Şiirle düşünüp şiirle söyleşen bir akım

Sıdkî Baba’nın daha 6 yaşındayken deyiş söylemeye başladığı rivayet edilir. 12 yaşından itibaren Pervane mahlasını kullanmaya başlar. Yine aynı yaşlarda evden kaçarak Hacı Bektaş Dergâhı’na gider ve burada 14 yıl kalarak Cemaleddin Çelebi’ye hizmette bulunur.

Dr. Mehmet Ersal, “Cönkten Hizmet Defterine, İcradan Yazıya Alevi Yazma Geleneği” konulu bir yazısında şu haklı saptamada bulunuyor: ”Alevi inanç sisteminin (sözlü aktarım esaslı olduğu) saha üzerine çalışanlar tarafından dillendirilmiştir. Yazılı literatürün yetersizliği topluluk ile ilgili birçok konunun açıklanamamasına neden gösterilmiştir. Alevi geleneğinin yazılı aktarıma kapalı olduğunu söylemek tutarlı bir önerme değildir. Önemli oranda bir yazılı literatür, özellikle şahsi arşivlerde vardır. Ama ritüellerle ilgili aktarımın sözlü aktarım ile gerçekleştiği ve yazılı aktarımın bu bağlamda çok tercih edilmediği söylenebilir.” (Bkz. Alevilerin Sesi Dergisi, Sayı:219/ 2017).

Gerçekten de Mühimme Defterleri kayıtlarınca da sabit olduğu üzere, Osmanlı dönemi boyunca Aleviler fiziki ve kültürel şiddete uğrayıp, yanlarındaki şiir defteri, cönk gibi yazılı kaynaklara el konulurken; Cumhuriyet döneminde de başta Hacıbektaş Dergâhı olmak üzere Bektaşi dergâhlarındaki yazılı kaynaklara el konularak başta Türk Ocakları olmak üzere çeşitli kütüphanelere gönderildikleri bilinmeyen birşey değildir.

Aslen Kamanlı olup 1980 Cuntası’ndan sonra Hacıbektaş ilçesinin Alevi- Bektaşi köylerinde açılan camilerden birine imam olarak atanan B. Y. Altınok, yöredeki bir Alevi aileden 30 dolayında yazma eser sağladığını söylemişti ki, bunlardan biri de ünlü Alevi-Bektaşi şairi Sıdkî Baba’nın divanıydı. Kendisiyle ilgili ilk sınırlı çalışma Muhsin Gül tarafından 1984’te “Halk Ozanı Sıdkı Baba, Hayatı ve Şiirleri” adıyla yapılmış ancak çok daha kapsamlı divanı ise bu el yazması eserden yararlanılarak birkaç yıl önce yayımlanmıştı.

Akrabalarımdan Haydar Bayrak, özellikle İçtoroslar bölgesinden 15 dolayında şiir defteri ve cönk derlemişti ki, buradan seçerek “Kürt Bâtıniliğinde Kutsal Metinler” çalışmamızın “Hakikatçı Şairlerin Bilinmeyen Şiirleri” bölümünde 200 dolayında yeni şiire yer vermiştik. Yüksek İslam Enstitüsü mezunu olan Altınok, Arap alfabesini bildiği için Hacıbektaşlı Alevi-Bektaşi aileden aldığı yazma eserleri peyderpey yayımlayarak okurla buluşturmaktadır. Bir dönem sahaflık da yapan Altınok, şimdi hayatta olmayan adı geçen akrabama da çok sayıda eser sattığını söylüyordu. Gerçekten de Hakikatçı Alevilik süreğini izleyen akrabamın oldukça zengin bir kütüphanesi bulunuyordu ki, üstte andığım çalışmamda özellikle yazılı kaynaklarından yararlanarak yüzlerce şiiri bilince çıkardım.

Sıdkî Baba’nın Cemaleddin Çelebi’ye şiir-mektubu

Aslen Malatyalı olup gerçek adı Zeynel Abidin olan Şair/ Âşık Sıdkî Baba’nın ailesi 19. yüzyılda buradan Mersin/ Silifke’ye göçüyor. Kendisi 1865’te Tarsus’un Yenice köyünde doğup 1928’de Hakka yürüyor.

Sıdkî Baba’nın daha 6 yaşındayken deyiş söylemeye başladığı rivayet edilir. 12 yaşından itibaren Pervane mahlasını kullanmaya başlar. Yine aynı yaşlarda evden kaçarak Hacı Bektaş Dergâhı’na gider ve burada 14 yıl kalarak Cemaleddin Çelebi’ye hizmette bulunur. Sadakatinden dolayı Cemaleddin Çelebi, ona Sıdkî mahlasını verir. 1919’da “Milli Mücadele” yıllarında da o, Hacıbektaş Dergâhı’nda Cemaleddin Çelebi’nin himayesinde ve hizmetindedir.

