Sönmeyen ateş

Bundan tam 25 yıl önce Almanya ilk Batılı NATO devleti olarak PKK’yi önce ‘terörist’, sonra ‘suç örgütü’ diye yasakladığında ülkede Kürt Özgürlük Hareketi için büyük bir toplumsal destek söz konusuydu. Elbette ki Almanya’nın PKK yasağının öncesi de vardı, yine doğrudan jeopolitik gelişmeler, NATO içerisinde Almanya’ya biçilen misyon önemli rol oynadı. Fakat belirleyici gelişmelerden biri de, Almanya kamuoyunun bir ay önce Alman silahlarla gerçekleştirilen Lice katliamı karşısındaki duruşu ve güçlü dayanışma-sahiplenme düzeyiydi.

Alman devletini kendi iç çıkarları bağlamında esas korkutan buydu. Sovyetler Birliği’nin dağılış sürecine paralel olarak iki Alman devleti üç yıl önce birleşmişti, kapitalist Alman devleti kendince solu-sosyalizmi bitirmişti. O yüzden sosyalist  Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkerên Kurdistanê-PKK) etrafında sadece solcuların değil, farklı politik görüşlerden geniş kesimlerin toplanması ve Kürdistan özgürlük mücadelesine destek vermesi devlet açısından ciddi bir tehlike sinyali olarak algılanmıştı. Almanya’daki 25 yıllık PKK yasağını bir de bu açıdan okumak gerekiyor.

ABD’nin geçen günlerde üç PKK yöneticisi için ödül koyması da aynı çerçevede ele alınabilir. Elbette bu karar politik olarak Türkiye ile ilişkiler, Rojava ve Suriye’deki durumdan kaynaklıdır. Ancak ideolojik olarak üç DHKP-C yöneticisi yanı sıra tamamıyla, en çok da PKK’nin savaştığı El Kaide, DAİŞ vb. çete elemanlarının yer aldığı bir listeye PKK yöneticilerini eklemenin başka bir anlamı daha var.

Çünkü PKK artık ABD’de de var. Fiziki olarak değil belki. Ama ideoloji, paradigma, felsefe olarak kapitalizmin bu merkezinde, canavarın karnında da giderek daha güçlü varlık kazanıyor. İlginç değil mi; 20 yıl önce PKK’nin bitirilmesi için Önder Abdullah Öcalan’a karşı devletlerarası komploya öncülük eden ABD’den de artık insanlar Kürdistan’daki özgürlük mücadelesi içinde yerini alıyor, Öcalan’ın kitaplarını okuyor, kadın özgürlük hareketini inceliyor, Apocu paradigmayı benimseyip bu temelde kapitalist moderniteye karşı mücadele yürütüyor.

Bunun temel sebeplerinden bir tanesi, 20. yüzyıl koşullarında ortaya çıkan PKK hareketinin komploya rağmen paradigma değişikliğini başararak, 21. yüzyıl sosyalizmini diyalektik bir tikel-evrensel ilişkisi içerisinde temsil etmeyi, sosyalizme yeni bir çıkış yaptırmayı bilmesidir. Sağlam yerli kökler üzerinden hem parti hem çizgi hem de somut mücadele olarak giderek daha fazla evrensel komünal nitelik kazanmasıdır. Bundan ötürü PKK 40. kuruluş yıldönümünde her zamankinden daha fazla her türlü sınırı aşan devrimci ve sosyalist bir güç konumundadır.

Yaktığı ateş Wall Street’te de, Ortadoğu’nun çöllerinde de, Latin Amerika’nın ormanlarında da, İndus nehrinin kıyılarında da hissediliyor. Kürdistan dağlarından yayılan uğultu Hamburg’un sokaklarında da, Afrika’nın steplerinde de duyuluyor. Peki bu ateşi bir yasakla söndürmek, bu uğultuyu milyonlarca dolarlık ödüllerle susturmak mümkün olabilir mi?

Geçmişte olmadıysa bundan sonra hiç olmaz. Çünkü bu ateş artık sadece bir yerde yanmıyor. Bir yerde söndürdüğünü sansan bile bir an sonra karanlık içinde onlarca alev ışıltısı gibi parlamaya başlar. Bu ateş artık söndürülemez. Bu ateş sönmez. Ne olursa olsun…