Şimdi sokakta olma zamanı!

Leyla Güven, bu satırlar yayınlandığında açlığın 79. gününe girmiş olacak. Her biri değişik tarihlerde açlık grevine başlamış tutsağın eylemine yeni günler eklenirken, Strasbourg’da bedenini açlığa yatırmış olanlar aynı zamanda bir diplomata dönüşmüş, gün geçtikçe eriyen bedenlerine karşın halkının sesi olmuş durumda. Diğer taraftan Fransız dost örgütlenmeler özellikle Komünist Parti ve Fransız Boyun Eğmeyenler Hareketi üyesi milletvekili ve seçilmişleri en üst düzeyden yerele; günlük dayanışma mesajları ve Fransız hükümetine çağrıda bulunuyor; “harekete geçin!”

İnsanlar kötü gününde dostlarını tanır, halklarda. Kürt halkının dostları, Leyla Güven’in talebinin Türkiye’de barış ve demokrasinin inşası için en temel ön koşul olduğunu ifade ederek, aynı zamanda heyetlerle süreci Kürdistan’dan takip etmek için gittiler. Fransız hükümeti konuya dair Dışişleri Bakanlığı ve hükümete yazılmış sayısız çağrıya kulakları kapamış gözüküyor. Ses yok!

Düşman kıpırdamıyor. Bedenini açlığa yatıranlar ve onun etrafında halkalanan direniş emekçilerinin hepsi de bu anlamda anında bir değişim beklemiyordu elbet. Buradaki en büyük açlık herhalde, Kürt halkının serhildan ruhuyla süreci sahiplenmesine!

Her eylem isterse bir kişiyle yapılsın büyük anlam ve önem taşır ama bazı süreçler vardır, on binlerin, milyonların sokağa inmesi gereken anlardır bunlar. İşte öyle bir andayız. Adının anlamı “Gecedeki Kadın” olan Leyla, görüşe çıkamaz hale gelirken dahi sesini dışarıya duyurmaya çalışırken, halen eylemlere katılım konusunda birkaç yüzü geçemiyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu Paris Republique Meydanı’nda benzer bir manzara içerisinde; birkaç yüz kişi ellerinde Leyla Güven’in posterleriyle Fransız otoritelerine sesleniyor. Cizre katliamının yaşandığı süreçte bu meydanda aynı yüzler vardı. Efrîn süreci de benzer bir tabloydu. Aynı direniş emekçileri özgürlüğün ve barışın umuduyla sloganlarını haykırıyordu. Bu manzara karşısında Sivas’ta katledilen edebiyatçı Metin Altıok’un bazı dizeleri akla geliyor:

Aldırma sen güzel çocuk,

Bu büyümüş insanlara.

Onlar bir telaşa gömülmüş

Ve yarın korkusuyla

Sevgileri solup dökülmüş.

Geçtiğimiz günlerde tanıdığım bir Polonyalı son 15-20 yıldır biriktirdiği parasıyla ülkesine 30 bin çam fidesi götürüp belediye aracılığıyla diktiğini söyledi. Nedenini sorduğumuzda; “ben çocuğuma ülkemde güzel bir geleceği ancak güzel bir doğayla, sevgiyle, insanlığa yaptığım hizmetle bırakabilirim. Para kolay harcanır ama bütün bunlar geleceğe kalır!” Şimdi size soruyorum Fransa’daki Kürdistanlı emekçiler; yarın korkusu nedir!

Her birinizin yetişmesi gereken bir işi, yarınını düşüneceğiniz -bugün ise doyurması gereken çocukları, kirası, faturası onlarca sorun var. Bütün bunları yadsımadan sormak gerek; peki biz neden buradayız? Neden ülkemizin sokaklarında özgürce dolaşamıyoruz ya da gidemiyoruz! Sevdiklerimizin tabutuna son kez elimizi süremiyoruz? Gidebilenlerimiz neden yüreğinde her an ne olacak korkusuyla gidiyor! Bütün bunlar için bir günümüzü bırakın, eylem anlarında birkaç saatimiz de mi yok! Unutmayalım; korkuları düşman değil, biz büyütürüz içimizde… Bu nedenle yarın geç olmadan, sokakta olma zamanı!