Dedem Avdilayî Kıhê (Mehmet Kâhyaoğlu Abdullah), 1919’da Mustafa Kemal’in; yani Kuvva-i Milliyecilerin çağrısı üzerine Erzincan’da toplanan Alevi-Bektaşi Alayı’na “Gönüllü Süvari” olarak katılır. Bunun en önemli tanığı, o dönem Hacıbektaş Postnişini Cemaleddin Çelebi’ye rehber olarak verilen Ask. Vet. Dr. Mehmet Nuri Dersimi’dir.

Adı bölgemizde efsane gibi dolaşan Nuri Dersimi’nin “Hatırat”ını ilk kez 1992’de Türkiye’de yayımlayıp, 2 yıl ceza alan bir yazar olarak eserlerinden çok şey öğrendiğimi ve babamın, Seyid Rıza’nın ve onun önünde saygıyla eğildiğini söylemeliyim…

Nuri Dersimi, gerek 1952’de Halep’te yayımlanan ve Türkiye’ye girişi yasaklanan “Kürdistan Tarihinde Dersim”de gerekse 1992’de Ankara’da yayımladığım “Hatırat”ında; bu “Alevi- Bektaşi Alayı” serüveninden çokça söz eder. Burada bunun ayrıntısına girecek değilim. Ancak buradaki süreci yakından takip eden akrabam Seydi Özcan’ın, bu serüvene ve geçmişten beri “Azm-ı rah eyledin gurbet elleri” nefesini okuyup meşhur eden Erdem Baba’ya ilişkin bir anlatımını birlikte izleyeceğiz.

M. Kemal’in isteği üzerine Alevi- Bektaşi Alayı’nın kuruluşuna katılan Cemaleddin Çelebi Efendi, Erzincan’dan Hacıbektaş’a döndükten sonra orada “Gönüllü Süvari Yüzbaşı” olarak kalan Sıdkî Baba, dedem Abdullah aracılığıyla kendisine bir şiirsel mektup yani manzum- mektup yollar.

Akrabamız Seydi Özcan, “Alevilik ve Hakikatlılar/ Meluli, Aziz Baba, Haydar Bayrak, Ali Sayılır, İbrahim Erdem, Mücrimî, Ali Kamke, İbreti” (Ank. 2009) adlı kitabında, olayı şöyle anlatır:

“Hacı Bektaş Tekkesi Postnişini Cemaleddin Çelebi’nin çağrısı üzerine Anadolu’nun her yerinden gönüllülerin katılımıyla Erzincan’da Alevi Alayları oluşur. Hacı Bektaş Tekkesi’nden bu alayların birisine gönüllü yüzbaşı rütbesiyle katılan ünlü şair Sıdkî Baba, Cemaleddin Efendi’nin sözkonusu alayları teftiş edip moral verdikten sonra Hacıbektaş’a dönmesi üzerine yazdığı deyişi, gönüllü süvarilerden dayım Abdullah Mehmet’e (dedem MB), o da askerlik dönüşü eniştesi babam Aziz Baba’ya verir.” (Bkz. Age, s. 44)

Dedem, askerlik hizmetini Aziziye-Elbistan postasını dört yıl süreyle sivil hizmet olarak yerine getirmek üzere memleketine döndüğünde, bu şiir-mektubu eniştesi Aziz Baba’ya ve kardeşi Haydar’a verir. Onlardan da, İçtoroslar Hakikatçı Alevi ozan ve müzik icracılarından Erdem Baba’ya geçer ve böylece anlamlı bir nefes olarak topluma mal olur:

”Azm-ı rah eyledi gurbet elleri/ Eğlenme efendim sultanım tez gel/ Bunca muhiblerin gözler yolları/ Alnı güneş mâh-ı tâbânım tez gel/ Dolaşma gurbeti ey Şah-ı cihan/ Yanıktır yüreğim, ciğerim büryan/ Aldı yüreğimi dert ile hicran/ Derdimin dermanı Lokman’ım tez gel/ Bize cevreyleme ey nesl-i Ali/ Koyma yüreğime derd ü melâli/ Ağlatma Sıdkî’yi Yakub misali/ Gözleri Yusuf-i Kenan’ım tez gel.”

