Sömürge gerçekliğini Kafka’yla kavramak

Kafka’yı bir siyaset teorisyeni olarak düşünmek istesek, zannediyorum Odradek adlı figürden Ceza Sömürgesi hikâyesine doğru bir hat içerisinde düşünerek, iki ayrı alanın siyasal teorisini sömürgecilikte teşhis ettiğini söylemek pek de tuhaf olmazdı. Hukuku ele alan diğer metinlerinde (örneğin Dava’da ve Yasa’nın Önünde meselinde) adeta bir yok-yazgıyı yaşamaya yazgılı bireylerin yazgısının saçmalığına odaklanan Kafka, bu hat içinde yazgının ve yasanın aktüel bir varlık kazanmasına, gerçek bir şey halini almasına odaklanır. Özellikle Ceza Sömürgesi’nde, bedeli insan hayatı olan bir gerçekleşme değil, bizzat öldürerek somut bir varlık kazanabilen bir yasa söz konusudur. Yasa, anlamını ve işlevini ölümü ve hayatı tesis etme becerisinden alır. Bir bedene kazınan bir yasa, o bedeni ortadan kaldırarak ya da daha doğrusu bedendeki canı alarak gerçeklik kazanabilmektedir. Bu anlamıyla yasa ölüdür ve adeta eski hayalet masallarında olduğu gibi kendi hayaletimsi varlığına ancak birilerini öldürerek bir cisim kazandırabilmektedir. Bu keskin çözümlemeye gidiş yolu üzerinde de Odradek durur: Diğer metinlerin hukuka içeriden bakışı ile hukukun ihraç edilmiş olduğu bir yer olan sömürgedeki bu sınır bakış arasında.

İnsanımsılaşmış bir bobin ya da üzerine tahta bir haç yerleştirilmiş yassı bir iplik makarasıdır Odradek. Canla donanmış ruhsuz bir nesne olarak da son derece çarpıcıdır. Bu çarpıcılığı evin babasının şu düşünceleri ortaya koymaktadır: “Ölen her şey, bir vakitler bir tür amaca, bir tür etkinliğe sahip olmuştur ve bu etkinlik kendi kendisini tüketmiştir; fakat bu, Odradek’in durumunda geçerli değil. O halde onun, bir gün, ardı sıra sürüklenen ipliklerle, çocuklarımın ve çocuklarımın çocuklarının ayakları önünde, hâlâ merdivenlerden yuvarlanacak olması mümkün müdür? Açıkça kimseye bir zarar vermiyor; fakat bana en çok acı veren, onun ayrıca benden daha uzun yaşayabilecek olması.” Odradek canla donanmıştır fakat ölebilir bir varlık değildir. Tuhaf bir ters-teoloji yaratır bu hali ve yukarıdaki ifadede beliren rahatsızlık da onun bir tür olağan teolojinin sınırları içerisine sığmıyor oluşudur. Adam adeta “Yaşıyorum ve öleceğim; fakat Odradek, sen canlısın ve ölmeyeceksin” der gibidir. Bu nedenle Yasa’nın Odradek’in bedenine ve ruhuna nakşedilmesi mümkün değildir. Bunun için beden gerekir.

Basitçe bir ölümsüzlük durumu değildir söz konusu olan; ölüme ve yaşama dair ayrımları iptal eden veya bulanıklaştıran bir eşik figürdür Odradek. Yaşar, fakat bir aralıkta yaşamaktadır. Hukukun içinde de değildir, dışında da değildir. Tedirginliği yaratan da budur: Odradek suçlanabilir bir varlık değildir. Bu ne anlama gelir? Dava’yı ele aldığı ‘K’ adlı makalesinde Agamben, K harfinin ikili anlamına ilişkin karmaşık bir inceleme aracılığıyla yanıtlar bu soruyu. İlk baktığı yer ‘K’ harfinin Roma’daki suç ve ceza sistemi içerisindeki yeridir: İftiracılara, sahte suçlayıcılara Roma hukukunda ‘kaluminator’ deniliyordu. Bunlar hukuk sistemi için öylesine büyük bir tehlike oluşturuyorlardı ki alınlarına K figürü damgalanıyordu. Kardeşini öldüren Kabil’in alnında taşıdığı ve kardeş katili olduğunu ortaya koyan tanrısal işaret gibi… Agamben buradan hareketle, romanın başkişisinin bir öz-suçlayıcı olarak okunması ve ‘her insanın’ K ile aynı konumda kabul edilmesi gerektiğini ileri sürüyor.

Bir kimsenin sahte bir öz-suçlama ile davalı durumda olması… Bir tür yok-yazgıya yazgılı olma durumunu yaratan budur. İnsanın kendisi aleyhine yalancı tanıklık etmesi gibi bir durumdur söz konusu olan. Belki de son zamanlarda hepimizin içten içe yaşadığı bir ‘deneyim’… Ağır bir suçluluk duygusu, bir öz-suçlama…

İşte Odradek, bu türlü bir öz-suçlama potansiyelinden yoksun olduğu için suç sahibi kılınabilir de değildir; ona iftira atmak bile mümkün değildir. Odradek’i bir eşik figür, bir aralık figür kılan da budur. Bu eşiği atlayınca belirir yasanın yeri. Çünkü Yasa bir tür şiddettir ve bunu en iyi ortaya koyacak metafor sömürgedir. Yasanın yerleştiği yer, şiddetin en saf haliyle belirdiği yerdir: Sömürge. Sömürgeci makine kendi yasasını yazmaya, insanların bedenlerine ve ruhlarına kazımaya yöneldikçe görünür olmaktadır bu saf şiddet. Odradek eşiği geçilince karşımıza çıkan uzamda, Kafka yasanın kendisiyle değil, üretimiyle ilgilenir. Bu üretimin yeri sömürgedir. Yasa, saf şiddet yoluyla sömürgede üretilir.

Makinenin çalışma prensibi bellidir: Bir şeyi alır, üzerinde çalışır ve başka bir şeye dönüştürür. Yönetimsel makine de aynı şeyi yapar, fakat malzemesi insandır. Ancak Kafka, muhteşem bir hamleyle, bu makinenin sömürgedeki insan üzerindeki çalışmasının kaçınılmaz sonucunun sömürgedeki insanın yok edilmesi olduğunu önümüze koyuverir. Bu insan, yok edilen bu insan başka bir yerdeki bir egemenlik makinesinin yakıtıdır.