Sömürgeci, gaspçı, işgalci diktaya hayır!

Dünya ve bölge hızla değişirken Erdoğan diktası değişime karşı statükoyu ayakta tutmaya çalışıyor. Statükonun temeli Kürdistan’daki sömürgeciliktir. Vesayete karşıyız diyen Erdoğan şimdi statükoculuğun ve halkın iradesine karşı vesayetin en azılı muhafızıdır, fedaisidir.

Gezi direnişi ve İmralı Süreci ile halk vesayete karşı demokratik-siyasi çözüm için iradesini ortaya koydu. Erdoğan diktasının „TEKÇİ“ zihniyeti mahkum edildi. Bu sürecin en büyük kazanımı bütün farklılıkların eşit ve özgür olarak yaşama mücadelesinde bir araya gelmesidir. Farklılıklarıyla birlikte tüm ezilenlerin bir araya gelmesi ve toplumsal yaşama ağırlığını koymasıyla, halka karşı olan egemen vesayetçiliğe dayalı statükoculuk ağır bir darbe yedi.

Bu süreçte yapılan 2014 yerel seçimlerinde ve 7 Haziran 2015 seçimlerinde statükocu-vesayetçi AKP yenilgiye uğradı. Bu seçimlere giderken Erdoğan-Davutoğlu halkı tehdit etti. Onlar, tek parti hükümeti olmazsa kaos olur diyerek halkı korkutmaya çalıştı. Halk bütün baskı ve saldırılara rağmen HDP etrafında birleşti. HDP’nin zaferi tek parti diktasına son verdi, tek adam yönetimi de olanaksız hala geldi. AKP medyası hiç utanmadan „Halk kaos dedi“ manşetiyle katliamların startını verdi. Yapılan Erdoğan darbesiyle, 7 Haziran seçimleri geçersiz ilan edildi. 1 Kasım sonrası yeniden tek parti diktası kuruldu.

Ama bu tek parti diktası da yetmedi. Çünkü Erdoğan kendi partisine bile güvenmiyor. AKP-MHP işbirliğiyle, TBMM’yi tümden devre dışı bırakarak tek adam diktası kurmak istiyor. „Cumhurbaşkanlığı Hükümeti“ sistemi dedikleri şey, bu diktatörlüğün cilalanmış biçimidir. Şimdi yine halka korku salıp susturmaya, iradesini bir daha gasp etmeye çalışıyorlar.

Başkanlık sistemi olmazsa Türkiye bölünür, parçalanır yalanı bu amaçla tekrarlanıp duruyor. Oysa memleketi paramparça eden TEKÇİ başkanlık zihniyetidir.

Erdoğan ve AKP diktasının halka vaat edeceği iyi hiç bir şey yoktur. Yeni bir yalan bile bulamıyorlar.

Sonuçta bula bula İdam cezasını geri getirmek, Orduda baş örtüsü serbestliği gibi konularla halkı oyalayıp kandırmaya çalışıyorlar.

Bunlar yetmeyince dışarıda savaşı büyütmeye çalışıyorlar. „Terörle mücadele“ adı altında Rojava halkına ve Şengal’e saldırıyorlar. Fiilen başlattıkları işgal ve saldırı politikasının amacı budur.

Son dönemde siyasi kulislerde ve yapılan anketlerde referandumun torbada keklik olmadığı, HAYIR ihtimalinin ağır bastığı ortaya çıktıkça Erdoğan’ın saldırganlığı da artıyor. Rojava’da işgali ve savaşı büyüterek kahramanlık taslamak ve referandumu böylece kazanmak ya da yaptırmamak gündemde olan konulardır.

Erdoğan’ın bütün politikası dışarıda ve içeride gerilimi arttırmak, çatışmaları tırmandırmak ve bu gerilim üzerinden tüm muhalefeti ezerek iktidarda kalmaktır.

Bugüne kadar izlediği gerilim-çatışma politikası Erdoğan’ı iktidarda tutmaya yetmiştir. Ancak referandumla gündeme getirdiği tek adam diktası için yeterli mi olacak yoksa ters mi tepecek göreceğiz.

Erdoğan adeta bütün halkı rehin almak istiyor.

Dün „Ya beni seçin ya da daha şiddetli savaş, saldırı ve kaos olur“ diyordu.

Bugün „HAYIR çıkarsa iç savaş çıkar, Türkiye bölünür, parçalanır“ diyorlar.

Her gün yeni bir askeri darbe söylentileri çıkarılıyor. Halka korku salıp çete iktidarlarını sürdürmek istiyorlar.

Bu yaptıklarıyla her geçen gün gerilimi arttırıyorlar. Mesele sadece referandum olmaktan çıkıyor. Zaten somut olarak yapılacak değişiklikleri tartışan da, bilen de pek yok.

Bu nedenle HAYIR demek daha da önem kazanıyor.

Çünkü bu HAYIR sadece yapılacak olan değişikliğe değil, sömürgeci diktaya, statükoya, vesayete, işgalciliğe HAYIR demek olacaktır.

Çünkü bu HAYIR, Erdoğan ve AKP’nin halkın iradesini gasp etmesine, halk düşmanı tüm politikalarına ve planlarına HAYIR demek olacaktır.