Soykırımcı faşizm

Türkiye’de dört dörtlük bir faşizm bulunmaktadır. Bu faşizmin sivri ucu Kürtlere yöneliktir. Kürt soykırımını hedefleyen bir faşizm bulunmaktadır. Bu nedenle bu faşizmi tanımlarken soykırımcı sömürgeci faşizm demek en doğru tanımlamadır. Sadece faşizm demek yetersiz kalmaktadır. Kuşkusuz tüm faşistler tekçi olduğu için özünde soykırımcıdır. Ancak Türkiye’deki faşizm doğrudan Kürt soykırımını hedeflediğinden; ya da Kürt soykırımını hedefleyen ve böyle şekillenen faşizm olduğundan soykırımcı faşizm en doğru tanımlamadır. Bu nedenle Tayyip Erdoğan’a da soykırımcı faşist şef demek gerekir. Çünkü hiçbir faşist lider bu kadar tek, tek, tek dememiştir. Zaten esas programını da bizim rabiamız dediği dört parmakla ortaya koymaktadır. Bunlar da tek, tek, tek ve tektir. 

Tayyip Erdoğan Kürtleri soykırıma uğratmak üzerinden faşist hegemonyasını kurmak istediğinden, esas olarak da Kürtlerin bu faşizm konusunda hassas olması ve bu faşizme karşı mücadelede en önde yer alması gerekir. Kuşkusuz faşizm AKP ve müttefikleri dışında tüm muhalifleri de ezmeyi hedefliyor. Tayyip Erdoğan’ın müttefikleri dışında kalan tüm siyasi güçler, halklar ve topluluklar objektif olarak ortak bir düşmanla karşı karşıyadırlar. Bu açıdan soykırımcı faşizme karşı en geniş antifaşist cepheyi kurmak ve böyle bir demokrasi hareketi yaratmak temel görevdir. Böyle geniş yelpazede demokrasi hareketi yaratmadan faşizmi geriletmek ve yenilgiye uğratmak mümkün değildir. Kim tek başına faşizmi gerileteceğini ve yenilgiye uğratacağını sanıyorsa kendini kandırıyordur. Çünkü faşizmin saldırısı herhangi bir saldırıya benzemez. Hele bu faşizmin hedefi bir halkı soykırıma uğratmak ise, daha saldırgan, daha yıkıcı olur. Bu nedenlerle de tek başına karşı konulamaz. Zaten bu açıdan Tayyip Erdoğan’ın en büyük korkusu antifaşist güçlerin bir araya gelmesidir. Özellikle Kürt halkı ile diğer demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi engellenmeye çalışılmaktadır. Bunu hem baskıyla kendisi yaptığı gibi, hem de demokrasi güçleri içindeki bazı unsurları kullanarak yapmaya çalışmaktadır. Kuşkusuz Kürtler içinde de şununla olmaz, bununla olmaz yaklaşımı bulunmaktadır. Ancak en fazla da şovenizmin etkisiyle, ulusalcı yaklaşımlarla Kürtlerden ve HDP’den uzak duran eğilimler fazlasıyla bulunmaktadır. Bu gerçek bilinerek demokrasi güçleri ilk önce içlerindeki bu tür eğilimlerin, antifaşist ittifakı engelleyen ve zayıflatan tutumların önüne geçmeleri gerekir.

Tayyip Erdoğan şefliğindeki faşizmin Kürdistan’daki uygulamaları 12 Eylül’ü de, 1990’lı yılları da, cumhuriyet tarihinin ilk on yıllarındaki uygulamaları da geçmiştir. Bunda tabii ki bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesinin güçlenmesinin, yaygın hale gelmesinin ve toplumsal desteğin hiçbir dönemde olmadığı kadar etkili olmasının büyük payı bulunmaktadır. Kürtler sadece Türkiye sınırları içinde değil, Ortadoğu’da ve dünyanın her yerinde güçlenmişlerdir. Bugün Kürtler tarihlerindeki en güçlü konumu yaşamaktadırlar. Soykırımcı sömürgeciler de en zayıf dönemlerindedirler. Zaten soykırımcı faşizmin saldırılarını arttırmasının nedeni de budur. Şu anda Bakurê Kurdîstan’da neredeyse Kürt sorunuyla bağlantılı tutuklanmayan çok az kişi kalmıştır. Kürdistan’daki her aileden bir kişi mutlaka cezaevine girip çıkmıştır. HDP Amed’te yüzde 75 oy mu almış, bu, Amed’teki ailelerde yüzde 75’lik bir tutuklama olmuş demektir. Cizre’de yüzde 90 oy mu alınmış, oradaki ailelerin yüzde 90’ının mutlaka zindanda yatan bir tutuklusu olmuştur. AKP faşizmi bugün Kürdistan’da önüne geleni tutuklayarak bir sindirme politikası yürütmektedir. Bu durum cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiştir. Zaten daha 2009 ve 2010 yıllarında AKP’li yetkililer “biz 1990’lı yıllardaki gibi öldürmüyoruz, buna şükredin” diyerek yoğun tutuklamaları savunmuştur. 

