Şii İslam Tarihi

Reşidüddin Hamedani’nin Câmi'ut-Tevârîh kitabında Alamut’un (1256) Moğollar tarafından işgalini gösteren bir minyatür

Farhad Daftary’nin Şii İslam Tarihi kitabı, Şia İslam’ın kurum ve kavramlarının evrimini okuyucuya derli toplu bir biçimde sunuyor.

İBRAHİM BULAK

İranlı İslam bilimleri araştırmacısı Farhad Daftary’nin ‘Şii İslam Tarihi’ kitabı, İslam’ın ortaya çıkışıyla beraber Şia’nın nasıl gelişip günümüze kadar ulaştığını anlamak açısından herkesin faydalanabileceği önemli bir kaynak. Şia İslam’ın kurum ve kavramlarının evrimini okuyucuya derli toplu bir biçimde sunuyor. Kitap, özellikle son yıllarda sıkça ‘Batinî’ kavramı ile açıklanmaya çalışılan, aynı zamanda Şia’yı İranî halkların bir protest hareketi olarak gören okumaların revaçta olduğu bir dönemde objektif bir pencere sunuyor. İslam tarihinde Şia’yı açıklarken Arap karşıtı saiklerle yazıldığını düşündüğüm bazı kitapların özellikle İsmaili geleneği ve onun türevlerini açıklarken abartılı sınıfsal vurguları, okurken bana huzursuzluk veriyordu. Hakeza günümüzün kod ve kalıpları ile çokça idealize edildiği hissi yaratıyordu. Bu bakımdan Farhad Daftary’nin Şii İslam Tarihi kitabını okumak benim için oldukça öğretici oldu.
Kitapta, günümüzde İran’ın başını çektiği Şiiliğin, Şia inanıcının tamamı olmadığı onun ‘Oniki İmamcı’ kolu olduğu anlatılıyor. Özellikle Batı dünyasında Avrupalı vakanivüs, seyyah ve oryantalistlerin resmettiklerin yanılgılı ve yanlışlarla dolu tarihin nasıl dolaşıma sokulduğunu anlamak açısından da önemli. Çok fazla ayrıntıya girmeden içeriğe dair kitaptan derlediğim kısa notlarla bazı önemli başlıkları aktarmak istiyorum.

Batı’nın gözünde Şiilik
11. yüzyılın son yıllarında başlayan Haçlı seferleri ile Avrupalılar İslamın varlığ̆ının daha fazla farkına vardılar. Fakat Haçlıların kendileri de Müslümanlar ve dinsel öğretileri hak­kında doğru bilgi toplamakla ilgilenmedi. Bu yüzden Farhad Daftary’nin dediği gibi, Haçlı Seferleri sırasında Frenklerle Müslümanlar arasındaki doğrudan temas Batı’nın İ̇slam algılarında bir iyileş̧meye yol açmadı. Marco Polo’nun renkli masalları, Avrupalıların İ̇slam ve Ortadoğ̆u’ya dair merakını uyandırsa da 15. yüzyılın sonlarına kadar da ­Avrupalı İ̇slam algısı fantezi dolu, çarpık bir imgeyi temsil etmekteydi. Yine 12. yüzyılın ilk yıllarından itibaren Haçlılar, Suriyeli Nizari İsmaililerle ve Mısırlı Fatımilerle baş̧lamak üzere Yakındoğu’da çeş̧itli Şii cemaatlerle iliş̧kiye geçmiş olmalarına rağ̆men, Av­rupalıların Ş̧ii İslam ve Sünni İslamın farklılıkları hakkında bilgisiz kalması bu koş̧ullar altında oldu. Haçlılar, Avrupa’da Haş̧iş̧iler olarak lanse ettikleri Suriyeli Nizarileri ve Ş̧ii İ̇slamın büyük bir kolunu temsil eden İsmaili Ş̧iiliğin rakip hiziplerine mensup Fatımileri açıkça anlayamamış̧lardı; o sırada Suriye’de ve Yakındoğ̆u’nun diğer bölgelerinde bulunan Oniki İmamcı Ş̧ii cemaatlerin Ş̧ii İslamın önemli bir kolunu temsil ettiklerinin de farkında değ̆illerdi. Oniki İmamcı Ş̧iilik, Safevi İran’ın devlet dini olarak kabul edildikten sonra, o ülkeye seyahat eden Av­rupalılar Ş̧ii İslam konusunda daha güvenilir bilgi toplamaya baş̧ladılar.

Haş̧iş̧i efsaneleri
Batılı seyyahlar, elçiler ve Haçlı Seferleri’nin vakanüvisleri, farklı Avrupa dille­rinde ‘’Assassin’’ teriminin değiş̧ik biçimleriyle adlandırdıkları, esrarengiz bir ‘’Dağ̆ların İhtiyarı’’nın izleyicileri hakkında yazı yazmaya baş̧ladılar. 14. yüzyılın ilk on yıllarına gelindiğ̆inde, Haşiş̧i efsaneleri yaygınlaş̧mış̧tı. Farhad Daftary, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar İ̇smaililere ilişkin, onların gerçek öğ̆retilerini ve pratiklerini açıklayan metinsel kaynakların Avrupalıların eline geçmediğini belirtiyor. Nizariler, ortaçağ̆­daki ve daha sonraki Avrupa kaynaklarında, suikastçı ve uyuş̧turucu bağ̆ımlısı müritlerden oluş̧an bir tarikat olarak tasvir edildi.
Yine oryantalistlerin de Sünni İ̇slam yorumunu ‘’ortodoks­luk”, ona karş̧ı Ş̧iiliğ̆i bir ‘’heterodoksluk,” hatta “sapkın­lık’’ olarak gördüklerini belirtiyor yazar. Yine Farhad Daftary’e göre bilimsel bir temelde yürütüldüğ̆ünde bile İslam araş̧tırmalarına Sünni-merkezli yaklaşım, bu alanda Batılı bilimsel araş̧tırmalarda çeş̧itli derecelerde önde olmaya devam etti.

