Son zalim bükücü: Hayır!

Bu Nisan’da yapılması düşünülen “referandum”, aslında bizim toplumsallığımızın aynası halinde. Sürü güdüsüyle yetiştiğimiz eğitim-öğretim rahlesinde, kürsüden düşen olmamak için “evet” demeye ve biat etmeye zorlandığımızdan beri, “hayır” kelimesi ruhumuzda ve benliğimizde haymatlostur; yersiz yurtsuz, tutunamayandır. İçimizde ne kadar çok “hayır’larımız olursa olsun, sokakta, evde, okulda, aşkta, arkadaşlıkta bu “hayır”, ilişkiler için kurulmuş darağacıdır. Hayır dersek biteriz, buna inandırılmışızdır. Ama biz kadınlar açısından daha farklı anlamı vardır elbet, hayır desek de öldüğümüz, evet desek de hayır marjına sürüklenip gene öldürüldüğümüz…

Sahi “hayır” niye yoktur bizde? Elde niye çoktur?

No, na, non, nein… Çok mu iticidir, çok mu soğuk, yüzsüz, haysiyetsizdir?

Değil elbette. Hayır kelimesi asildir, aristokrattır, bir duruşu, bir benliği, kişiliği işaret eder. Hayır deyince kapılar kapanır evet ama kişiliğin kapıları sonuna dek açılır. Hayır bir sürü öfkenin, itirazın tık diye durduğu, ya da Türkiye gibi “ahlak” öncelli toplumlarda benliğin ortadan kaldırıldığı yerdir.

Anamız babamız bizi çok sevmiş olsa da, hayırsız evlat olmayalım diye ite boka evet demeye, uymaya, biat etmeye ve susmaya ayarlı kodlarla yetiştirmiştir bizi. Çok okuyup, çok gezip dursak da hayırlı kabalıkla yanyana düşmeyelim diye hayır hayrımıza yorulmuştur hep. İş hayatında huzur istiyorsan “evet” de, okulda sorun yaşamak istemiyorsan “evet” de, arkadaşlarla bozuşmak ve onlardan tarafından dışlanmak istemiyorsan “evet” de.

Buldum işte, hayır bireyin toplumdan ve ilişkilerden dışlanmaması için elbirliğiyle idam edilmiş bir kelime. 

12 Eylül’de bir diktatöre toplumun yüzde 92’sinin “evet” dediği söylenir. Diktatör yeni bir toplumu “korku” hücrelerinden icat etmiştir ve incir yaprağı yerine geçmiştir “hayır”. Hayır demenin gizli-açık yasak olduğu bir dönemden 90’lara geçildiğinde, yeni jenerasyon ki aralarında ben de varım, hayır diye bir sözcüğü yabancı dizilerin repliklerinde kullanışlı bir arkadaş olarak öğrenir. Büyüklerin küçüklerin taleplerine her fırsatta ve üst perdeden “hayır” diyebildiği bir dönemde, çocuklar itirazsız herkese ve her şeye evet demeye zorlanır. Başımıza ne gelirse gelsin biz olumlayalım da, mutlak bir hayrı olacaktır bize toplum sözünden geldiğimiz nokta, bize koyun diyen, önümüze bir tutam ot attıkça “şükran” duygusundan kendimizi yerle attığımız bir devran.

2000’lerde iyilikle evet demeye zorlanmış, yine büyük bir çoğunluğumuz bu çobanın bir bildiği var diyerek, peşine takılmış, sürüklenmiştir. Oysa 2010’da yine Ankara’nın kalbinden memlekete yayılan “hayırlı” iş duvara toslamış, memleketin aydın maydın teneke güruhu tarafından “evet”e ikna edilmiş, hoop bugün geldiğimiz noktada ağır bir psikolojik travma geçirdiğimiz anlaşılmıştır.

Hayır demek ya da diyebilmek, içimizdeki “hayırlı insanı doğurabilmektir aslında. Nisan geldiğinde, çiçekler açtığında, gökyüzü masmavi, dağlar kahverengi, yeşil her tonda hayata eğilmişken, bu güzel pastoralliğin ortasında öfkeli tanrılar gibi koca taşlar yığar gibi hayır demek, dokunabilir ruhu ince olanlara. O kelimedeki kabalık “a-ı” seslerinin hoyratlığından, gerçekten. “E-i dediğinde bir Fransız oluyorsun ama “a-ı” dediğinde odun! Türkçe işte, harflerin kimyasını rahle-i tedrisattan böyle süzmüşler, hayırın bahtına Alman olmak düşmüş. 

Daha ciddi olalım, hayır demek, cesaretimizi gösterir, karşı tarafı ürkütür. Ama hayırdan başka savunma aracın yoksa ve karşı taraf binde bir olasılıkla hayır derse ne yaparım planı ile gelmişse karşına, kesinlikle “boş” değildir, bilesin. Ama yaşadık ve gördük ki, zaten bu tipler hiç “boş” olmuyorlar! Ana babaları da “hayır’a alerjik bünyeli çocuklar olarak yetiştirdi onları. Hayır demeyi bilmediği gibi, duymayı da istemiyor eleman. 

“Sen niye her şeye hayır diyorsun”a sokaklarda binlerce kadın cesedi karşılık geliyor, anımsayalım.

“Sana hayır diyorum” dediği için Cizre, Şırnak, Sur, Nusaybin topla, tankla, uçakla haritadan silindi, unutmayalım.

Hayır demeyi bilmediği ve büyüklerine hep “saygılı ve itaatkar” yetiştirilen el kadar çocuklar, göz uzaklığında günlerce, aylarca ve yıllarca istismar edildi, bilelim.

İşyerinde illa uyumlu olacaksın diye bir şart yok, sorumluluğunu bil yeter. Sana angarya bir şey mi dayatılıyor, yapabileceğinden daha fazlasını yapmaya “motivasyonunun olmadığını söyle, çak “HAYIR”ı. Ama şu da var, bir çaresizlik durumu varsa orada “heyir” tadında ama bir kereye mahsus olduğunun altını çizerek dayanışma sağlanabilir.

Ha bu arada Nisan da dahil olmak üzere, hayır’ı şu yüklenen kabalığından kurtarmak için kayıtlara geçmez belki ama “hayır, teşekkürler” şeklinde ifade etmeyi unutmayalım. Bakın böyle daha cici duruyor. “Hayır, teşekkürler”…

Hayır demeye başladığımız anda suçluluk duygusu yakamızdan düşmeyecek, evet. Ama sonra ne olacak biliyor musunuz? Psikolojimiz düzelecek. Depresyon, panik atak daha bilimum beyin bükücüler ortadan kalkacak, ay özgürleşeceğiz!