AKP faşizminin bu kadar saldırısı Kürt gerçeğiyle ilgilidir. Kürtler üzerinde uygulanan soykırımla ilgilidir. Bu nedenle bu saldırıları soykırım altındaki Kürt gerçeğinin bir parçası olarak görerek Kürtlerin kendi kimliği ve kültürleriyle özgür ve demokratik yaşama kavuşma mücadelesinde karşılarına çıkacak baskıları göğüslemeleri gerekmektedir.  Kürdistan’da kolaylıkla özgürlüğün kazanılacağını sananlar kendilerini kandıranlardır. Nitekim özellikle 2013 yılından sonra demokratik siyasal alan bu yönlü büyük bir yanılgı ve gaflet içine girmiş, bu yanılgı topluma da taşırılmıştır. Sanki kolayca, biraz milletvekili kazandıklarında Kürt sorununun çözümünün yakınlaşacağı sanılmıştır. İmralı’daki görüşmeler ve yapılan çatışmasızlık yanlış ele alınmıştır. Bu tabii en başta da soykırımcı sömürgeciliği anlamamaktır; nasıl bir soykırımcı sömürgecilik altında yaşanıldığını bilmemektir. 

Eğer özgür ve demokratik yaşam kazanılacaksa ilk önce nasıl bir soykırımcı sömürgecilik altında yaşanıldığı anlaşılacaktır. Kürt’ün özgürlük kazanmasının kanunu budur. Madde 1 budur. Soykırımcı sömürgeciliği anlamayana Kürt siyasetçisi demek de doğru değildir. Kürtlerin dostları soykırımcı faşizmi tam anlamayabilirler. Ama Kürtlerin anlamaması tarihi bir gaflettir; kafalarını soykırım bıçağının altına yatırmaktır. Hala Tayyip Erdoğan’a şöyle yapma, böyle yapma çağrısı yapmak da gaflettir. Bu faşizme karşı mücadeleyi önceliğine almayan, bu faşizmi yenilgiye uğratmayı önüne koymayan her yaklaşım yanlıştır, soykırımcı sömürgeciliğin hakim olmasına göz yummaktır. Bugün barış davası, faşizme karşı mücadele davasıdır. Faşizmi yenilgiye uğratmayı amaçlamayan hiçbir yaklaşıma barışçı denilemez. Aktif ve etkin mücadeleyi önüne koymayanlar faşizme dolaylı ve dolaysız hizmet etmekten kurtulamazlar. 

Bazı marjinal Kürt partileri bir araya gelerek bir parti kurmuşlar. Bunların amacı soykırımcı faşizme karşı mücadele etmek değildir. Bunlar soykırımcı faşizme karşı mücadele edenler önünde engel olarak Kürt soykırımına hizmet eden çevrelerdir. Soykırımcı faşizme hizmet edenlerin adları Kürt olsa da özünde Kürt düşmanı konumundadırlar. Bunlar kendilerine ne derlerlerse desinler, hangi niyeti ortaya koyarlarsa koysunlar objektif olarak haindirler. Bunlar, soykırımcı faşizmin yarattığı soykırım mezarlarının soyulmasına soyunan mezar soyguncularıdır. Soykırımcı faşizm, Kürtleri ve demokrasi güçlerini ezecek, bunlar da bunun üzerinden mezar soygunculuğu yapacaklarmış! Ne diyelim, aç tavuk kendini darı ambarında hayal edermiş. Kırk yıldır yaptıkları gibi hiç heveslenmesinler, Kürt halkı soykırımcı faşizme karşı direnecek, onları soykırımcı faşistler mezarlığına gönderecektir. Bu kesimler belki bunların mezar soygunculuğunu yapabilirler.

HDP, soykırımcı faşizme karşı direniş kararı almıştır. Bu olumludur. Bu tutumun baskı ne olursa olsun sürdürülmesi önemlidir. Faşizm koşullarında önemli olan aktif tutum almaktır. Bu yapıldığında faşizme karşı mücadele mutlaka yolunu bulup gelişecektir. Faşizme karşı mücadele kararlılığı gösterildiğinde halk da bu mücadelenin içinde daha etkin biçimde yer alacaktır. Öncüde sorun olmazsa, antifaşist öncülük yapılırsa halk da bu mücadele içinde etkin ve yoğun yer alır. Hiç kimse halkta kusur bulmamalıdır. HDP ya da başka bir güç kendine bakmalıdır. Kendileri kararlı ve tutarlı olmazlarsa halktan ne bekleyebilirler? Bu açıdan HDP kendine bakmalıdır. Geçmişte hangi eksik yaklaşım ve duruş içine girdik de halk istenilen düzeyde hareketlenmedi sorusunu sormalıdırlar. Cevabı kendilerindedir. Biraz milletvekili olunduğunda sorunun kolay çözüleceği yanılgısına kapılanlar kendini sorgulamalıdırlar. 