Dört ana kol
Farhad Daftary, kurum ve kavramlar arasındaki geçişkenliği, kesiştikleri paydaların zaman içerisinde birbirine ne ölçüde benzeyip ayrıştıklarını akademik aynı zamanda sade bir dille anlatıyor. Şia İslam’ı dört ana kolla açıklıyor yazar; Oniki İmamcı Ş̧iilik, İsmaililik, Zeydilik ve Nusayrilik-Alevilik.

İmami Ş̧iiler
İmamiler olarak da anılan Oniki İmamcılar günümüz Şiiliğin önemli bir kesimini temsil ediyor. Şah İsmail önderliğinde kurulan Safevi devletinin resmi mezhebi haline gelen Oniki İmamcılık bu dönemde İ̇slami ilimlerde ve Ş̧ii araştırmalarında bir yeniden doğ̆uş̧a tanık oldu. Sonrasında da Kaçar ve Pehlevi hanedanlıkları döneminde oldukça güçlenen Oniki İmamcı Şiilik, İran İslam Cumhuriyeti ile Ortadoğu siyasetinde belirleyici bir aktör haline geldi.

İsmaililik
Bağ̆ımsız bir Ş̧ii cemaat olarak İsmaililerin tarihi, 765’te ölen İ̇mam Cafer Sadık’ın halefiyle ilgili anlaş̧mazlığa kadar götürülür. Eldeki kaynakların çoğ̆unluğ̆una göre 5. İmam Cafer Sadık, nass kuralına uygun olarak kendisinden sonra imamlı­ğ̆a ikinci oğ̆lu İsmail’i tayin etmişti. Bu yüzden İsmaililer imam silsilesini İ̇smail’le biti­rir. İsmaili imamlar dizisinde altıncı sayılan İ̇smail’le ilgili çok az biyografik ayrıntı vardır.
Daha sonra Karmatiler yani Yedi İmamcılar da, İsmail’in oğlu Muhammed’in (yedinci imam) Mehdi olduğuna inandılar. Bu fikrin sahibi Küfeli Hamdan Karmat olduğu için Karmatîler denildi. Yazar, Fatımi döneminin İsmaili Ş̧iiliğ̆in ‘’altın çağ̆ını’’ temsil ettiğine işaret ederek bu dönemde İ̇smaililerin kendilerine ait bir devlete sahip olduğunu aktarıyor. İsmaililer kendi içinde çok bölünme yaşadı, bu bölünmeler sonucu ortaya çıkan Nizari İsmaililiği Kasımş̧ahi fırkası üzerinden günümüze kadar varlığ̆ını sürdürdü. Hasan Sabbah’ın da lideri olduğu Nizari İsmailik için Alamut önemli bir evredir. Nizari tarihinde Alamut sonrası denilen evre, Alamut’un 654/ 1256’da Moğ̆olların eline geçmesinden bugüne kadar yedi yüzyıldan fazla bir süreyi kapsar. Harvard eğitimli IV. Ağa Han, Nizari İsmaililerin kırk dokuzuncu imamı ve 63 yıldır bu görevi ifa ediyor. Sayıları 10 milyonu bulan Nizari İ̇smaililer dünyanın yirmi beş̧­ten fazla ülkesinde yaşıyorlar.


Zeydiler ve Nusayriler
Üçüncü Şii cemaat Sünniliğe daha yakın duran Yemen’deki Zeydi Şiiler. Mehdici eğilimlerin zayıf olduğu ve kalıtsal imam silsilesinini kabul etmeyen Zeydiler zaman içerisinde sadece Yemen’le sınırlı kalmışlar.
Dördüncü Şii topluluk da Nusayrilerdir. Yazara göre Nusayriler 1920’lerin başında Ş̧ii köklerini vurgulamak için ad­larını değ̆iş̧tirip Alevi yaptılar.

Peki Kürt ve Türk Aleviler?
Farhad Daftary, Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Türk ve Kürt Alevileri tam olarak Şia’nın bir parçası görmese de dışında da tutmuyor. Oniki İmamcı Şah İsmail’in Türkmen ve Kürt Alevi unsurlar arasında güçlü bir figür hatta döneminde kendisinin beklenen Mehdi olduğuna inananların olduğunu hesaba katarsak Anadolu ve Mezopotamya’daki Aleviliğin yakın zamanda en çok Şiiliğin Oniki İmamcı kolundan etkilendiğini söyleyebiliriz.
Kısaca belirtmekte fayda var; Bahailik Oniki İmamcı Şiilikten, Dürzilik de İsmaili Şii gelenekten koparak zamanla bağımsız dinler haline geldiler.

Şii İslam Tarihi, Farhad Daftary,
İngilizceden çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım,
Alfa Yayınları, Eylül 2016