Şair/Âşık Sıdkî Baba, İçtoroslar bölgesinde gerek Sinemilli pîrleri gerekse Hakikatçı müzik icracıları arasında eserleri en çok okunan şairlerden biridir. Elimizde bugün bölgeye ilişkin birçok cönk ve şiir defteri bulunuyor ki, bunlar yavaş yavaş basılmaya da başlandı. Sözgelimi, adı geçen Erdem Baba’nın 1995’te doğrudan gördüğümüz manzum- mensur (şiir- anlatı) defteri, Mehmet Kömür’ün düzenlemesiyle yeni yayımlandı: Hakikat Meclisinden Deyişler/ Erdem Baba’nın Hayatı, Yaşam Felsefesi, Besteleri, Deyişleri, El Yazmaları; Demos yay. İst. 2019, 575 s.

Birçok Sinemilli Pirinin şiir mecmualarının yanı sıra Erdem Baba’nın bacanağı Haydar Demirkaya’nın ve başkaca şahsiyetlerin şiir defterlerinin birer kopyası da arşivimizde bulunuyor ki, bu derlemeler arasında büyük benzerlikler görülüyor. Bugüne kadar incelediğimiz İçtoroslar bölgesine ilişkin 30 dolayında cönk, defter ve şiir mecmuasının tümünde; başta Hatayî, Nesimî, Fuzulî, Pir Sultan Abdal, Harabî, Viranî, Dertli, Emrah, Seyrani, Gedayî gibi klasik şairlerle yine başta İrfanî, Noksanî, Kemterî, Esirî, Âşıkî, Haydarî, Ali Haki, Mücrimî, Melulî, Meftuni, Haşimi, İbretî, Perişan Güzel gibi 19-20. yüzyıl bölge şair ve âşıkları yer almaktadır. Tabii Hakikatçılara ait defterlerde, bu izlek yörenin son kuşak temsilcileri sayılan Mahzunî, Hüdaî gibi önemli ozanları da kapsıyor.

Mücrimî’nin şiir-mektubu

1882 yılında Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Karaterzi köyünde doğup 1970 yılında Keferdiz’de Hakka yürüyen Mücrimî’nin hayatının büyük bölümü Antep/İslahiye’de geçer. Kendisinin, zaman zaman Hacıbektaş Dergâhı’nı ziyaret ettiği ve Sıdkî Baba ile de tanıştığı hatta az da olsa şiirlerinin birbirine karıştığı biliniyor.

500’den fazla şiiri olduğu sanılan Mücrimî hakkında bugüne kadar iki kitap yayımlanmış bulunuyor. Bunların ilki, bölge müzisyen ve araştırmacılarından Ulaş Özdemir’e ait: Şu Diyar-ı Gurbet Elde/ Âşık Mücrimî’nin Yaşamı ve Şiirleri; Pan yay. İst. 2007, 96 s. Diğer kitap ise Üniversiteden tanıdığım Antakyalı edebiyat öğretmeni Ömer Özdal’a ait: Âşık Mücrimî/ Harmanını Yel Aldı; Demos yay. İst. 2018, 164 s.

Seydi Özcan, üstte anılan eserinde; babası Aziz’in İslahiye’de hayvan besiciliği yaparken Mücrimî ile tanışıp yakın dost olduklarını ve özellikle kışları görüşmeye başladıklarını; bu görüşmeler sırasında kaydettiği Mücrimî’nin 10 dolayında şiirini daha sonra Pınarbaşı/Kütüklü’deki evlerini ziyaret eden şair Gangozâde Cafer Baba’ya verdiğini, ondan da damadı Nesimi Çimen’e geçtiğini bildiriyordu. (Bkz. Aziz Baba Aleviliği, Ank. 2001, s. 88 ve Alevilik ve Hakikatliler, Ank. 2009, s. 226. Aziz Baba’nın Şair Dostları bl).

Gerçekten de halk bilimi araştırmacısı Hayrettin İvgin, yazılarını topladığı “Hüsne Mağrur Olma” konulu kitabının iki bölümünde; Nesimi Çimen’in iki parti halinde Mücrimî’nin toplam 8 deyişini kendisine getirdiğini bildirerek bu deyişlere yer verir, ancak Mücrimî’nin yaşamı hakkında fazla bilgi veremez. Biz de bu deyişleri “İçtoroslar’da Alevi Kürt Aşiretler” (Özge yay. Ank. 2006) adlı inceleme-antoloji çalışmamızda yayımladığımız gibi, Mücrimî ile ilgili ilk kitap çalışmasını yapan Ulaş Özdemir’e de vermiştik.

Seydi Özcan, ilk ve son dörtlüklerini verdiğimiz aşağıdaki şiirin, babasına mektup-şiir olarak yazıldığını söylüyor:

Bugün ben bir güzel gördüm

Dedim güzel nerelisin

Âh çekti gözleri doldu

Dedim güzel yaralısın (…)

Mücrimî der behey güzel

Gül benzine düşmüş gazel

Takdir- ilâhidir ezel

Dedim Hakk’ın hoş kulusun (U. Özdemir; s. 50)

Ancak biz, Ömer Özdal’ın derlediği, ilk ve son dörtlüklerini verdiğimiz şu deyişin da Aziz Baba ya da başka bir dostuna yazılmış bir şiir-mektup olduğunu düşünüyoruz:

Ey sevdiğim, sen sılaya gidersen

Selam söyle bizi soran canlara.

