Hayır elbette, onlar katledildi ve kapandı bu mesele. Kalan azcık nüfus da bir tehdit oluşturacak kapasite ve örgütlülükte değil.

Peki, Kürtler mi tehdit ettikleri? Elbette Kürtleri de içeren bir tehdit bu ama zaten Kürtleri yüz yıldır bu katliamdan geçiriyorlar, dincisi, Kemalisti, liberali tüm iktidarlar bir devlet politikası olarak. Dün katliamdan geçirilenler, bu gün katliamdan geçirilmeye devam edilen Kürtler bu ülkenin ötekileriydi. Ama bu kez başka bir şey oluyor. Bu sefer tehdit, devletin kurucu ideolojisinin destekçisi olan Kemalistleri, seküler ulusalcıları da içine alacak kadar genişleyen bir öteki kurgusu üzerinden şekilleniyor. Sadece iktidara muhalefet edenleri, Kürtleri, Alevileri, solcuları, sosyalistleri, demokratları, yaşam biçimleri, ideolojik kurguları iktidar gibi olmayanları değil üstelik. Gittikçe iktidarı onaylamayan, alkışlamayan, herkesi teşmil edecek şekilde genişliyor bu tehdidin muhatapları.

Bir profesör 12-17 yaş aralığının çocuk doğurmak için en ideal yaş olduğunu söyleyerek çocuklara dönük cinsel istismarın ve yasal tecavüzün önünü açıyor. İktidarın sözde bilim insanları ve alimleri, gazetecileri, siyasetçileri bunu şehvetle destekliyor. Bütün iktidarların birinci ötekisi olan kadın bedeni üzerinden iktidar tahkimatı daha da geliştiriliyor, yükselen kadın mücadelesi hedef haline getiriliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bütün salgınların müsebbibi olarak eşcinselleri göstererek hiçbir ötekiye yaşam hakkı tanınmayacağını ilan ediyor. Uzmanlık alanı salgın hastalılar olan bir profesör, Türkçe konuşanların salgını daha az yaydıklarını söyleyerek dinci yığınak ve tahkimatın yanına milliyetçi tahkimatı ekliyor.

Her gün prangalar biraz daha sıkılıyor, bir Nazi rejimin yol taşları döşeniyor tek tek. Ülkenin ana muhalefet partisi hala bu uygulamaların, iktidarın ekonomik bunalımı, yolsuzlukları örtmek için bir gündem saptırması olarak değerlendiriyor. Elbette bütün bunların gündem saptırmak ve muhalefeti bunun peşinden koşturarak oyalamak gibi bir gayesi de var. Ama bu ancak ikincil, üçüncül bir gaye olabilir. İktidarın, kendi ideolojik ve çıkar çeperi dışında kalanları ikna etmek, kazanmak yahut rızasını alma üzerine kuracağı politikanın ona kaybettireceği açıktır. Kazanmak için tek şansı var. Blokların keskinleştiği, yandaşların konsolide edildiği, kitlelerin kendi ideolojik bekasının birer militanı haline getirildiği, bütün ötekilerle girişilecek bir büyük savaşa hazırlanmak. Bu, iktidar için bir varlık yokluk mücadelesidir. Muhalefetin bunu anlamadığı ve mücadele hattını bunun üzerine kurmadığı, bütün bu yaşanmakta olanlardan sonra hala iktidarın seçim yoluyla değişeceğini düşündüğü ve bütün mücadele pratiklerini buraya gömdüğü ise yakıcı bir gerçek olarak orta yerde duruyor. Bunca mücadele pratiğine ve deneyimine sahip olan HDP bile aynı yerde duruyor ne yazık ki.