Aslında bu süreçte herkes soykırımcı sömürgeciliğe karşı aktif mücadele etmeden özgür ve demokratik yaşamın kazanılmayacağını görmüştür. Soykırımcı sömürgecilik gerçeğini anlamadan Kürdistan ve Türkiye’deki hiçbir gelişmeyi anlamak da mümkün değildir. Kürt Halk Önderi soykırımcı sömürgeciliği çok iyi tanıdığından yıllardır herkesi AKP konusunda uyarmıştır. AKP gerçeğinin iyi tanınması gerektiğini vurgulamıştır. Zaten son savunmasında AKP gerçeğinin tanınmasına özel bir bölümle yer vermiştir. En somut olarak da “Tayyip Erdoğan Çiller’den daha tehlikelidir” diyerek herkesin durumu anlamasını sağlamaya çalışmıştır. İmralı’daki görüşmelerin doğru anlaşılmasını istemiştir. Ancak Kürt Halk Önderliğinin söyledikleri politika ve taktik söylemler olarak görülmüş; gerçeklere gözler kapatılmıştır. Çünkü yumuşak ortamın yarattığı alışkanlıklardan kopmak ya da sert bir mücadeleye hazırlanmak düşünülmemiştir. Mevcut durumun ya da rüyanın sürmesi arzulanmıştır. 

HDP şu anda takındığı tutumunu ısrarla sürdürürse sonuç alabilir; antifaşist mücadelenin etkin gücü haline gelir. Kuşkusuz tüm antifaşist güçlerle, Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizmine karşı olanlarla ortaklaşmalar gerçekleştirmek önemlidir. Bu konuda bazı handikaplar vardır; ama sabırlı olunması gerekir. CHP içinde her zaman Kürtlerle yan yana gelmek istemeyen çevreler olacaktır. CHP’nin karakterinde bu vardır. Ancak AKP faşizmine karşı olan önemli bir kesim de vardır. Tabanda antifaşist eğilim daha da güçlüdür. Bu açıdan bu tabana seslenmek; CHP içindeki antifaşist güçleri çekme çabası içinde olmak gerekir. Yine tüm sol ve sosyalist güçlerle, toplumsal muhalefetle ortak mücadele içine girmek önemlidir. Hatta CHP’yi bunlar üzerinden daha fazla antifaşist mücadeleye çekme yaklaşımı göstermek daha sonuç alıcı olabilir. Kadın hareketleri, ekolojistler, AKP iktidarından rahatsız olan herkes bu mücadelenin içine çekilebilir. 

Faşizme karşı mücadelede her türlü eylem biçimi değerlendirilebilir. En yumuşak eylem biçimlerinden en sert eylem biçimlerine kadar geniş bir eylem yelpazesi olmalıdır. Soykırımcı faşizm sadece yumuşak eylemlerle yıkılamaz. Soykırımcı faşizm ne sadece yumuşak eylemlerle, ne de sadece sert eylemlerle yıkılır. Yumuşak eylem biçimlerinin geniş toplumsal kesimleri harekete geçirme gücünü ve etkisini görmemek de yanlıştır. Önemli olan, eylem biçimlerini bütünlüklü ve birbirini tamamlayan biçimde süreklileştirmektir. 

HDP’nin Adalet eylemi önemlidir; küçümsenmemelidir. Halkın gürültü yaparak, ışık söndürerek yaptığı eylemler de gereklidir. Önemli olan, bunu tek bir mücadele biçimi haline getirmemektir. Toplumun en geniş kesiminin tepkilerini açığa çıkarmak ve daha ektili eylem biçimlerine geçiş yapmak için bu eylem biçimleri de önemli rol oynarlar. Ancak bu eylemler kararlı ve tutarlı bir antifaşist tutum ve mücadelenin parçası olduğunda anlamlıdır. Yoksa dostlar bizi pazarda görsün misali toplumu oyalama derekesine de düşülebilir. Sorun, eylemlerin biçiminde değildir; bunun zihniyet, amaç ve tutarlılığında görülmelidir. Halk HDP’nin eylemlerine yoğun biçimde katılmalıdır. Faşizmin tehditlerine boyun eğmeden bu eylemlere desteğini her biçimde sunmalıdır. Kuşkusuz sadece Amed değil, her yerde bu eylemlere katılım gösterilmelidir. AKP faşizminin tehditlerini toplu katılımlar kırar. Eylemlere toplu katılım bu tehditleri ve baskıları etkisiz kılar. 

Herkes bilsin ki AKP iktidarı içeride de dışarıda da en zayıf durumdadır. Halk mücadeleye geçtiğinde, eylemleriyle faşizmi silkelediğinde bu faşizmin ömrü kısalacaktır. Bu kadar saldırı zayıflıklarının kanıtıdır. Kendilerini baskıyla ayakta tutmaktadırlar; ancak korkunun ecele faydası yoktur. İçeride ve dışarıda desteği en aza inmiş Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizmi halkın mücadelesiyle yenilgiye uğratılacaktır.