Sömürgeciliğe dair her şey söylendi

  • Memmi, üç kültürün kesiştiği bir kavşakta zihinsel evrenini kurdu ve Doğu ile Batı arasında bir denge kurmaya çalıştı. Çok sayıda eseri bulunan yazar, tüm yaşamını barış hareketlerinin ve şiddet-karşıtı kültürün yaygınlaşmasına adamıştı.

“Sömürgecilik şiddet yoluyla boyun eğdirdiği insanlardan haklarını esirger ve onları zor gücüyle, Marx’ın haklı olarak ‘alt insan’ dediği bir sefalet ve cehalet durumunda tutar. Irkçılık davranışların, kurumların ve sömürgeci üretim ve değiş-tokuş yöntemlerinin içine işlemiştir. Siyasal ve toplumsal kurallar birbirini pekiştirir. Yerli ‘alt insan’ olduğu için İnsan Hakları Bildirgesi ona uygulanmaz; tersinden bakılırsa, hiçbir hakkı olmadığı için, doğanın insanlık dışı güçlerine, ekonominin ‘tunç yasası’na korunmasız terk edilmiştir.”

Jean-Paul Sartre (Kitap için yazdığı önsözden)

Memmi, 1920 yılının Aralık ayında Tunus’un Yahudi mahallesinde doğdu. Sömürge Tunus’unda, anadili Arapça olan Yahudi bir ailede dünyaya gelen Memmi, 1939’da mezun olduğu bir Fransız lisesinde okudu. Cezayir Üniversitesi’ne kaydolan Memmi’nin çalışmaları İkinci Dünya Savaşı döneminde kesintiye uğradı. Ardından, Tunus’un doğusundaki bir zorunlu çalışma kampına yollandı. Savaşın ardından çalışmalarına Paris’te devam eden yazar, 1953 yılında yarı otobiyografik ilk romanı “The Pillar of Salt”ı yayımladı. Kitabının Prix de Carthage ve Prix Fénéon’u almasının ardından kitap, Edouard Roditi tarafından İngilizceye çevrildi.

Bağımsızlık hareketlerine teorik destek

Memmi, üç kültürün kesiştiği bir kavşakta zihinsel evrenini kurdu ve Doğu ile Batı arasında bir denge kurmaya çalıştı. Tunus’un bağımsızlığından sonra Fransa’ya geri döndü ancak Tunus’un bağımsızlık hareketini desteklemesine rağmen yeni kurulan Müslüman devlette kendine yer bulamadı. En bilinen eseri “Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi” 1957 yılında Jean-Paul Sartre’ın önsözüyle yayımlandığında büyük yankı uyandırdı ve dünyanın dört bir yanındaki bağımsızlık hareketlerine büyük bir teorik destek sağladı.

Sartre/Camus neslinin son düşünürü

Tarihçi Youssef Ben İsmail, Albert Memmi’nin öldüğünü sosyal medya hesabından paylaşarak, “Albert Memmi öldü. Memmi, birçok yönden entelektüel geleneklerinin sorumlusu olan Sartre/ Camus neslinin son düşünürüydü,” dedi. Çok sayıda eseri bulunan yazar, tüm yaşamını barış hareketlerinin ve şiddet-karşıtı kültürün yaygınlaşmasına adamıştı.

Tek çözüm sömürgeleştirilenlerin bağımsızlığı

Cezayir Savaşı’ndan önce yazılan “Sömürgecinin Portresi, Sömürgeleştirilenin Portresi” kitabı sömürgecinin ve sömürgeleştirilenin fizyonomisini ve davranışını, onları birbirine bağlayan elemi kesin bir şekilde tasvir eder. Bu iki grubun portresinden yola çıkarak, sömürgeciliğin sona ermesinin tek çözümünün bu sistemin parçalanması ve sömürgeleştirilenlerin bağımsızlığı olduğu sonucuna varan Memmi, bu radikal çözüme henüz hazır olmayanlar için “fazla solcu” bulunur. O zamanlar Paris’te yayımlanan büyük haftalık bir gazete, korkuyla şunu yazar: “Sömürgeleştirilen halkların liderleri filozof değil eylem insanı olduğu için şanslıyız galiba. Burgiba, V. Muhammed, Houphouet-Boigny, Allal Fassi bir başka dil tutturuyorlar ve halklarının çıkarlarına dair başka bir anlayışları var.”

Sömürgeciliğe dair her şey söylendi

Daha sonra Cezayir’de, Siyah Afrika’da ve başka yerlerde türlü gelişmeler yaşandı ve protestolar başladı. Ve sömürgeleştirilenlerin, bağımsızlığı elde eder etmez gösterebilecekleri olası ilk tepkileri dile getirdiği, kitabın sonundaki kısa ve pür dikkat okunması gereken sayfalar da dahil, Memmi’nin tarif ettiği ve öngördüğü her şey doğru çıktı. Kitap, zamanla sömürgeci ile sömürgeleştirilen arasındaki ilişkileri anlamak isteyenler için bir tür kılavuz, başvurulacak ilk kitaplardan biri oldu. Sartre kitapla ilgili şunları kaydetti: “Sömürgeciliğe dair her şey bu kitapta söylendi.”

Memmi’nin, dünyanın herhangi bir yerindeki çoğu baskının ortak mekanizmasını kesin olarak ortaya koyduğu çoğu tarihçi ve araştırmacı tarafından söylendi. Yaşanan deneyimlerin çeşitliliği esnasında da gerçekten dünyanın dört bir yanında aynı temalar, aynı tutum ve davranışlar görüldü.

“Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılık deneyimini yaşamış renkli tenli insan olarak” diye ona yazmıştı Amerikalı bir yazar, “Kendimi sömürgeleştirilenle özdeşleştirmem kolay. Ayrıca sömürgecinin zihniyeti ile benim ülkemdeki Beyazların ırkçı tutumu arasındaki paralellikleri de güçlük çekmeden fark ediyorum.” Bu eserin gerçek tarihsel özgünlüğü böyle böyle ortaya çıktı. Sömürgecinin ve sömürgeleştirilenin fizyonomilerini oluşturan farklı çizgilerin doğruluğunun ötesinde, yazarın meziyeti her bir şahsiyetin tutarlılığını ve her türlü baskının iki portreyi birbirine bağlayan ilişkinin gerekliliğini göstermiş olmasıdır: “Sömürgecilik, sömürgeci üretir gibi sömürgeleştirilen de üretir.”