Sömürge halkları ve esir Kürtler

Kürtler canibinde, bir seçim tartışmasıdır, gidiyor. Seçim neye yarıyacak ki? Faşizmin alternatifi, yine faşizm değil mi? Onun için, Kürdistan’ın yeniden yıkımı (fethi) dualarına çıkan CHP ile etekleri Kürt kanıyla lekeli Bulgar Meral seçilse ne değişir?

Atatürk bile, Kürt kanı “hezeğinde“ yeniden seçim yaptırıp kendini seçtiriyor, sonra kaldığı yerden devam ediyordu.

Çünkü Kürdistan sömürge değil, işgal toprakları, Kürtler de esirdir. Yaşanan gerçek bu. Sömürge yönetimlerinde, en azından yerlilerin hastaların tedavi etme özgürlükleri, ölülerin inançlarına uygun bir ayinle uğurlanma hakları vardı:

Hasan Cemal, dünkü yazısında, Emine Aslan örneği ile Kürtlerin yerlerde sürüklenen özgürlüklerini anlatıyordu:

“Emine Aslan, 65 yaşında. HDP Kadın Meclisi üyesi. Parti çalışmalarından dolayı, 8 yıl 7 ay hapse mahkum olur. Bir buçuk yıl önce Urfa T Tipi Kapalı Cezaevi’nde mahkumiyetini çekmeye başlar. Sağlık durumu iyi değildir. Cumhurbaşkanına, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına mektuplar yazılır. Hastaneye kaldırılması istenir. Çığlıklar dipsiz kuyuda yitip gider. Cezaevi revirinde ağrı kesici ve sinir ilaçlarıyla geçiştirilir. (…) Emine hanım yeme, içmeden kesilir. Yürüyemez hale gelir. Gözleri görmemeye başlar. Ölmeye yatınca hastaneye kaldırılır. Urfa Devlet Hastanesi’nde üst üste midesi, barsak ve böbreklerinden dört ameliyat geçirir. Ameliyat sonrasında, iki elinden yatağa kelepçelidir. Başında iki er nöbettedir. Ailesi, tahliye talebi için, rapor almak üzere hastaneye gider. Emine hanımın ölüm haberini öğrenir.“

Hasan Cemal devam ediyor:

“Aile cenazeyi güçlükle alır. Çünkü hastane, polislerle çevrilidir. Kayyum yönetimindeki belediye engel üstüne engel çıkarır. Cenaze aracı verilmez. Bir tabut bile çok görülür. Kızıltepe’de Taziyeevi bile açmaz belediye. İmamın mezarlığa girmesi polis tarafından engellenir.”

Hasan’ın verdiği örnek çarpıcıdır. Oysa, sömürge imparatorluğu Britanya, Hindistan’da, benzerini yapmadı. İspanyollar, Amerikalılar Filipinlilerde, Japonya da Kore’de benzer suç işlemedi.

Gel gelelim, Türklerin işgalindeki Kürdistan, 1920’den beri insanlık suçu bataklığıdır. Kürtler, çepeçevre sarılmış esir ve doğarken düşmandır.

Onun için, “Daika Kurda“ Emine Hanım, bir esir olarak ölüm döşeğine kelepçeliydi. Bu bir vaşiliktir ki, dünyada ikinci örneği varsa bile kimse hatırlamıyor.

Çocukları ve torunlarının onu gömmesine bile izin vermediler. İnancına uygun ayini, dua okuyacak imamı yasakladılar.

Sömürge diyoruz ama, Türk uygulaması hariç, işgal topraklarında dil yasağı yoktu; yoktur. İngilizler Irak’ta, Fransız Suriye’de bu insanlık ayıbını yaşatmadı. Ama Türkler, Efrîn işgalden sonra, ilk iş olarak, Kürtlere okullarda Kürtçe eğitimi yasakladılar. Rojava’da kimsenin bilmediği Türkçeyi zorunlu kıldılar.

Türk bayrağının gönderde olduğu bütün topraklarda, Kürtler düşmandır. Polis, asker ve adliye, insana yardım için değil, düşmanı ezmek, sonuna kadar susturmak için vardır.

Kuzey Kürdistan’da Kürtçe konuşanlar, oracıkta kurşunlanıyor. Oysa İngilizler Hong Kong, Belçıkalılar Orta Afrika Kongo’da, Fransızlar Guana, Tunus, Cezayir’de dil yasaklamadı.

Sömürge yönetimlerinde, insanların eğitim görme ve kendini geliştirme hakları vardı. Kürtlerin hal ve vaziyetinin ne olduğunu ise iki gün önceki (7 Aralık) haber başlığı anlatıyordu, bize:

“Antalya’da ırkçı saldırıya uğrayan üç Kürt öğrenci, can güvenlikleri olmadığı için okulu bıraktı.”

Sömürgelerde, yaşama hakkı kutsaldı. Ama esir Kürt’ün yaşama hakkı iki dudak arasıdır. Bu karar merci bazı hallerde çavuş, onbaşı Kemal Kurkut katlinde görüldüğü üzere kimi zaman bir polis neferidir. Roboskî katliamı, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol cinayetleri, 177’lerin diri diri yakılması, şehirlerin yıkımı, köy yangınları orada dursun, son cinayet haberinin girişi şöyle:

“Ağrı’nın Tutak ilçesine bağlı Kayapınar köyünü (6 Aralık sabahı) basan Türk askerleri, olanları seyre çıkan Murat Kaya adındaki genci katletti.”

Sömürgelerde katiller, katildi. Ama Türk işgalinde, mesela polisin zırhlı araçla ezdiği dört yaşındaki Amed’li Efe Tektekin kendi katiliydi. Çünkü zırhlı polis aracı ona çarpmamış, kendisi öteden koşarak gelip çarpmış ve çarpmanın şiddetinden ölmüştü.

 Naziler de böyleydi. Onlar gaz odalarında zehirleyerek öldürdüklerini ayağı kaydı, boynu kırıldı gösteriyorlardı. Bunlardan Nazilerin izinden giderek katlettiklerini, çatışmaya girmiş terörist ilan ediyorlardı. Terlikle evinin önüne çıkan 13 yaşındaki Uğur Kaymaz gibi, ayağında terlikle Türk askerlerini seyre çıkan Murat Kaya da teröristti. Yani suçlu…

Türk askeri onu kurşunlamakla cezasını infaz etmişti. Nazilerin gaz vermesi gibi yani…

Esirler tecridi konusunda da, Nazilerin metodu uygulanıyordu. Bir farkla: Naziler, esir yurttaşların temasını bütünüyle kesiyordu. Bunlar, Kürt esir veya rehineleri ailelerinden yüzlerce kilometre uzaklarda hapsederek, işkenceyi aile boyu yapıyorlardı. Mesela, kurtuluştan sonra Hindistan’ın Başbakanı olan Pandit Nehru Delili ve İngilizlerin Dehli cezaevinde, Amed’li olan Kürt lider Selahaddin Demirtaş ise Amed’den yüzlerce kilometre uzaklıktaki Edirne cezaevinde tutuluyordu. Böylece yakınlarının, onu görme imkanı, Faşist nezaketle setleniyordu.

Binlerce Kürt esir, aynı durumu yaşıyordu.

Özetle, olay Kürt sorunu değil, Kürdistan sorunudur. Kürdistan ise sömürge bile değildir. O nedenle, her seçilen hapsi boyladığına göre erken seçim olsa ne değişir, yapılmazsa ne ne olur ki!..