Açılıp ahvalım beyan edersen

Selam söyle bizi soran canlara (…)

Edna Mücrimî’yem, eylendim kaldım

Hasretin oduna yandım dağlandım

Emr’ilahi bir ikrara bağlandım

Selam söyle bizi soran canlara (Ö. Özdal; s. 62-63)

Aziz Özcan (Baba) ile yakın dostluğu olanlardan biri de, bölgenin önemli Hakikatçı şairlerinden Melûlî’dir. Zaten, 1940’lı yıllardan itibaren muhabbet cemlerinde saz eşliğinde deyişleri en çok okunan şairlerden biri Melulî, diğeri de 10’a yakın mahlasla şiir yazan Ali Qamke (Ali Haki)’dir.

Melulî’nin, ilk ve son dörtlüklerini verdiğimiz hasret kokan şu deyişi doğrudan Aziz Baba’ya yazılmıştır:

Halim arzedeyim Aziz kardeşim

Günbegün efkârım artar vallahi

Şeker ile baldan leziz yoldaşım

Olmuşum Mecnun’dan beter vallahi (…)

Melulî hasretim rûy-i canana/ Şikayet olmasın ol kerem-kâna

Gurbet ilde ömrüm verdim ziyana/ Bu kadar da cefa yeter vallahi.

Üstteki şiir yaygın olmakla birlikte, fazlaca bilinmeyen ilk ve son dörtlüklerini verdiğimiz şu şiirin de aynı kişiye bir şiir- mektup olduğu anlaşılıyor:

Mürg-i ruy-i âşina-yı aşk olanlar

Merhaba ey Aziz dostum merhaba

Uzlet edip feyz-i haktan zevk alan

Merhaba ey Aziz dostum merhaba (…)

Dua eyle bu Melulî fakire

Düşürür her saniye dostu hatıra

Mazur tut bendeni bakma kusura

Merhaba ey Aziz dostum, merhaba (Süleyman Çiltaş: Melûlî Yada Saklı Hazineler; Folklor- Edebiyat Dergisi, Sayı:25/ 2001).

Kuşkusuz, Melulî’nin şiir-mektup yazdığı tek kişi Aziz Baba değildir. İçtoroslar’dan (Sarız-Örtülü köyü) olmakla birlikte daha çok Çukurova bölgesinde yaşayan Şair Derdi Derya da, onun şiir-mektup yazdığı dostlarındandır:

Hakkın varlığı var sende/ Ne ararsan var sende/ Beyhude gezme yabanda/ Hakkın irfanı var sende// (…) Melulî’yem bab-ı rıza/ Coşar karışır denize/ Ne kavga kalır ne niza/ Ehl-i kan’atın var ise (Aşık Derdi Derya’nın Hayatı ve Şiirleri/ Karşıya Hürmet- Bulasın Servet; Adana, 1990, s. 102).

Kendisi gibi Çukurova bölgesinde yaşayan İçtoros ozanlarından Âşık Hüseyin Kaçıran da, ona mektup- şiir yazanlardan. İşte, o ünlü şiirin ilk ve son dörtlükleri:

Bir şubat ayında soğuk kış günü/ Bir garib köşede durmuş ağlıyor/ Ceketi yok gömleğinin ucuyla/ Gözlerinden akan yaşı siliyor// (…) Doğrulmak istedi ama nafile/ Sarardı yüzleri döndü bir küle/ Kaçıran’ım der ki bakın şu hale/ Yurttaşım sokakta yatmış ölüyor (Aynı eser, s. 103).

İçtoroslar’da ismi bilinen veya bilinmeyen çok sayıda şair, ozan ve âşık yetişmiştir. İşte, yeni çalışmamızla ilk kez yazılı literatüre girecek olan Selman Albay’ın, geçmişte Derdi Derya’ya yazıp ilk kez yayımlanmış olan mektup- şiirinden baş ve son dörtlükler: “Evvelan sorarsan cevap müşküldür/ Kimse bilmez şu dünyanın yaşını/ Her gelen gidiyor kadim bir yoldur/ Temel atan böyle atmış taşını// Selman aman ha gönüller kırma/ Kâmile nazar et cahile varma/ Bir gün sana derler git burda durma/ Hiç kimse beklemez mezar taşını// (Anı eser, s. 105).